Omurgalı Olmak/Kalmak Kolay Değildir!

11.03.2018
İsa ÖZÇELİK

Omurgalı bir duruşa sahip olmak her dönemde arzu edilen ama çok az sayıda insana nasip olan bir haslettir. Bu durum mevki makam sahibi insanlar için daha bir önem arz eder. Mevzu, alim, aydın ya da kanaat önderleri ise bu tutarlı duruş, onlar için çok seçenekli bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk halini alır.

 

Ülkemizde yaşayan ama bu toprakların değer yargılarına yabancı olan laikçi çevrelerin, İslam’a ve onu temsil ettiği düşünülen kişi ve kurumlara olan düşmanca saldırıları yeni bir olgu değildir. Dönemsel şartlara göre, bunu bazen örtük bazen ise açık bir şekilde icra eden bu çevreler, kimi zamanda operasyonlarını içimize soktukları Truva atları ile yapagelmişlerdir.

 

Son dönemde bu tür saldırı ve operasyonlar, bizzat camianın kendi içinden gelmekte ve geniş bir kitle olayın arka planını anlamakta zorlanmaktadır. Ulusalcı sol çevreler ve onların tetikçiliğini yapan yayın organları uzunca bir zamandır bazı hoca ve kurumları yalan ve iftiraya dayalı haberlerle karalamaya çalışmakta idi. Şimdi bu söylemlerin, benzer bir biçimde devletin en üst düzeyinde dile getirildiği gözlenmektedir.

 

Bir hocanın yıllar önce yaptığı bazı konuşmalar, kesip parçalanarak, anlam bütünlüğü bozulmuş şekli ile belli mahfillerde piyasa sürülmekte, daha sonra bu konu iktidarın ittifak halinde olduğu parti lideri tarafından uygun olmayan bir üslupla gündeme getirilmekte, son olarak da devletin en üst makamı, bu hoca ve görüşleri hakkında İslami literatüre ters düşebilecek bir dil kullanarak ( İslam’ı güncelleme ) şaşırtıcı açıklamalar yapmakta.

 

Yıllar önce yapılan bir konuşma, eğer Cumhurbaşkanına yeni gibi servis edilip, Kadınlar Günü münasebeti ile ilgili yapılan bir konuşmada gündem edilmesi sağlandı ise, eminim bunun faturası faillerine kesilecektir. Yok eğer bunun eski bir konuşma olduğu ve ulusalcı sol çeteler tarafından İslam düşmanlığının bir malzemesi olarak kullanıldığı bilindiği halde Kadınlar Günü beklenilerek bilinçli bir şekilde gündeme getirilmiş ise, İslami camia uzun süre devam edecek bir operasyon ile karşı karşıya olabilir.

 

Devlet makamı, Cumhurbaşkanının ilk konuşmasının hemen ardından İslam’ın güncellenme meselesine bir açıklık getirmekle beraber, olayın gelişim süreci birçok kişinin tereddüdünü gidermiş gözükmüyor. 15 Temmuz sonrası, Ergenekoncu çetelerin, cemaatler aleyhinde yürüttüğü kirli kampanya ve devletin kısmen bunu onaylar tavrı, yaşanılan tedirginliği besleyen etkenlerin başında geliyor.

 

 

Bu süreçte en can alıcı noktalardan birisi Cumhurbaşkanının, Diyanet teşkilatı ve İlahiyatlar gibi resmi kurumları, durumdan vazife çıkarmaya davet etmesi idi. Bu kurumların dinin doğru anlaşılmasında aktif ve CESUR rol almaları isteniyor idi. Davete icabet gecikmedi ve hutbeler bildiriler arka arkaya gelmeye başladı.     

 

Aslında bu sevindirici bir gelişme olsa gerek. Artık müftüler, imamlar, ilahiyatçı akademisyenler Kur’an hakikatlerini ve Hz. Muhammedin örnekliğini kimseden korkmadan anlatabilecekler. Doğumundan ölümüne kadar insanın hayatını kuşatan Tevhit akidesinin, insanlara her platformda anlatılacak olması umut verici. Bu durumda eğitim müfredatının sil baştan yeniden Müslümanların kendi inançlarına göre tekrar ele alınacağını beklemek en doğal hakkımızdır. Hayatı bölüp parçalayan, Mekkeli müşrikler gibi Allah’ı ekmek ve suyumuzu karşılayan bir hizmetçiye dönüştüren laiklik anlayışının, neden Tevhit inancı ile uzlaşamayacağını ilk hutbede merakla beklemek heyecan verici.

 

Müslüman bir halkın, resmi müesseselerinin kumar organizasyonu yapmasının din’e aykırılığını müftülerimiz, bunun insan haklarına ve toplumsal dinamiklere ne kadar da karşıt olduğunun felsefesini de akademisyenlerimiz yapacaktır bundan sonra. Çağdaş mabetlere dönen stadyumlar ve her çılgınlığın sergilendiği festivaller ile yeni-putçuluk arasındaki ilişkiye değinmekle kalmayıp, icra makamlarının neden bunu teşvik ettiklerini de sorgulayacaklardır eminim.

 

Devlet erkanının, bazen birlikte poz verdiği cemaat ve kişiler arasında, bahse konu olan mevzularda bayağı klasik düşünüp çağımızın gerisinde kalmış, hatta çok garip düşüncelere sahip bir takım fertler göze çarpmakta. Diyanet teşkilatı bu durumda, kimlerin İn ! ve kimler Out ! olacağı bir liste hazırlamayı da görev telakki edecektir.

 

Son dönemde iyice kendini hissettiren ulusalcılık/kavmiyetçilik virüsünün atası şeytandan, mutlak surette uzak durma gerekliliği elbette gündeme geleceği gibi, Cumhurbaşkanı’nın arzu ettiği Kur’an ve Sünnet çizgisinde, doğru din anlayışına hiçte uymayan ve dahi bilimsellik ile adeta alay eden, Diriliş dizisindeki İbn-i Arabi sahnelerinin, hangi odaklar tarafından senaryoya enjekte edildiğinin de bu ilim adamları tarafından gündeme geleceği muhakkaktır.

 

Onlarca örnek verebileceğimiz bu hatırlatmaları yaptıklarında, eğer devlet ricali cesur ilahiyatçılarımıza herhangi bir baskıda bulunursa ; ‘’Hâlika isyanda mahluka itaat yoktur ‘’ kaidesince yoluna devam edip, hakkı söylemekten korkmayacaklardır elbette…

 

Burada şöyle bir sorun var; yıllardır ülkemizde İslam’ın en temel değerleri hakarete ve saldırıya maruz kaldı/kalıyor iken, cılızda olsa bir ses vermeyen bu zevat, bütün bu beklentileri karşılayabilir mi dersiniz?

 

Para karşılığında din işleri memurluğu görevini yürüten resmi kişi ve kurumlar, laik bir ülkede vahyin şahitliğini ne kadar icra edebilir acaba?

 

Malum çağımız hız/haz çağı, bu ilahiyat kadroları her iktidar değişikliğinde güncelleme yapma becerisine de hazır mıdır acaba?

 

Bu tür süreçlerde diğer dikkat çeken bir husus ise, ilk başta değindiğimiz ilmin haysiyetine sahip alim ve aydınımızın ne kadar da az olduğu gerçeğidir. Din/düşünce emniyetini asli bir unsur olarak görüp, çok sayıda farklı din mensubunu kendi medeniyet havzasında adil bir şekilde idare edebilmiş bir Dinin mensuplarının, kendinden farklı düşünen kişi ve kurumları bu kadar kolay harcayabilmesi ya da bu tür süreçlere sessiz kalabilmesi, belki de içten içe sevinç duyması anlaşılabilir bir durum olmasa gerektir. Herhangi bir suç ve ihanet içermediği halde bu tür linç kampanyalarına katılmayı marifet bilen bir zihin, hangi entelektüel ahlaktan bahsedebilir ki?

 

Bu zevat herkesin diline pelesenk olmuş  ‘’Sarı İnek’’ hikayesini en iyi bilenlerden olduğu halde nasıl bir akıl tutulması onları bu basit/kirli kavganın bir aktörü yapıyor olabilir ki ?

 

Alim/aydın, fikir çilesi çeken ve ilmin bir namusu olduğunu idrak eden kişidir. Farklı düşünse de, bazı noktalarda muhatabını hatalı görse de, ona fikirle karşılık verir. Muhalif olduğu bir kişi ve ekolün, şiddete başvurup ihanet ettiği sabit olmadığı sürece, otorite tarafından makul olmayan gerekçelerle susturulmasına en başta o itiraz eder.

 

Peki ümmet olmayı, vahdeti, dünyaya nizam vermeyi, yüce ahlaki değerleri dillerinden düşürmeyen bizim hoca efendilere, yazar çizerlere ne demeli?

 

Bu eleştiriyi herhangi bir grubu hedef almadan yapıyorum. Çünkü bu noktada özellikle ekran yüzü olan zevatın çokta birbirlerinden farkı yok. Teknik bir takım ilmi konular dışında, bu zevatın ufkunun ortalama bir Müslüman okurdan daha ileride olduğunu söylemek çok güç ne yazık ki…

 

 

Şunu kimse aklından çıkarmamalı, bu Dinin yegane sahibi Allah’tır. Kitap ve Hz. Resul tüm insanlığa gönderilmiştir. Dini anlama ve anlatma çabası kimsenin tekelinde değildir. Hele bir yerlere emir komuta zinciri ile bağlı kişi ve kurumların hiç değildir. Bu durum aklını kiraya veren bir takım sözde sivil yapılar içinde geçerlidir.

 

Müslüman camiaya düşen kendi içindeki ihtilafları bir kenara bırakıp, birbirlerinin hukukunu olduğu gibi diğer mazlumlarında haklarını korumak olmalıdır. Bu konu da tek bir ses olup şer odaklarının oyunlarını bozmak ve devletin yeniden yapılandırılmasında Müslüman değerlerin esas alınmasını sağlamak en önemli hedef olmalıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Reşat YILDIZ

26.03.2018

Evet Omurga’nın içindeki ilik her ne ise ve Sinirler her nereye bağlı ise niyet ve hareket o istikamette olacaktır. Evet. “Ülkemizde yaşayan ama bu toprakların değer yargılarına yabancı olan laikçi çevrelerin, İslam’a ve onu temsil ettiği düşünülen kişi ve kurumlara olan düşmanca saldırıları yeni bir olgu değildir” Bu topraklarda yaşayıp da bu vatanı darul islam kılanların değerlerine, onu temsil ettiği düşünülen kişi ve kurumlara yabancı yeşil Truva atına bindirilmiş bu düşmanca tavır da çok eski bir olgu değildir. “Son dönemde iyice kendini hissettiren ulusalcılık/kavmiyetçilik virüsünün atası şeytan”. Peki bu ilahi muştuyla müjdelenip övülen bir millete karşı mensubiyetsizlik, milliyetsizlik, kimliksizlik virisünü zerkedenlerin atası kim balası kim? Bu Vatan topraklarının her karışında İbni Arabi’nin rengi sesi nefesi soluğu olduğunu ancak ömrümün son çeyreğinde anlayabilmiş olmanın hüznündeyim. Oysa Rabbini ubudiyetle sevmek, rabbince uluhiyetçe sevilmek, yani muhlisane rızayı ilahiden başka ne idi ki İslam? Bize geçmiş 30 yılda bu coğrafyanın dışında yetişip yeşeren, yetiştirilip yeşertilen zakkum çiçeklerini gül diye koklatıp yutturulan zehirleri kustuktan sonra anlayabildim Elhamdulillah. İlmi, İrfanı ve İmanı, Küfrün Sihirli sopası Sömürgeci Bilime iman edip Bilim denilen yutturmacayı mihenk alarak İslamın hakikatinden bahsetmek garabeti son yüzyılın komplekli hastalığından kurtulup şifayı ısrarlı dualarla ihsanda bulmaya ve ummuya davet ediyorum. Başlığına bakıp satırlarında Rızayı ilahi, satır aralarında omurgalı dik duruş arama gafletinde bulunduğum bu satırlardan husule gelen hezeyanımdan sonra; “sürçü lisan ettimse affola” ricası “Allah hepimize Selamet Versin inşallah” duasıyla…
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye