20 Ekim 2019 Pazar •

Fransa’dan Türkiye nasıl görünüyor… (3)

14.09.2019
Ömer Faruk Altuntaş

Fransa’dan Türkiye nasıl görünüyor… (3) / Ömer Faruk Altuntaş

İslam dünyasının en büyük problemi, basitçe ve yalnızca; Kur’an’da okunan, peygamberde vücut bulan ahlakı, hayatta görünür kılamamaktır.

İman ettiğimiz sistemin hayata dökülmemesi/dökülememesi bizi başka bakış açıları geliştirmeye zorluyor. Eğer eski bakış açısı ile Rasulullah’ın ahlakını hayata dökmek mümkün olsaydı şimdiki hal muhal olur, Müslümanlar bu kadar zillet içinde olmazlardı.

Ben bu durumu, alanda gördüğüm, ötekinin medeniyeti üzerinden okumaya çalışıyorum. Önceki yazdığım 2 yazımda kısa örneklerle Fransa özelinde batının geliştirdiği medeniyeti, alandan uygulamalarla göstermeye çalıştım.

Resmi dairelere gittiğinizde oldukça az insanla pek çok işin yapıldığı, bizdeki gibi amir memur ilişkisinin kral/köle ilişkisine dönüşmediği, bir ortamla karşılaşıyorsunuz.

Eğitim toplantısına gittiğim bir tiyatro salonunda henüz toplantı vaktinden önce sandalyelerin ve masaların yerleştirilmediğini, orada tanıdığım eğitimcilerin bunlarla uğraştığını gördüm. Ben de yardımcı olmak için topluluğa katıldım. Toplantı yapıldı, bittiğinde aynı şekilde sandalye ve masaları yerlerine götürdük. İlk defa geldiğim kültür merkezinde bir Türk de çalışıyordu. O’na buranın yöneticisi kim diye sorduğumda benimle birlikte masaları, sandalyeleri taşıyıp yerleştiren birisi olduğunu gördüm. Odasına görmek istediğimde ise özel bir odasının olmadığını bütün çalışanlar gibi bir yerde oturduğunu şaşkınlıkla öğrendim.

Şaşkınlığıma hak vereceğinizi biliyorum. Çünkü bizde basit bir okul müdürünün bile odasındaki şatafatı düşününce şaşırmamak elde değil.

Biz, ashabına su dağıtan bir peygamberden, bir üstün bir asta firavunluk ettiği hale nasıl geldik?

Bizim dışımızdaki ötekiler bu ahlakı nasıl edindiler de biz elimizdeki Kur’an’dan bu terbiyeyi edinemedik.

Sevgili dostlar bütün meselemiz bu. Ötekinin sömürü geçmişi, köle geçmişi, yeryüzünde çıkardıkları savaşlar bu soruyu anlamsız kılmıyor.

İstanbul sözleşmesiyle oturup kalktığımız şu günlerde, Türkiye’de öldürülen (tabii kayıtlar sağlıklı ise) kadın sayısının, Avrupa’daki ülkelerden en az üç kat olduğunu gördüm. Müslümanlar kadınlarını koruyamıyor, onlar için güvenli olması gereken evler, güvensiz. O güvensiz evlerde; öz güvenli, medeniyetimizin yüz akı olacak çocuklar yetişmiyor.

Uzaklaştırma cezasına karşı çıkanların evlerde şiddeti çözme konusunda hiçbir teklifleri yok. Yani “kol kırılsın yen içinde kalsın” havasındalar. İnsan fıtratına aykırı cinsel eğilimlere karşı çıkalım ama kadına, çocuğa karşı şiddet konusunda ne diyorsunuz, bunu da duyalım! Vaaz kürsülerinden kadınlarınıza iyi davranın vaazının hiçbir anlamı yok, tıpkı çalmayın diyen vaazların fabrikatör “hacıya” hiçbir fayda vermeyip standart dışı üretim yapmasını engelleyemediği gibi, emek hırsızı siyasetçiyi, liyakatsiz yandaşlarını üst makamlara doldurmasını engelleyemediği gibi…

Bir ay önce aldığım bir elektronik cihazı “kendi hatamla” bozdum. Servise gönderdim. Hiç servisle muhatap olmadım, bedava kargo ile gitti, ve geri döndü. Açtığımda cihazım yenilenmiş hiçbir ücret de talep edilmemişti.

Pek çok standartta olduğu gibi Avrupa’dan aldığımız tüketici hakları ile ilgili düzenlemeler aynen Türkiye’de de var. Peki, nasıl işliyor? Bunu izah etmeye gerek var mı?

Müslümanlar birbirine karşı güven duymuyorsa orada büyük bir problem vardır. Adil bir toplum, adil bir bakış açısından geçer. Kur’an’ın temiz pınarından hayata dökülmüş İslam’a, acı içinde kıvranan insanlığın ne çok ihtiyacı var.

Allah’tan emin olun, Allah’a emanet olun!...


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye