19 Kasım 2019 Salı •

Kuzuum, kuzum... Kurban olurum sana, ben!

10.08.2019
Osman KAYAER

Kuzuum, kuzum... Kurban olurum sana, ben! / Osman KAYAER

Yukarıdaki cümleyi çoğunuz analarınızdan ya da nenelerinizden duymuşsunuzdur. Bu topraklarda analar ve neneler çocuklarını ve torunlarını böyle severlerdi eskiden. Şimdikiler bilmese bile, bu İslam inancının dışavurumundan başka bir şey değildi.

Kurban, Anadolu Müslümanı zihninde hiç bir zaman hayvan boğazlamaktan ibaret olmamıştır. Anadolu Müslümanlarının deruni inançları, duyguları ve kültürü olan arifleri bir yana, avamdan olanları bile kurban edilecek hayvan ile kalbi bir bağ kurmuş, kınalar yakmış, özel ilgi göstermiş hatta arife günü ziyaretine gitmiş ve kurban edilirken de gözyaşlarını onun için akıtmıştır.

Elbette, kurban, Habil ile Kabil’den beri insan topluluklarının pek çoğunda vardı. Sadece kelime anlamından hareket ile anlamlandıracak olsak bile kurban, Allah’a yaklaşmanın onun ile bir bağ kurmanın yöntemi olarak varlığını kıyamete kadar da sürdürecektir.

Bu arada, aynı kökten gelen “garip” kelimesinin de “Allah’tan başka kimsesi olmayan kişi” anlamına geldiğini hatırlatmakta fayda var. Belki o zaman “bu din garip geldi, garip gidecek” hadisinin anlamı zihninizde müstesna bir yere oturur. Gariplik ne güzel şey Allah’ım.

Mekke’nin müşrikleri de Hz. Muhammed’e (sav) galebe çalmak için Bedir’de kurbanlar kestiler. Kestikleri hayvanların çokluğu ile övünüp kibirlendiler. Lakin onların kurbanları, hakikate engel olmak için giriştikleri savaşta mağlubiyetten başka bir şey kazandırmadı. Demek ki kurban kestiği halde müşriklerden olmak ve kaybetmek de mümkün.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde belirginleştiği haliyle Daru’l-İslam’ın yani vatanın korunması için “can vermek” de Allah yolunda “kendini kurban etmek” olarak görülmüştür. Bu yüzden analar, vatan savunması için gönderdikleri çocuklarını kınalar yakarak askere uğurlar ve onları “kınalı kuzum” diye koklayıp öperlerdi.

Müslümanlar, kurbanı “Allahuekber” diyerek keserler. Namaza dururken de “Allahuekber” derler. O halde namaza durduğumuzda da kurbanlık koç gibi nefislerimizi Öteki Alem’e göndermeliyiz. İbrahim aleyhisselam gibi “ateşe atılmaya”, İsmail aleyhisselam gibi “kurban olmaya” hazır olmalıyız.

Ruhumuz İbrahim’e (sav), bedenimiz İsmail’e (sav) benzer. O halde hem bedenimiz hem de ruhumuz Allah huzurunda her an teslim olmuş vaziyette bulunmalıdır. Bilmeliyiz ki teslimiyetimizden ötürü Allah bizim için ateşi “gül bahçesi”ne, kurbanı da “kurbanlık koça” dönüştürür.

Mümin kendi canı da dahil, neyi var neyi yoksa, Allah’ın cömertliğine karşılık, cömertçe verir ve tertemiz olarak ona döner. Ey kardeş! “temizlik imandandır” hadisini bir de böyle düşün.

Ey Müslüman, bil ki kurbandan maksat “teslimiyettir”. Nuh’un oğlu Kenan gibi “dağa çıkar tufandan kurtulurum” deme. “Gavur aklı”nı Rabbinden gelen “Hikmet”e teslim etmedikçe kurtulamazsın. Kenan gibi gemiden kaçma ki cesedini dalgalar kıyıya sürüklemesin. İsmail (sav) gibi bıçağın altına yat ki senin yerine kurbanlık gönderilsin. Bil ki Allah’ın bıçağı teslim olanı kesmez.

­İnsan, Allah’a yaklaşmaya yol bulunca bayram etmez de ne yapar. Kurban bayramınız mübarek olsun.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Metin Yilmaz

10.08.2019

Teşekkür ederim kardeşim çok güzel yazı olmus
Dürümiye / Lezzete Davetiye