Ehl-i Beyt (Hane Halkı / Aile) Üzerine / Osman KAYAER
25 Ocak 2020 Cumartesi •

Ehl-i Beyt (Hane Halkı / Aile) Üzerine

16.12.2019
Osman KAYAER

Ehl-i Beyt (Hane Halkı / Aile) Üzerine / Osman KAYAER

* Ey peygamberin hanımları, siz, kadınlardan herhangi biri değilsiniz. Korunmak istiyorsanız sözü edalı söylemeyin ki, kalbinde maraz bulunan kimse yanlış anlamasın; düzgün konuşun. * Cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın, evlerinizde durun. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (Ahzab 32-33)

* Resulullah, üzerinde siyah nakışlı bir kumaş olduğu halde sabahleyin kapı önüne çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün altına aldı. Sonra Hüseyin geldi. Onu da aldı, sonra Fatıma geldi, onu da aldı. Sonra Ali geldi onu da örtünün altına aldı. Sonra da: "Ey Ehl-i Beyt Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" dedi. (Ravi: Aişe, Kaynak: Müslim, Fezailu's-Sahabe 61)

Biz, bu yazıda yukarıdaki ayetlerden ve hadisten hareket ile günümüzde çokça tartışılan “aile” mevzuna ilişkin bir kaç kelam etmek istiyoruz.

Öncelikle “ehl-i beyt” kavramının “hane halkı” yada bugünkü tabir ile söyleyecek olursak “aile” anlamına geldiğini tespit etmekte fayda var. Saniyen (ikinci olarak) hane halkının içine torunların da girdiğini tespit etmeliyiz. Yani aile, batıcılarımızın övünerek söylediği ve “çekirdek aile” olarak isimlendirdiği gibi karı koca ve çocuklardan müteşekkil bir yapı değildir. Aile, üç nesli bir çatı altında bulunduran ve bu sayede tecrübenin ve geleneğin oluşumuna imkan veren “canlı bir doku”dur ki cemiyetin de temelini oluşturur.

Hane halkının, yani ailenin dede ve neneyi de mündemiç olduğunu teyit etmek maksadıyla şu ayetleri de zikretmekte fayda var. “Rabbin yalnız kendisine tapmanızı ve ana babanıza iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi ya da her ikisi ihtiyarlık çağına erişince onlara öf... bile demeyin, azarlamayın, onlara tatlı söz söyleyin. Onları merhamet ile kanatlarınızın altına alın. Rabbim, onlara bana küçükken baktıkları gibi merhamet et” deyin. (İsra 23-24)

Lakin şimdi Müslüman halkımız hatta İslamcılarımız bile ailenin “çekirdek aile” denen şey olduğunu zannediyorlar. Ailenin öneminden bahsedenlerin neredeyse tamamına yakını aparman dairesinde oturan karı koca ve bir iki çocuktan oluşan yapıyı “aile” olarak kabul ediyor ve söylemlerini bunun üzerine bina ediyorlar. Bizim sözünü ettiğimiz dokuya iyi gözle bakanlar bile onu tanımlarken “geniş aile” diye tanımlıyorlar ve istisnai bir hal olarak görüyorlar.

Son zamanlarda kamuoyu gündemine taşınan “İstanbul sözleşmesi” ile ailenin köküne kibrit suyu döküldüğü ve bu sözleşmeye uygun olarak çıkarılan kanunlar ile varlığı bile tehlikeye girdi, diyenler var. Bu sözleşmenin ve ona uygun kanunların aile yapısına zarar vereceği doğrudur. Lakin İstanbul sözleşmesinden daha çok aileye zarar veren hususlar bizimkilerin hiç dikkatini çekmiyor. İşte onlardan sadece ikisi.

En başta bizim “çekirdek aile” diye tarif ederek “aile” yerine ikame ettiğimiz tanımın bizzat kendisi aileye zarar veriyor. Çünkü bu tarif dede ve neneyi evden kovarak şu kötülüklere kapı araladı:

1- Nesil çatışması arttı. Çünkü dede ve nene, ana-baba ile çocuklar arasındaki ihtilaflarda arabuluculuk rolü üstleniyor yanlış yapanı uyarıyorlardı.

2- Adab-ı muaşeretin ortadan kalkmasına toplumsal düzenin bozulmasına sebep oldu. Çünkü çocuklar, ana-babalarına nasıl davranacaklarını babalarının ve analarının dedelerine ve nenelerine davranışlarına bakarak öğreniyorlardı.

3- Anadolu irfanı denen şeyin nesilden nesile aktarılmasında kesinti oluştu.

İkinci olarak, bizzat meskenlerimiz aileye büyük zarar veriyor. Apartman daireleri ve şimdilerde çocuksuz ve hanımsız bir hayata kapı aralayan 1+1 rezidanslar ve stüdyo daire denen tek odalı yapılar evliğin azalmasına yada geciktirilmesine sebep olmaktadır. Bu memlekette kimse meskenlerin aile hayatımız üzerindeki etkisini aklına bile getirmiyor. Ne bir çeşit devlet müteahhidi olan TOKİ’nin ne de özel teşebbüsün “ehl-i beyt”in huzur içinde yaşayacağı meskenleri üretmek gibi bir derdi yok.

Sözün özü, eğer gerçekten “aile” denen dokuyu korumak istiyorsak, önce tarifini düzgün yapmalı, saniyen meskenlerimizi ona uygun hale getirmenin yollarını bulmalıyız.

Yorum Ekle
Yorumlar
AynurK.

20.12.2019

Bireyselleşme eğiliminin tavan yaptığı bir süreçte 'aile yapısını/dokusunu' içselleştirmek cidden çok zor görünüyor.Vahim olan şudur ki; toplumun temel taşlarından olan 'çekirdek aile'nin dahi içinin boşaltılmış olması...
İlhan Akar

20.12.2019

Osman bey kardeşim, aile ilgili yazınız çok kıymetli ve isabetli! Mezkûr konuyla ilgili olarak kısa bir müddet önce bir vesile ile ben, nacizane bir -iki şey karalamıştım. Orda sormuştum : "-Kur'ân'da, Rasûl-ü Ekrem'in uygulamalarında aile ve kadına dair örnek alınabilecek hiç mi uygulama yoktur? Neden bu konularda Batı'yı referans alıyoruz? " diye!... Allah razı olsun! Sanki sen bu soruya cevap vermiş gibi güzel bir makale yazmışsın. Tebrik ediyorum, kalemine ve yüreğine sağlık!...
şükrü savaş

19.12.2019

Mükemmel ve güncel bir yazı olmuş. Bizim felsefi, teorik yazılara ve önerilere değil pratik yaşamda neler yapmalıyız ? sorusuna cevaplar arayan yazı ve çalışmalara ihtiyacımız var. Sonra suçu şimdi çoğunluğun yaptığı gibi İstanbul sözleşmesinin üzerine atarız.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ