“Otoriter Diyalog Biçimleri”, Bağlanma Engelidir

14.08.2017
Ali KADERCAN

Önce Güven V

“Otoriter Diyalog Biçimleri”, Bağlanma Engelidir

 

 

Değersizleştirici bir diğer yaklaşım biçimi de otoriter diyalog biçimleridir. Bu iletişim tarzında hâkim olan; buyurganlıktır, sözü itiraz edilemez tonda söylemektir, muhatabın durumunu gözetmek ve anlamak çabasına girmeden konuşmaktır, karşıyı silikleştiren bir üslup da ısrar etmektir.

Otoriter diyalog biçimleri de bağlanma engelidir. Otorite ifade eden her cümle, gönülde yeşeren sevgi duygularını kökünden sökme kabiliyeti taşır. Buna karşılık otorite üzerinden kurulmayan “diyalogla” sağlanan rahatlık ise, bağlanmayı geliştiren “kök hücre”dir. Çocuk kimin yanında kendini rahat hissediyorsa onunla bağ kurar. Bağ kurduğu zaman da paylaşmaya başlar. Paylaştıkça da bağlanır. Bu paylaşımlardan ortak hafıza, çimento görevi gören hatıralar oluşmaya başlar.

 

Otoritemsi cümleler kurmak yerine diyalogu önceleyen cümleler kurabilmeliyiz. Küçük yüreğin benliğinin gelişmesi, kendini bulması, ötekini anlaması için onun var kılıcı iletişim olan diyaloga ihtiyacı vardır. Çünkü diyalog da önceliği anlamak alır. Anlamak ön planda olduğu için de ikna etmek ve boyun eğdirmenin yerini dinlemek alır. Bağırıp çağırmak için değil olup biteni doğru bir şekilde anlayabilmek için yapılan dinlemedir bu. Küçük yüreğin biricikliği böyle gelişir. Aksi halde küçük yürek ilişkileri karşılıklı geliştirmeyi öğrenemez. Öğrense de bu ilişkiyi sürdüren taraf olamaz. Çünkü otoritemsi cümleler; çok yaralayıcıdır, güven kırıcıdır, kendi olamayacağına dair ikna edicidir, üstelik böylesi cümlelerle örselenmiş minik ruhların kendileri de otoriterliğe savrulmaktan zor kurtulurlar. Kırılması gereken zincirin halkasına dönüşmekten kurtulmaları çoğu kere mümkün de olmaz.

 

Üniversite yıllarında bir öğretmenim; eşi kendisinden ayrılma kararı aldığında ikili bir görüşmede şöyle söylemişti: “Geriye dönüp bakıyorum da, bugüne kadar yaptığım en önemli işin çocuklarımın ilklerinde yer almak olduğunu görüyorum. Onlar ilk yüzdüklerinde, bisiklete bindiklerinde, kartopu oynadıklarında… Hep ben yanlarındaydım. Otorite kurmamaya çalışarak bu ilklerin kalıcı olmasını sağladım. Çünkü hafıza otoriter ifade biçimlerini silmeye yatkındır. Sen de evlendiğinde çocuklarının ilklerinde benim gibi yanlarında olmasını bil! Ama otorite kurmadan” demişti.

 

Ne hazindir ki ayrılık söz konusu olduğunda hemen akla sevdiklerimizle ilgili sorumluluklarımızda üzerimize düşeni yapıp yapmadığımız geliyor. Ayrılma sonrası yaşanacaklarda önceden kurulması gereken bağlanma güvene dayalı olarak gerçekleşip, miş gibi bir bağlanma anlayışını aşmışsa öğretmenin ortaya koyduğu rahatlık da konuşmak mümkün oluyor. Fakat daha çok hatırda kalan bağlanamama örnekleri oluyor. Öğretmenin de dediği gibi hafıza otoriter ifade biçimlerini unutmaya yatkın olsa da bu ifade biçimlerinin meydana getirdiği duygular silinmiyor. Babanla, annenle nasıldın diye sorulduğunda çocuk başlıyor incinmişliklerini anlatmaya… Hepimiz öyle değil miyiz? Gönül dünyamızda daha çok acılar birikiyor. Buradan çıkan sonuç insanların hiçbir çatışmayı unutmadıkları, ne zaman, nerede, nasıl incindiklerini hafızalarında tuttukları yönündedir.

 

Çocuklarıyla bağlanabilen aileler kendi ve toplum geleceği için en büyük yatırımı yapmış olmaktalar.

 

İncinmişlik dediğimiz aslında yaşamayı öğrenmektir. Dünya hayatında istemediğimiz o kadar çok sorunla uğraşmamız gerekir ki, zayıf bir anımızda beklenmedik bir incinmişlik/kırılma bizi normal hayatımızın dışına çekimleyebilir. Böylesi durumlarda ailemizde edindiğimiz bağlanmanın bize kazandırdığı “değerlilik hissi”,ilaç’ görevi görmektedir. Sorunun oluşturduğu kuşatılmışlık, değerlilik hissiyle aşılıvermektedir.

 

Otoriter diyalog biçimleri nedeniyle “Değerlilik hissi” oluşamamış çocuklarımız, en ufak sorunda bocalayacakları gibi kendilerini değerli kılacağını düşündükleri bağlanmaları aile dışında aramaya başlayabileceklerdir. Bu arama, “felaketlerin kapısını” çalmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bağlanma aile yerine kaosla kurulacaktır. Bu da ailenin cezası anlamına gelecektir. Bu ceza çocukların evlendiklerinde, anne baba olduklarında da yaşanmaya devam edecektir.

 

“Değerlilik hissini” çocuğumuza vakit ayırarak, güzel cümleler kurarak, verdiğimiz sözü tutarak, taleplerine ilgisiz kalmayarak, emir kipiyle konuşmak yerine onun da fikirlerini alıp yapılması gerekenin böylece sahiplenilmesini sağlayarak, bir gün ayrılacağımız değerli bir temsilcimizle konuştuğumuzu unutmayarak, sürekli diyalogu önceleyerek oluşturabiliriz.

 

            Yine unutmamamız gerekir ki “değersizlik hissi” büyük bir boşluktur. Bu boşluğun içinde yaşanan yalnızlıktır. Soğuk betonda yatmanın verdiği üşümüşlüktür. Otoriter diyalog biçimleri; olması gerekenin çok gerisinde olduğunu betimlediğinden ‘küçük yürekte’ üşüme artar. Üşüyen çocuk kendisini ailesine yakın hissetmez. Hissettiği reddedildiğidir. Aynı şekilde aile, beklentilerine cevap veremeyen çocuk sahibi olduklarını düşünmeye başladıklarında da çocuklarını üşütmeye devam ederler. Değersizlik duygusunun önüne geçebilmek için çocuklarımızla aramızda her ne olursa olsun “iletişim kapısını” açık tutmayı başarmamız gerekmektedir.

 

            “Konuşulabilir olmak”, diyalog kurmak, otoriter olmaya tercih edilmelidir. Aynı evde olup konuşamamak ne kadar can yakıcıdır. Konuşulmayan, paylaşılmayan, rahat olmayan ortamda kalpleri birbirine yaklaştıracak duygular nasıl büyüyebilir ki?

 

   

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye