PEYGAMBERİMİZ’İN ( A.S.) SİYASİ SÜNNETİ

26.11.2018
Süleyman Arslantaş

İslam, insanların dünya hayatına ilişkin temel düşünce, iman ve davranış bütünlüğünü ortaya koyan bir dindir. Bu din kıyamete kadar da insanların düşünce ve davranışlarına çözüm üretecek düzeydedir. Resulullah (a.s) ise bu dinin peygamberi, tebliğcisi, irşadcısı, inanç ve yaşam modelidir. O’nun rehberliği olmaksızın da dinin yaşanması neredeyse mümkün değildir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akıl ve duyularla Allah’ı bulabilir. Zira akıl bu keyfiyette yaratılmıştır. Akıl ile Allah’ı bulan insan O’na ittisal ettirecek ( ulaştıracak ) yolu bulamaz. Bu nedenledir ki eğer Allah’a kavuşmayı, O’nun rızasını kazanmayı düşünüyor isek Hz.Peygamber’in (a.s) rehberliğine kesinlikle ihtiyacımız vardır. Kuran-ı Kerim Hz.Muhammed’in (a.s) niçin gönderildiğini şöyle açıklıyor : ‘’ Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle O’na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir. ‘’ ( 33/45-46) Ve yine : ‘’ And olsun Allah’ın Resulunde sizin için; Allah’ı ve ahreti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardı.’’ ( 33/21 )

Allah’a evet diyen bir kimse için Peygamber’in ( a.s) sünnetine uymak elzemdir. Sünnet ise Hz.Peygamber’in(a.s) yaptıkları, söyledikleri ve sükûtudur. Bu bağlamda biz Müslümanlar sünneti ya da peygamberin bağlayıcılığını nasıl anlıyoruz? Sanıyorum önemli ölçüde sorgulanması gereken bir sorudur bu… Genel olarak ifade edersek neredeyse tarih boyunca gerek tüzel yapılanmalar; devlet, vakıf, dernek, cemaat vs. ve gerekse özel kişilikler alemlere rahmet olarak gönderilen O, kutlu elçinin sünnetinin bir kısmını ihya, bir kısmını ihmal, bir kısmını imhal (erteleme) ve bir kısmını da tabir-i caiz ise imha etmişlerdir. Bunlarında başında siyasi sünnetin terki gelmektedir. İlginçtir, Müslümanlar namazı kılarken kılı kırk yararlar, Ramazan orucunu tutarken hilal göründü mü, görünmedi mi diye dağlara, tepelere çıkarlar. Keza yedikleri gıdanın helal mi-haram mı olduğuna titizlik gösterirler ( haklı olarak ) ama Hz.Peygamber’in (a.s) siyasi kimlik ve sünnetine hiç dikkat etmezler ve hatta ihmalin de ötesinde bu sünneti imha ederler.

    Oysa; Hz.Muhammed hayatın bütün şubeleriyle bize, Allah’a kavuşturacak yolu öğretmek ve yaşatmak için gönderilmiştir. “ Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar savaşın…” (9/39) emrinin inşası için ortaya koydukları da önemli ve siyasi bir sünnettir. Zira  Kur-an: “ Allah, size emanetleri ehline vermenizi insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” (4/58) ayetinde gördüğümüz gibi Allah, hükmettiğimizde kavim ve kabilemizin, doğunun ve batının, Avrupa Birliği kıstaslarının değil,  Kendisinin göndermiş olduğu kıstaslarla hükmetmeyi emrediyor. Soru: Peki! Bugün İslam dünyasına hükmedenler ya da halkı Müslüman olan ülke yöneticileri emaneti ehline vererek, adaletle hükmederek mi ülkelerini yönetiyorlar, yoksa İslam dışı hüküm ve yöntemlerle mi ? Bu soruyu yöneticileri sorgulamak için sormuyorum. Vakanın bilinmesi Hz. Peygamber’in (a.s) en önemli siyasi sünnetinin nasıl rafa kaldırıldığını ve hatta mülahazat hanelerinde bile bulunmadığını ifade etmek, hatırlatmak için söylüyorum. Resulullah’ın (a.s) siyasi sünneti fıkıh diliyle ifade etmek gerekirse ibadi sünnetinden daha kuşatıcıdır, toplumsaldır.

   Bugün yeryüzünde fitne, fısk, küfür, nifak, şirk, katliam bütün şiddeti ve şubeleriyle devam etmektedir. Bunun en önemli nedeni siyasi sünnetin terk edilmesidir. Mağripten maşrike kadar eğer İslam dünyası emperyal güç odaklarının katliam ve sömürü mekânı haline getirilmişse bunun en önemli nedeni siyasi sünnetin terk edilmesindedir. Elbette siyasi sünnetin icrası içinde yine Hz. Peygamber’in (a.s) siyasi sünnetine bakmak icap eder. Fıkıhçılar usul kitaplarında ZERAYİ diye bir başlık açarlar. Kısaca ZERAYİ vesile anlamına gelen zeria kelimesinin çoğuludur. Terim olarak bu kavram helale ve harama vasıta olan şeyler olarak da tarif edilir. Bu cümleden olarak eğer Hz. Allah Kur-an’da: “ Onlara yeryüzünde bir iktidar verdiğimizde onlar namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar.”(22/41) buyuruyorsa, bu emri yerine getirebilecek güce ulaşmak içinde çaba göstermek gerekmektedir. Zira ZERAİ bahsini açan fakihler farza götüren yolun farz, harama götüren yolun da haram olduğunu ifade etmektedirler. Keza Elmalılı Hamdi Yazır Al-i İmran suresi 104. Ayet-i kerimeyi tefsir ederken; “İyiliği emir, kötülükten nehyetme’yi bir gücün, otoritenin varlığına bağlamaktadır ve devamında da Müslümanların ilk ve en önemli görevlerinden birsinin hayra davet, emir bilmaruf, nehiy anılmünker yapacak bir ümmet ve imamet teşkilini Müslümanların ba’deliyman ilk farizai diniyeleridir.” demektedir. ( Hak Dini Kur-an Dili Cilt 2 sh.1154).

Hz.Peygamber’in (a.s) Siyasi Sünneti Nasıldı ?

Hz. Peygamber’in siyasi hayatını üç safhada inceleyebiliriz. Birinci Safha “ Oku!” emri ile başlayan ve “ Kadrolaşma” diye de ifade edeceğimiz safhadır ki; Hz. Peygamber bu safhada birlikte olacağı arkadaşlarını özenle seçmiştir. Bilhassa arkadaşlarının akıllı olması, ihanet kabiliyetlerinin bulunmamasına titizlik göstermiştir. Keza ilerleyen safhalarda da bu arkadaşları en ufak bir yanlış yapmamaya dikkat etmişlerdir.  Bunların içerisinden ne Mekke’de ne Medine’de münafık çıkmamıştır.

İkinci safha; “ Sen, sana emrolunanı açıkça tebliğ et. Müşriklere aldırış etme Allah’ın yanında başka bir tanrı daha edinen o alaycılara karşı biz senin yanındayız, onlar ileride anlayacaklar.” (15/94-96). Yine; “ Yakın akrabalarını da uyar. Sana uyan müminlere de kol kanat ger. Şayet sana karşı gelirlerse de ki; ‘Ben sizin yaptıklarınızdan kesinlikle uzağım.’ “ (26/214-216). Elbette bu safhanın da önemli özellikleri var. Kısaca ifade etmek gerekirse bu safhanın en önemli özelliği; “ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol…” (11/112) ayetinin hem Hz. Muhammed (a.s) ve hem de tüm arkadaşlarında harfiyen yaşandığını görüyoruz.  Keza aleni tebliğ döneminin başladığı bu safhada Mekke müşrikleri Hz. Muhammed ve mesajını etkisizleştirmek için önce amcası Ebu Talip ile görüşürler, isteklerini dile getirirler. Rivayet olunur ki; Ebu Talip yeğenine bu istekleri ulaştırır ve Hz. Peygamber’e (a.s) bu kez Nadir b. Haris’i elçi olarak gönderirler ve bu elçi Peygamber’e iktidar, servet, kadın tekliflerini götürür. Hz. Peygamber bu teklif karşısında: “ Vallahi, Güneşi sağ avucuma Ayı da sol avucuma koysanız ben davamdan vazgeçmem. Ya Allah bu dini hakim kılar ya da bu uğurda ben canımı veririm.” (Taberi 2/218-220). İşin bu noktasında Seyyid Kuttub’un: “ Size ait olmayan sistemlerin tatbikatından size ne?” sözünü hatırlatmadan geçmek de olmaz! Özetle bu safha Hz. Peygamber’in ve arkadaşlarının siyasi faaliyetlerinin doruk yaptığı ve hiçbir şekilde dinde tecezziye (parçalanma,bölünme) gitmedikleri , her türlü dünyalık teklife meyletmedikleri ve yine her türlü eziyet ve işkenceye rağmen “ Emrolundukları gibi dosdoğru” oldukları bir safhadır…

Son safha ise; “ De ki; Rabbim, benim girilecek yere doğrulukla girmemi, çıkılacak yerden de doğrulukla çıkmamı nasip et ve bana katından bir sulta-güç ver .” (17/80) . Bu ayet-i kerimenin hicret izni ve duası olduğu, devlet ve güç istemi olduğu ifade edilmektedir. (Seyyid Kuttub Fizilal-il-Kur-an cilt 9 sh. 368).

Elbette bu üç safhanın detaylıca incelenmesi gerekmektedir zira Resulullah’ın siyasi sünneti genelde bu üç safha içerisindedir. İslami kimliği ile ibadet eden siyaset yapmak isteyen insanların da sadece Hz. Peygamber’in nasıl namaz kıldığına, nasıl oruç tuttuğuna değil; nasıl siyaset yaptığına ve keza Allah’ın sair hükümlerine de bakmaları gerekir. Peygamber başarıdan daha çok ilkeli olmaya önem veren bir liderdi. Yine Resulullah’ın ve onun kutlu sahabelerinin makam, servet, şöhret ve şehvetten nasıl uzak kaldıklarına da bakmaları gerekir. Onun sünnetine uyduğunu iddia edenlerin siyasette de onun sünnetine uymaları icap eder. Zira siyasetin de cinsi namazın cinsinden olmalıdır. İslam dünyası geri kalmışlıklarının, ezilmişliklerinin faturasını başkalarına çıkarmazdan önce, Müslümanların Kur-an ve sünnet aynasında durum muhasebesi yapmaları gerekir. Zira Kur-an “ Ey iman edenler siz kendinize bakınız eğer siz doğru yol üzere iseniz sapıtanlar size zarar veremezler.” (5/105) buyurmaktadır.  

Yorum Ekle
Yorumlar
Adil büyükçolak

08.12.2018

Sağ olasın var olasın Süleyman abi yüreğine sağlık iyilik varsınız
Tarık uçar - Bursa

02.12.2018

Süleyman abinin yazıları herzamanki gibi ufuk açıcı .. Duruşunda dolayı Kendisine Müteşekkiriz
Hakkı

29.11.2018

Süleyman bey 'Siyasi Sünnet' ibaresini tuttum. Güzel bir yazı olmuş
Mehmet poyraz

29.11.2018

Süleyman abi yine döktürmüş.. Kaleminize kuvvet abi. Maşallahınız var
Galip Ustaoğlu

28.11.2018

""Bugün yeryüzünde fitne, fısk, küfür, nifak, şirk, katliam bütün şiddeti ve şubeleriyle devam etmektedir. Bunun en önemli nedeni siyasi sünnetin terk edilmesidir. Mağripten maşrike kadar eğer İslam dünyası emperyal güç odaklarının katliam ve sömürü mekânı haline getirilmişse bunun en önemli nedeni siyasi sünnetin terk edilmesindedir. Elbette siyasi sünnetin icrası içinde yine Hz. Peygamber’in (a.s) siyasi sünnetine bakmak icap eder."" Süleyman Abiye Teşekkür ederiz
Bozoklu Deliakıncı

28.11.2018

Bu şekilde 12.yy kadar yaşayan müslümanlar İbni Sinaları vb yetiştirerek ilimde zirve idiler. Süleyman ağabey çok dile getirmiş
Yalçın DOĞRU

28.11.2018

Eyvallah Abi...ALLAH CC RAZI OLSUN...
VAHDETTİN SAKALLI

27.11.2018

Süleyman Aslantaş Ağabey yaşayan önemli değerlerimizden biridir. İlmi ve irfânından faydalamayı Allah cc nasîp eylesin.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları