16 Eylül 2019 Pazartesi •

İnsanda Din Ve Ahlak İlişkisi

22.08.2019
Mustafa YILDIZ

 

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”[*] diyen peygamber (a.s.) aslında gönderiliş amacını ve bir bakıma da yapması gerekenleri ve yapacaklarını tek cümleyle özetlemiş olmaktadır.

Aslında toplumda önceden de var olduğu bilinen, hatta bünyesinde güzel olan bazı meziyetler de bulundurmuş, ancak içinde birçok yanlışı ve zulme dayalı kuralları taşıyarak süre gelmiş, fakat yönetim erkini elinde bulunduranların da gücünü kullanarak halka dayattıkları baskıyla uygulanan ve bazılarınca da istenmeden de olsa yaşanmış/yaşatılmış, islam dini gelmeden öncede ahlaki sistem/sistemler her devirde ve her zaman var olmuştur.

Cahiliye dönemi diye kategorize edilen ve yanlışlarıyla beraber uygulanarak süre gelmiş, adeta bir nevi topluma zoraki dayatılmış olan bu ahlaki kurallara karşı duruş sergileyen islam, mevcuda tepki göstermeden, içindeki yanlışları temizleme, ayıklama ve daha güzel olanıyla tamamlamak üzere Rabb’i tarafından “Seçilmiş”, “Örnek insan” olma maksadıyla gönderildiğini, bize örnek olma adına davranışlar sergilediğini bizzat kendisi (a.s.) tarafından açık-seçik şekliyle izaha gerek kalmadan bütün insanlığa açıklamıştır.

“Muhakkak sen yüce bir ahlak üzeresin.”[1] ifadesi de bizzat Rabb’ı; “Onun ahlakıyla örnek insan olmasını istemiştir.” “İslam; Güzel ahlaktır.” tanımlaması da ahlakın dinde nedenli öneme haiz ve ayrılmaz parçalar olduğunu göstermesi açısından dikkat çekilmesi de manidardır.Bu tavsiye ve önermeler bir yönüyle bize dinimizin olmazsa olmazları hakkında özet ve ana fikir de vermektedir.

Peki budenli önemli olan ahlak nedir diye tanımlamamız gerekirse şayet, sözlükte ahlak; “İnsanın kendinde var olan, doğuştan beraberinde getirdiği yada sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü, kişide huy olarak  bilinen nitelik/vasıf; iyi ve güzel olan nitelikler olarak tanımlanırken [2], kimi de; İnsanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan manevi nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya konan, iradeyle oluşan/oluşmuş davranışların bütünü, bunlarla ilgili ilim (Etik) dalı.[3] diye tarif yapmışlardır.,

Bazısı da Ahlak; “hulk” kelimesinin çoğuludur. “Hulk”; din, tabiat, huy, karakter, seciye, hal ve hareket anlamlarına gelir. İnsanın bu fiziki yapısı için “halk”, manevi yapısı için “hulk” kelimesi kullanılmıştır. “Hulk ve ahlak denilen şey, ruha mahsus bir heyet ve şekilden ve ruhta yerleşmiş bir melekeden ibarettir.” diye tanımlamıştır.[4] Ayrıca ahlak, “İnsanın kendisi dahil, varlıkla ve insanlarla ilişkilerinde nasıl davranması ya da davranmaması gerektiğini gösteren değer yargılarının bütünüdür.”, Ahlâk, bir toplumda genel olarak uyulması beklenilen kurallar ve yapılması gereken görevlerin tümüdür.”, Ahlak, bir toplumdaki iyi ya da kötü sayılan davranışlar manzumesidir.” gibi çeşitli tarifleri de yapılmıştır.[5] 

Bu tanımlamaların herkesin bilgisi dahilinde olması yani biliniyor olması, bilgili olan herkesin ahlaklı olacağı anlamına gelmez/gelmemelidir.Zira bilgiyle de ulaşılabilen bu meziyetler kişide mahiyet itibariyle zaman zaman çıkar ve menfaat üzerine bina edildiklerinden değişkenlik gösterebilir.Zaten materyalist bilimsel bilgiye göre de iyi olmanın ölçüsü, karşıdan gelecek fayda ve zarara göre tespiti yapılır.Bilginin önerdiği de kabaca budur.

Ahlaki kuralları sadece ilmin verilerine ve insafına terk edersek şayet, bu da haksızlık olur.Zira ilim kimi zaman sahibini yanıltabilir.Çünkü, İlim aramak ile ilim sahibi olmak arasında fark vardır.Birinin maksadı dünyayı anlamak/kavramak iken, diğerinin gayesi, dünyadan birşekilde istifade etmektir.

Halbuki insan ve toplumun beğenisini kazanan ahlakı oluşturan düşünce, insanın içinden gelen, toplumun irfan geleneğinden süzülmüş, dini terbiyeden geçmiş pınarların aktığı havuzdan neşet eder.Bu nedenle güzel ahlak davranış biçimi gönüllülük esasına dayanır.Davranışlar zorunluluktan değil, vicdani ve insani sorumluluktan dolayı yapılır.Mesela, dindar olduğu halde ahlaki sorunları olanlar olduğu gibi, herhangi bir dine inanmadığı halde çok güzel ahlaki meziyetler taşıyanlarda vardır.

Karşılığını sadece Rab’binden bekleyerek, dünyada karşılık beklemeden güzel ahlak sahibi olmak da ancak insani değerlerin öne çıktığı, şuurlu ve bilinçli inanç sahibi olmakla mümkün olur.Bazı kimselerde ahlaki davranışların sergilenmesini sadece dine atıfta bulunarak; “Dinden kaynaklı ortaya çıkan davranışlar” diye de tarif ve tanım yapmışlardır. Halbuki din;bir yönüyle bilgi ve tasdikin ürünüyken, ahlak ise; bu bilgi ile ahenk içinde seyreden uyumlu tatbikat ve yaşanılan hayattır.Din, bir yönüyle tercih iken, ahlak ise her insanda mevcut fıtratın tezahürüdür.

Din bize nasıl düşünmeli ve nasıl inanmalıyızı irdeleyip öğütlerken, ahlak ise; nasıl yapmalı, neye meyletmeli, nasıl yaşamalı, nasıl haraket etmeli sorularına cevaplar arar.”İman edin, iyi amellerde bulunun.”[6] ikazı ve talebi de bize inanç ile tatbikatın ayrı bablar gibi durdukları şeklinde verilmiş olsa bile, birbirinden ayrı tutmanın gereksiz olduğu birlikte yapılınca bütünün tamamlanmış olacağını belirtmek istemektedir.

Bu ayetten anlaşılan aynı zamanda, din (İman edin) ile ahlak (İyi amellerde bulunun) arasında bir ilişkinin olduğu, “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, kamil manada iman etmiş olmazsınız.” derken de, şuna dikkat çekmek isteniyor “Dindarsan demek ki iyi ahlaklı birisin.” diye anlayın demiyor, ancak “İyi ahlak sahibi isen, iman etmen, dindar olman daha kolay olur/olabilir.” şeklinde anlaşılması daha doğru olur demek istiyor.Yani; iyi ahlaklı biri bize inançlı olduğunun emarelerini gösterirken, çok namaz kılanın, fazladan oruç tutanın davranışlarında problemlerin görülmesi/zuhur etmesi, yapılan fiillerin nedenli şekli olduğu ve kişinin nedenli ahlaktan yoksun olduğunun ip uçlarını gösterir.

İslam dininde, “Karşılık beklemeden, insani bir görev olarak, topluma karşı vicdani bir sorumluluğu yerine getirme babından tamamen rızaya dayalı, gönüllülük esasına istinaden yapılan davranış ve hareketler” güzel ahlakın gereği diye tanımlanır.Kişi bunları yaparken de aynı zamanda dini bir vecibeyi yerine getirmenin verdiği hazzı, insani ve vicdani sorumluluğunu yerine getirmenin de huzurunu yaşar, kişi mutlu olur.

Buna karşın, Materyalist ve Kapitalist sistemlerde ise ahlak ve din menşeli davranışların; fayda/yarar ve menfaat devşirmeden kaynaklandığı, iyi-kötü davranışlarında acı ve haz üzerine bina edildikleri savunulur.

Halbuki, yaşlılara yer verme, yardım etme, yaralı ve hastalara yardım etme, hamilelere pozitif ayırımda bulunma v.s. gibi….davranışlar ahlaki ve vicdani duygulardan neşet eden kurallardır.Yoksa bu davranış biçiminden ne bireyin ve ne de toplumun bir faydası yoktur.Bunlar olsa olsa ancak dini, vicdani ve insani hasletlerden kaynaklı olabilirler.

Ayrıca dürüst olmak, ahlaklı davranmak kimi zaman kişinin lehine değilde aleyhine de olabilir.Buna rağmen kişinin ödün vermeden bu hasletleri dini bir görev, vicdani sorumluluk ve güzel ahlaka bina ederek sürdürmesini bir erdem ve fazilet göstergesi olarak görmeli/görülmelidir.

Güzel ahlak şayet bireyden başlayarak toplumun tamamına sirayet etse/edebilse, nihayetinde bunda bireyin kendisi de fayda görmüş olur.Bir an güzel ahlakla donatılmış bir toplum hayal edin.Herkesin elinden dilinden emin olunan bir toplum.Bu toplumda din veya dindarlığın içselleşmesi, toplumda itibara dönüşmesi hem daha kolay olur hem de temsil etme, örnek olma daha bir anlam kazanmış olmaz mı?

Ahlaki değerlerden yoksun birinin ise üzerinde ibadetlerin bolca tadbik edilmesi bile kimseyi cezbetmediği gibi, üsttelik dine ve dindarlara karşı bakışı da negatife dönüştürme aracı ve gerekçesi bile olabilir.

Belkide “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”[7] emri ibadet ve taatin güzel ahlakla tamamlanmasını hem görünüm olarak ve hemde manevi haz/lezzet almada gerekli olduğunu belirtmek içindir.Bu anlatılanları tatbik etme açısından zorluğu “Beni “Hud Süresi ihtiyarlattı” sözünden zaten anlıyor/anlayabiliyoruz.

Ancak; “Her zorlukla beraber kolaylık vardır.”[8] müjdesi “Dünyada çekilen zorlukların neticesinde ahirette rahat edersiniz.” şeklinde anlaşılacağı gibi, “Zorluklara gögüs gererek oluşturulacak ideal toplumda sonuçta rahat etme vardır.” şeklinde de anlaşılabilir/anlaşılmalıdır.

Sonuç olarak; “Güzel ahlak sahibi değilseniz, içinize sindirememişseniz şayet, inandıklarınız zirveye çıkmada size yük olur/olabilir.Zirveye çıkma tutku haline dönüşünce de yukarıya tırmanma adına yükü hafifletmek için sizde ağır basan bazı değerleri engel olarak görmeye başlar, basamaklarda döke döke yukarıya ulaşmaya/çıkmaya çalışırsınız.Ancak, ” Vardığınızda yanınızda ne kalır! onu bilmiyorum….Çünkü, Şeytan amelleri süslü göstermeye devam eder.[9] Vesselam.

Yararlanılan kaynaklar:
[*] Buhari, Tirmizi, İbn-i Mace
1-Kalem Suresi:4
2-Türkçe sözlük
3-TDV Ansiklopedisi
4-A.Hamdi AKSEKİ islam dini
5-Diyanet Yayını
6-Asr Suresi:2
7-Hud Suresi:112
8-İnşirah Suresi:5
9-Enfal Suresi:48, Enam Suresi:43, Hicr Suresi:39, Neml Suresi:24, Ankebut Suresi:38

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye