İFTİRA..

13.01.2020
Mustafa AKMEŞE

Mustafa AKMEŞE /  İFTİRA..

YOL'A İZ OLANLAR..

Elinde küçük bir bohçayla kapının önünde durdu,
derin bir nefes aldı ve kapıdan seslendi.
Ana... Baba ben Ayşe.
bir gürütü oldu içerden ve bir çığlık koptu sanki,
Ayşe’m gelmiş dedi.. Anne işte.
kaç gündür uykular haram olmuş,
hanesi adeta yıkılmış, dağılmıştı.
cenaze yerine dönmüştü evleri
gözleri ağlamaktan şişmiş bir halde kızını elinden tuttu
bağrına bastı ve Ayşe'm, kınalı kuzum ...

ne kadar süre geçti bilinmez
Anası sedirin kıyısında sessice göz yaşı dökerken,
Ebu Bekr başını eğmiş, olanlara bir ad bile verememiş biçare haldedir.

dağ gibi adam
kuracak, savunacak cümlesi kalmamış, yığılmış bir kenarda susar işte.
sonra
sessice ve tane tane konuştu Ayşe. kendinden emin ve kararlı.
Baba ben temizim. Temiz.. dedi ve yutkundu.
Ebu bekir, Kızım bu nasıl söz diyebildi.
 
Ayşe yiğit inanmış kadındı
artık ağlamıyordu da.
Resülun yanında, hanesinde ağlamaktan adeta tüketmişti göz yaşlarını.

Babacığım dedi Ayşe, Babacığım.

"Müstelik Gazvesinden" dönüyorduk. Medine yakınına geldiğimizde konakladık.
yola yeniden düşmeye yakın benim ihtiyacım geldi ve
arazinin  uzak bir kısmına yürürdüm.
ihtiyacımı giderdim, tam dönerken
Anamın düğün hediyesi olan
‘zafar’ GERDANLIĞIM  birden  koptu ve dağıldı.
karanlıktı, ellerimle tek tek toplama telaşına düştüm, derken geciktim işte.
kamp alanına geldiğimde ordu hareket etmiş.
kimsecikler yoktu.
devemin üzerindeki hevdeci içerisinde olduğum zannıyla
dikkat etmemişlerdir, döner, gelir alırlar diye de
orda beklemeye karar kıldım. yere çöktüm.
birazdan uyku bastı, geçmişim.

sonra "biz Allah’tan geldik ona dönücüleriz" diyen bir sesle irkildim.
Saffan isminde bir müslüman,
görevi icabı ordunun gerisinden gelirmiş.
öyle dedi.
Ben Ayşe dedim Resulun eşi.
sübhanallah, ANNE dedi
hemen devesini oturttu, ben bindim ve
O yaya devesinin ipinden tutarak hiç konuşmadan
orduyu Medine’ye girmeden yakaladık.
olanlardan kimsenin haberi daha yoktu.
beni
devenin üzerinde hevdec içinde zan ediyorlarmış.
o derdin arasında tebessüm eder Ayşe.
sevdi beni herzaman gibi güldü yüzüme.
ben onun hümeyra’sıyım ya. gözdesi.
bu kadar. bu kadar işte.

Eve dönünce,
yolculuktan olacak rahatsızlandım.
günlerce kırgınlıgım, rahatsızlığım devam etti. biliyorsunuz.
önceleri hiç bir farklılık yokken
an be an sanki  
Resulullah’ın ilgisinin bana kesildigini hissetim
yoğunluktur, kolay mı, ne kadar büyük telaşların altında koşturuyor
diye aldırmadım.
ama, gün gün mesafe öylesine açıldı ki.
haneme uğramaz oldu çok zaman
gözü gözüme, eli elime değmez oldu.
sessizlik, evet sadece sessizlik sağır edici sessizlik vardı etrafta.
diğer eşlerinin davranışları,
kıskançlıkla izah edilmeyecek kadar farklıydı.
sahi niye gözlerini eğerek, tam da anlam veremediğim
şekilde bakarlardı ki,
hiç şimdiye kadar olmayan bir şeyler dönüyordu etrafımda sanki.

Ümmi Mistah var ya, ha! onun Oğlu
şehrin dedikodusunu annesine anlatmış,
oda gelip bana anlattı.
yüreğimden vurulmuşa döndüm, adeta bayılıyordum.
Resulullah’ı buldum hemen tuttum ellerinden ve
annattım olanı biteni, yandım,
yakardım baba.
ağladım.
bir şey demedi. dinledi. dinledi sadece.
ortada dönen iftiraya
inanmamıştı elbette. inanmamıştı ama
niye söylemez di ki bir şeyler.
şüphe nasıl bir şeydir ki baba. neyi bekler peygamber. konuşmaz ki.

Ebu Bekr elinden tutar kızının.
saçlarını okşar.
göğsüne dayar başını ve kızım der,
Ayşemm;
Resulullah’la aramızı açmak istiyorlar.
öyle bir yerden yakaladılar ki.
ah!
emin, sıddık, iffet ve dahil ne kadar güzel hasletin
sahibi haneleri yıkmakla
Medine’yi yeniden eski haline,
Ensar’ı eski kavgalara  tutuşturmak,
Bizi de içerden yıkmak istiyorlar.

bunlar şehrin çetesi biliyorum
şehrin çetesi ama elimiz ayağımız sanki bağlandı.

Hani kızım var ya, rüzgarlı bir günde evin damından
bir kucak dolusu samanı rüzgara salarsın da
şehre dağılır gider ya.
toplaman mümkün değildir. giden gitmiştir artık.
hangi haneye, hangi sokağa,
hangi kapıya ne düşmüş bilemen ya.
dedikodu, iftira da aynısıdır işte.
sesiz ve sinsi konuşur dururlar.
oturdukları meclislerinde akşam gündüz  
çerez olur bir başkasının acısı, iffeti, namusu.
dalar  dururlar. evet, evet tam da bu,
"dalarlar işte günahlara.."

yayan bir ekiptir ama
Bu iftiraya teşne olanlar var ya,
dinleyenler,
Allah  Alah ya,öylemi ya diyenler, AH!
sessizce dilini yutup gidenler var ya. AH!
adam bildiğimiz kişilerin bazılarının bu iftiraya dil olması var ya. AH!
dost bildiğimiz kişilerin
omuz omuza kılıç salladıklarımızın suskunluğu var ya, AH!
sahi niye bu iftirayı duyunca evlerin en temizlerine leke atanların dilleri kesilir,
başlar durmaz omuzlar üzerinde demez ki,
bizim yiğitler. Ömer. AH!
Ya Resulullah, sana eş mi yok. Sıkma canını, boşa Ayşe'yi diyerek,
Resulun sırtını sıvazlarken,
şehri, müslümanları, RİSALET EVİNİ,
Ebû Bekri, Ayşe’yi
ataşlara attığını bilmeyen, Ali. AH!.

Uğunur Ebu Bekr Uğunur işte.

Aziz Peygamber öylesine daralmıştır ki.
bir yanda Hümeyra’sı, kadını, gözdesi var ya.
gözü önünde işkencelere tabi tutuluyordu,
diğer yanda yeni inşaa edilen İslam toplumu ve kurdugu düzen adeta çatırdıyor,
kardeşlik ve barış, güven
dedikoduyla paramparça olacak sürece doğru gidiyordu.

daha dün konuyu açtığında mescidde
en seçkin olanlar
birden asabiyet kavgalarına hazır bekler gördü.
ellerde okşanan kamalar, kılıçlardı.

örnek olan RİSALET EVİ temelinden sarsılıyor
Çetenin dilinden üfürülen zehir şehri sarıyor,
itibar ve kutsallık, şehrin veledlerinin dahi diline düşüyordu.

ne badireler atlatmıştı.
kanla, emekle, hicretle kurulan,
ambargolar ve işkencelere direnen islam toplumu,

bir cümlelelik sözle sarsılmıştı.

Bu ayrı bi şeydi be dost,
ayrı bi şey işte.


Ebû Bekrin evine yöneldi.
Arkadaş var ya, dost olan.
hani kimsenin yanında olmadığı zaman yanı başında duran,
gözünün içine bakan ve hadi söyle birşey yapayım,
de bana,
bir şey de, can olayım sana diyen var ya.
malı mülkü ayaklarının altına seren.
inanmış değil,
yanmış olan var ya yoluna.
öyle bir  adamdı işte. Ebu Bekr Sıddıktı O.
Gözünün Nurunu,
18 yaşında Ayşe'sini nikahına vermiş,
evlendirmiş dosttan öte olmuşlardı.

Ya Ebu Bekir diye seslendi.
...
selam verdi, yer gösterdiler Resule, Dosta, Damada.
önce bir sessizlik oldu. bilirsiniz böyle durumlarda.
söze nerden başlarsanız başlayın, bir yerden eksiktir çünkü.
Anne kıyıda kapı önünde diz çökmüş, başı önde sessizce uğunmakta.
Ebu Bekr, Resulun hemen dizi dibinde,
yüzünü vermiş yüzüne, suskun ..
Ayşe divanın ucuna ilişmi  ,gözlerini ayırmadan bakmata Eşine.

AZİZ  olan,
hamd eder önce,
acı her haliyle sinmiştir simasına;
sonra olayın vahametini ve dedikodunun mahiyetini,
şehrin her tarafında konuşulan tek önemli konusu olduğunu söyler,

ve Ayşe'ye dönüp
‘’eğer söylendiği gibi bir fenalık yapmışsan tevbe et.
O kulların tevbesini kabul eder… "

duymaz Ayşe gerisini duymaz işte.
sessizlik öyle derindir ki.
Babası ve Annesine bakar, boyunları bükülmüş susarlar işte.

Eşinin kendisiyle ilgili kurduğu cümleler nedeniyle kızar, kırılır ve;

‘’Vallahi dediğin şey için tövbe etmem.
etmemmm..
Vallahi etmem.
inkar etsem, Sizi inandıramam belli.
kabul etsem,
Ben bundan beriyim.
olmamış bir şeyi nasıl olmuş derim.’’

durur Ayşe, nefeslenir ve;

Ben Yusuf’un Babası Yakup gibi söylerim;
"artık bana düşen bir güzel sabırdır"
sığınağım Allah’tır.

üzerine bir örtü atar hızlıca elleriyle şöyle,
kafasına çeker örtüyü, sırtını döner ve sedire buruşur adeta.

…..


Ey dost,
duyuyor musun? orda mısın?
iffet sahibi bir kadınına iftira ve imanın nasıl bir şey olduğunu,
imanın nelere kadir olduğunu görmek mi istiyorsun.
dinle o zaman. dinle.

Sığınmıştı ya Rabbine Ayşe,
 o, o nasıl bir inanmışlık VE çığlıktı ki gök dile gelmiş ve kapılarını açmıştı.
İnen rahmetti, inen ayetti.

Peygamberin yüzü gülüyordu.
Ebû Bekr kızım teşekkür etsen ya! Peygambere.
Tamam bitti.  Arındın bak şimdi dedi.

Ayşe,
arınmışlığın verdiği mutlulukla rahatlamış halde,

Benim doğrulardan olduğumu,
temiz olduğumu,
iffet sahibi olduğumu Allah haber etmiştir.
arındıran Allah'tır.
Teşekkürüm O'nadır. Eşime değil
Hamd’ım, muhakkak ki  Muhammed'in Rabb’inedir..

Ey yolcu

Yol’a iz olanlar vardır.
bütün vücudlarıyla  kazımışlardır
kendilerini  Yol’a..
Yol şahid olsun bir ömre diye.
iz olsun, kaybedilmesin,
insanlar takip etsin diye.

söyle şimdi. Allah aşkına söyle.
bu yola iz olunmaz mı?
bu Yol için ÖLÜNMEZ mi?
bu Yol’a düşülmez mi?

senden, benden can bunlar
aynı hamurun insanlarıyız. görmez misin?
sevdalar aynı, korkular,
dile düşen günahlar, yenilmişlik, sevinçler benzer.

aynı, benzer gördün değil mi?

aramızdan insanların en İYİ’sini,
Allah’ın ayetlerini bize
OKUSUN ve ÖRNEK olsun diye gönderilen
"MUHAMMED insandı",
ve biz "MELEKLER" değildik.
"O kanatları altına almasaydı bizi eğer dağılır giderdik."

Ey yolcu,

düş yola,
aldırma,
inanma uyduruk yol hikayelerine.
ALLAHIN yolu,
efsaneler, masumlar, uçanlar, kaçanların  
ve sahte kahramanların yolu degildir.

Boşver sen, kale kapısını omuzlayan
 ALİ yi,
 masummuş. pöh! hadi ordan. hadi !
seni hikayeci seni.

Fâtıma'yla tartışınca
 ev kaçkını olan damat,
mescidin köşesinde toprağa bulanmış yatarken
bulur ya  Peygamber,
dişleri gözükecek kadar güler ve;
Ey Türab'ın Babası kalk hele diye seslenir ve temizler tozu toprağını ya.

Ha! Tam da o dur
bize  örnek olan Ali işte.

bu yol tam da bize göre.
ALİ de biz, ÖMER de  biz, AYŞE  de biz.
biz, biz, biz, biziz işte.

Yol’un açık olsun..

Yorum Ekle
Yorumlar
mehmet ali öner

14.01.2020

Bu ne büyük imtihandır ki, Allah'tan başkası yetmez insana..
Adem Gökmen

13.01.2020

Ancak bu kadar güzel anlatılır bu vaka.Yüreğine,kalemine sağlık.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ