Modernite ve Teknoloji Hacc İbadetini Ruhsuzlaştırmaktadır.

12.09.2017
Doç. Dr. Enver ARPA

İbadetler genellikle Yüce Yaratan’la iletişim kurma ve manevi dünyaya geçiş yapmayı hedefler. Kurulan iletişimin gücü ibadetin hazzını arttırır. Rabbinizle ne kadar hemhal olursanız o derece maneviyatınız güçlenir. Namaz, oruç, zekat ve hacc gibi temel ibadetler, kulu; yaratıcısıyla sürekli bir iletişim halinde tutmaya yönelik ibadetlerdir. Hacc ibadeti, Rabbe yakınlaşmak için bir yandan direk bir iletişim kurma imkanı sağlarken, diğer yandan rabbiyle kurduğu mükemmel ilişki sayesinde örnekleşen, yüce şahsiyetlerin anılarını sembolik olarak yaşayarak bu yakınlaşmayı sağlamaya yönelik bir ibadettir. Hacc bu yönüyle aslında bir semboller sahnesidir. Sahne sahne arınarak rabbe ulaşma çabasıdır. Dünyadan arınarak manevi dünyaya geçiş yapmaktır. Hacc, Adem (as)ı, İbrahim (as)ı, İsmail (as)ı, Hacer anamızı, Muhammed (as)ı, yaşayarak Rabbe yakınlaşmaktır; fanileşerek ebediyete intikal etme ruhunu kazanmaktır.

 

İhrama bürünerek Harem’e dahil olacaksınız, yani temsili olarak kefene bürünerek manevi intikale hazır olursunuz. İhramınızı giyindiniz ve “Rabbim dünyalık her şeyi geride bıraktım sana yöneldim” diyerek onun evine ve manevi huzuruna vardınız. Evin kutsiyeti, manevi atmosferi, sizi tüm benliğinizle sardı. Huzuru ilahidesiniz; Yaradan’ın temsili makamındasınız. Yücelerin yücesinin huzurunda, Beytullahi’l-Haram’dasınız.

 

Artık dünyalık tüm rütbeleriniz geride kaldı; kimsiniz, kimlerdensiniz, ne iş yaparsınız; makamınızın mevkinizin bir önemi yoktur.

 

Artık eşitlik diyarındasınız, Rabbinizin huzurundasınız.

 

Tüm renkler beyazladı, ırklar yok oldu, makam ve mevkiler, sosyal statüler anlamını yitirdi.

 

İşte sen ve işte Afrika’lı, Hintli, Bangladeşli Ahmet aynı makamdasınız.

 

Ten farkınız, etnik aidiyetiniz bir şey ifade etmiyor. Bakanlığınız, müdürlüğünüz, aşiret reisliğiniz bir işe yaramıyor.

 

İtaatle yükümlü bir kulsunuz; buna uymadınız, pişmansınız ve huzura vardınız o halde döneceksiniz (tavaf), kendinizden geçeceksiniz, Allah’ta, O’nun evinde, O’nun makamında yok olacaksınız; nefsinizi, arzularınızı kenara bırakacaksınız.

 

Sen bir kulsun, yükümlüsün; itaat edecektin ama isyanla malul oldun. İşte yücelik makamındasın yalvarıp yücelebilirsin. Rahmet-i İlahiyi talep et, tavaf et; erit nefsini ona yakınlaş, durmadan yalvararak beyti dolaş. Hacer’ül Esved, yapacağın itaatin temsili biat noktasıdır. ‘Bismillah Allahu Ekber’ diyerek herkesle aynı şartlarda kulluğunu sergile. En büyük O’dur, tek baki O’dur, hepiniz bu dünyadan yok olup O’na varacaksınız.

 

Düşün, tefekkür et, yaşa, acizliğini ortaya koy ve dön (tavaf et). Zihnindeki tüm engelleri bir kenara bırak, kalmasın seninle dünyalık hiç bir şey, nefsin ezilsin yok olsun.

 

Dön, dön, dön ki huzuru ilahide eriyesin, O’nun makamında hayat bulasın. Hacer’ül Esved’e her vardığında biatini yenileyeceksin. Yalvaracaksın, arınacaksın, huzura tertemiz varacaksın. Rabbini tek’ledin, kendini yok’ladın, kulluk makamında yüceldin. İki rekat namaz kıl, rabbine hamdet, şükret, acizliğini unutma, ahdini kavi tut.

 

Şimdi bu diyarda yaşanan önemli bir zorluğu sen de nefsine yaşat; ona susuzluğu tattır. Anne yüreğinin, susuz kalan yavrusu için yaşadığı acıyı sen de yüreğinde hisset. İsmail’i ve Anasının yaşadıklarını hatırla. Onlar bu diyarın çilekeşi, şefkat ve sevginin numunesi, Kabe’yi daha da önemli hale getiren değerdiler. Şimdi kendini onların yerine koy, aynı sıkıntıyı nefsine yaşat, aynı umudu besle, umudun peşinde koş ve yaşadıklarını yaşayarak nefsini arındır. Kabe’ye dönerek Allah’ı birle ve sahneyi yaşamaya başla.

 

Safa ve Merve tepeleri…

 

Yeniden inşa edilecek olan Kabe’nin banileri arasında yer alacak olan İsmail(as)ın annesi Hacer anamızın şefkat ve umudunun sahnelendiği, hacimleri küçük ama manevi ağırlıkları yüce dağları aşan iki önemli simgedir. Hacer anamız, bu yabancı diyarda susuzluk toprağında körpe yavrusuyla tek başına kalmış ve susuzluk yaşamaya başlamıştı. Oğlu susuzluktan helak olmak üzereydi.

 

Su bulması gerekiyordu…

 

Annelik duyguları yüreğini dağlıyordu.

 

Ne yapacağını bilmiyordu; bir umut, bulunduğu Safa tepesinden Merve tepesine doğru koşup durdu.

Su bulması gerekiyordu ama körpesi de şimdiki Kabe binasının bulunduğu yerde duruyordu, ondan fazla da ayrılamazdı. Gitti geldi, gitti geldi ve Safa tepesinden oğluna merakla baktı. Çaresizce onu seyretti ama umudunu yitirmedi. Rabbine yalvardı, rahmetini diledi, desteğini talep etti. O’na dayandı, O’na yalvardı ve Rabbi ona rahmet buyurdu, onu zemzem suyuyla mükafatlandırdı. İsmail’in bulunduğu yerde suyu var etti ve ondan kana kana içtiler. İşte şimdi dünyanın farklı bölgelerinden gelen müminler bir olmuş, hep birlikte Hacer anayı yâd edecekler, zemzem’e koşacaklar, İsmail’i anacaklar, anneliğin şefkat ve sevgisini canlandıracaklar. Rablerinden Hacer ve İsmail’e yaptığı lütuftan kendilerine de bahşetmesini dileyecekler. İlahi rahmete koşacaklar… İnsanlığı, erdemli olmayı kendilerinde tezahür ettirecekler.

 

Hacer olacaklar, İsmail’in yerine geçecekler, susuz kalacaklar ve sonunda rahmetle buluşacaklar. Yedi defa temsili olarak koşacaklar ve hayatlarını bu uğurda yaşamaya azmedecekler. İsmail’in, Hacer’in yolunda yürümeye niyetlenecek ve yollarına devam edecekler.

 

Sıra mahşer provasına Arafat’ta Vakfe’ye gelmiştir. Tıpkı kıyamette mahşer gününde olacağı gibi burada da herkes eşittir, kimsenin kimseye üstünlük sağlayacak bir görüntüsü veya ayrıcalığı yoktur. Beyaz renkli ihram, yeryüzünün bütün dünyevi değerlerini değersiz hale getirmiş, insanları aynı kisve altında bir araya toplamıştır. Adem (as) ile Havva anamız işledikleri hatadan dolayı ayrı düşmüş ve uzun seneler birbirlerini bulamamışlardı. Adem (as) Arafat dağında rabbine yalvarmış ve duası kabul olmuştu. Rahmet-i İlahi yüreğini serinletmiş ve huzur bahşetmişti. Allah, hatalarını affederek onları bağışlamıştı. Cebel (Dağ) rahmet cebeline dönüşmüştü. Cebrail (as)ın desteğiyle Havva anamızla Arafat ovasında buluşmuşlardı. İşte şimdi onların evlatları da aynı şekilde dünyayı, dünyalık değerleri geride bırakmış, Rahmet-i Rahman’a iltica etmişlerdir. İşledikleri hatalardan dolayı Adem’e af buyurduğu gibi kendilerine de af buyurmasını talep etmektedirler. Tekbirler, tehliller, telbiyeler semayı inletmektedir. Nidalar arşı alaya yükselmektedir. Melekler insanı gıptayla temaşa etmektedir. Rab dileyenleri bağışlayacaktır, Adem (as)in duası evlatlarının duasına önayak olacaktır. Müminler topyekün vakfeye duracak, yalvaracak, yakaracak ve bağışlanma dileyeceklerdir. Onlar bu topraklarda Rahman’ın misafiridirler, ev sahibinin ikramını ummaktadırlar. Ev sahibi zaten son derece cömerttir, ikramda bulunması kuvvetle muhtemeldir. Vakfe, dua ve tefekkürün ardından tekbirler eşliğinde insan seli halinde akarak Müzdelife’ye, Meş‘ari Haram’a doğru yola çıkacaklar. Burada; yollarının üzerine dikilip kendilerini yoldan saptırmaya çalışan şeytanı kendi dünyalarından söküp atmak için hazırlık yapacaklar. Şeytanı temsili olarak taşlayıp hayatlarından atma sahnesi için ihtiyaç duydukları taşları toplayacaklar. Vakfe’ye durarak dualar edecekler. Vakfe, dua ve hazırlığın ardından Mina’ya yolculuk başlayacak. Arına arına ilerleyecek ve şeytanın temsili olarak var olduğu kabul edilen Mina Vadisindeki Cemerat’a varacaklar.

 

Kişi, şimdi artık arınmanın son mekanındadır; kendisini yoldan saptıran, Rabbinden uzaklaştıran, kulluğuna engel oluşturan ne varsa hayatından söküp atmak üzere burada şeytan taşlama sahnesini canlandıracaktır. Tıpkı Atası İbrahim (as)ın en zor sınavında kendisine musallat olan, babalık duygularını istismar ederek Allah’a verdiği “oğlunu kurban etme” sözünden vazgeçirmeye çalışan şeytanı taşladığı gibi kulluk görevine engel teşkil eden hayatında ne varsa söküp atmak üzere taşları birer birer atacaktır. Her taşı attıkça nefsine hakimiyet kuran şeytani istek ve arzularını teker teker yere gömecektir. Tekrar tekrar taşları atacaktır. Şeytanî düşünceleri tamamen yok edinceye kadar, nefsini tamamen boyun eğdirinceye kadar bunu yapacaktır. İsmail (as)’ın yaptığı gibi şeytanı nefsinden tamamen uzaklaştıracak ve Allah’ın emirlerine tam amade hale gelinceye kadar bunu sürdürecektir. İlk gün büyük şeytanla başladığı savaşını ikinci ve üçüncü günlerde şeytani duyguların tüm aşamalarını temsil eden küçük, orta ve büyük şeytanla devam ettirecektir.

 

Tavaf, sa’y, Arafat ve Müzdelife’de vakfe, şeytanı taşlama şeklinde uyguladığı arınma programını samimiyetle yerine getiren ve yönelmeyi ifade eden Hacı sıfatını hak eden hacı artık şükretme makamındadır. Şükrünü eda etmek üzere kurban kesecektir. İbrahim (as) oğlunu kurban etmekte tereddüt yaşamamıştı; yüce Allah onun samimiyetini görmüş ve oğlunun yerine bir hayvanı kurban ederek şükrünü eda etmesini istemişti. Şimdi rabbinin huzurunda, onun emrettiği mekanlarda nefsini arındıran Allah’a yaklaşmak üzere çeşitli görevler ifa eden hacı sahip olduğu dünyalık ne varsa feda etmeye hazır hale gelmiştir. Bir kurban keserek bunu canlandıracaktır. Kurban yakınlık demektir; bunu yaparak Allah’a yakınlaşmak isteyecektir. İbrahim (as) canından daha çok sevimli olan evladını kurban etmeye hazırdı; hacı ise sevdiği ne varsa onu vermeye hazır olduğunu göstermek istemektedir. Bu niyetle kurbanını kesecek ve traş olup Beytullah’a varacaktır. Manen temizlendiği gibi maddi olarak da temizliğini yapacak, traş olacak ve kefeni temsil eden İhramdan çıkacaktır. Ardından Kabe’ye yeniden giderek tavafta bulunmaya, Rabbine doğru gerçekleştirdiği yakınlığı teyid etmeye ve daha da güçlendirmeye çalışacaktır. Tekrar tekrar Kabe etrafında dönecek, metafizik aleme uruc edecektir. Son olarak veda etmek üzere tekrar tavafta bulunacak ve sözünü, ahdini yenileyerek daha güçlü hale getirecektir. Vedalaşarak, Kabe’yi selamlayarak hayatına dönüş yapacaktır.

 

1991 yılında Hacc’a ilk gittiğimde okuduğum kitaplardan edindiğim bilgilerle Hacc’ı yukarıda canlandırdığım şekilde zihnimde tasavvur edip farizayı eda sırasında tatbik etmeye çalışmıştım. İlk Kabe ruyeti, kelimelerle tasvir edilemeyecek bir luğat ötesine sahipti. Yıllarca duvarlarınızı ve hayallerinizi süsleyen, iç çekerek hasretlik duyduğunuz o yüce mekanla karşı karşıya kaldığınızda tarifi imkansız duygular yaşıyorsunuz. Beytullah’la karşı karşıyasınız; adeta ötelere, bambaşka bir boyuta geçiyorsunuz. Kabe binası, ihtişamıyla sizi büyülüyor, İbrahim (as)ı, İsmail (as)ı, Hz. Muhammed’in izlerini hissediyorsunuz. Safa ve Merve’de ise yeni bir boyuta taşınıyorsunuz. Zemzem kuyusuna inip suyu içtiğinizde İsmail’i, Hacer’i tüm benliğinizle hissediyorsunuz. Arafat size mahşeri bütün boyutlarıyla yaşatıyor ve kendinizi mizanda hissediyor; Adem’i, Havva’yı yakından yaşıyorsunuz. Müzdelife’de vadide yürürken Rasulullah’ın ayak izlerini hissetmeniz mümkün oluyor; şeytan taşlama oldukça doğal bir ortamda yapılıyordu. Hacc’ın tüm mekanları doğal bir görünüme sahipti ve geçmişin anılarını hissetmeniz mümkündü.

 

Bu yıl (2017) gerçekleşen hac ziyaretimiz bir yönüyle elbette büyük bir mutluluk yaşattı. Nasıl olmasın ki! Ravzay-ı Mutahhara’yı, Rasulullah’ı, Ebu Bekir, Ömer, Hamza vb. yakın dostlarını, Beytullah’ı ziyaret etme fırsatı buluyorsunuz. Yüce Nebi’nin yaşam sürdüğü, vahyi aldığı, eziyetler gördüğü, fetihler yaşadığı diyarlardasınız. Elbette ki mutluluğun zirvesini yaşıyorsunuz. Ancak kutsal mekanlarda yaşanan yenilenmenin yarattığı atmosfer Haccın duygu boyutunu maalesef olumsuz etkilemektedir. Medine’de Rasulullah’ın mescidi, etrafına bir sur gibi örülen yüksek binalar arasında adeta kaybolmuştur. Otel ve oda kaygısı camiyi kapalı bir mekana çevirmiştir. Uhud’a vardığınızda da aynı manzarayla karşılaşıyorsunuz. Savaşın yaşandığı alana yapılan cami ve evler alanı tamamen yok etmiştir. Hz. Hamza’nın kabri ortada küçük bir alana hapsedilmiştir. Okçu tepesi zaten zamanla erimeye yüz tutmuş ve bu gidişle yakında tamamen eriyip tükenecektir. Modern görünümlü haliyle Uhud savaşını, okçuların aldanıp itaatsizlikte bulunmalarını, itaatsizliğin getirdiği hezimeti yaşamanız zordur.

 

Hendek Savaşının yaşandığı alana gittiğinizde de sizi oldukça modern bir cami karşılamaktadır. Hendeklerden hiç bir iz bulunmamaktadır. Alan tamamen yapılarla doldurulmuştur ve hendek ortadan kaybolmuştur. Kuba mescidi de aynı görünüme sahiptir. Medine’de tarihin tüm izleri nerdeyse yok edilmiştir. Vehhabi anlayışın hakim olduğu bu diyarlarda geçmişe sanki bir alerji duyulmaktadır. Suudiler geçmişin silinmesine adeta sessiz kalmakta hatta buna ön ayak olmaktadırlar. Mescidi Nebi’yi, Uhud’u, Kuba Mescidini, Hendek Camisini ziyaret ettiğinizde size tarihi hatırlatacak herhangi bir iz bulamıyorsunuz. Medine’de sizi geçmişle yüzleştirecek eserler sadece Osmanlının son dönemlerinde hüküm süren sultan Abdulhamit Han’ın yaptırdığı tren istasyonu ve bazı küçük camilerdir. Tren istasyonu Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ricası üzerine restore edilerek çevre düzenlemesi yapılmıştır. Yanındaki küçük Abdulhamid Camisiyle bir bütünlük içerisinde sizi geçmişe götürmektedir.

 

Medine ziyaretinin ardından Mekke’ye yolculuk heyecanı sizi içten içe kuşatmakta ve bir sabırsızlığa sürüklemektedir. Hazırlıklar yapılıp yola çıkıldığında ilk durağınız Zu’l-Huleyfe bölgesinde bulunan ve Âbar Ali olarak isimlendirilen mikat mekanı olur. Burada ihrama girip ilk hazırlığınızı yapmış olursunuz. Artık bir disipline tabisiniz, hiç bir canlıya bir zarar veremezsiniz, çeşitli sınırlamalara tabisiniz.

Burada Âbar Ali mikatına ismini veren Sultan Ali Dinar’dan bahsetmeden geçersek o yüce zât’a vefasızlık olur. Ali Dinar Şimdiki Sudan’ın bir parçası olan Darfur bölgesinin son sultanıdır. Kendi döneminde bu kutsal topraklara çeşitli hizmetlerde bulunmuştur. Kabe’nin örtüsünü her yıl Darfur’da örerek göndermiştir. Âbar Ali olarak bilinen bu bölgede su kuyuları açarak hacılara hizmet etmiştir. Ali Dinar’ın bizim tarihimizde de ayrı bir yeri vardır. 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Sultanı Mehmet Reşat Müslüman topluluklardan yardım talebinde bulunduğunda Ali Dinar hiç tereddüt göstermeden bunu kabul etmiş ve sömürgeci İngilizlere savaş açmıştır. Verdiği mücadeleyle İngilizlere zor günler yaşatmış ancak İngilizlerin sahip olduğu orantısız güç karşısında zamanla zayıf kalarak esir düşmüş ve 6 Kasım 1916 yılında idam edilmiştir. Bu alandan geçerken onu hatırlamamak mümkün mü! Fatihalar okuyarak kendisini minnetle yad ettik.

 

Hayallerin süsü olan Kabe’nin yeni düzenlemesi maalesef duygusal boyutunu olumsuz etkileyen bir görünüme büründürülmüştür. Uzun gökdelenler arasında maddi ihtişamını tamamen kaybetmiş bulunmaktadır. Mescid binası, dev gökdelenler arasında bir beton yığını gibi görünmektedir. İnsanlar Kabe’den ziyade bu gökdelenlere hayran kalmaktadır. Saat kulesi neredeyse Mekke’nin simgesi haline gelmiş bulunmaktadır. Kabe mescidinde arttırılan kat sayısı, en üst kata konulan saçak, Kabe binasını çevreleyen bir stadyum görüntüsü yaratmıştır. İnşaat çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Önceki halinde namaz için tahsis edilen alanlar iyice daraltılmıştır. Adeta tavafı yapıp çıkın gidin havası yaratılmıştır. Zemzem kuyusu kapatılmış ve Metafa (tavaf alanına) dahil edilmiştir. Kabe’nin yeni hali maalesef manevi havayı teneffüs etmenize pek yardımcı olmamaktadır. Kalabalık zaten sizi huşu içerisinde tavaf yapmaktan alıkoymaktadır. Hacc aslında bir yönüyle de bir disiplin altına alma aracıdır ama maalesef hacılarımızın eğitimsizliği buna büyük oranda mani olmaktadır. Birbirini iten, sıra halinde hervele (koşu) yaparak insanlara eziyet eden, gruplar halinde dualar okuyarak başkalarını rahatsız eden hacılar bu havayı bozduklarının farkında bile değiller. Hacıların eğitimi hacc ibadeti kadar önem kazanmış durumdadır.

 

Arafat’ta da önemli yenilenmeler yapılmıştır. Arafat’tan Mina’ya giden tren yolu intikalde büyük kolaylıklar sağlamıştır. Arafat’tan Müzdelife’ye intikal büyük oranda otobüs ve trenlerle sağlanmaktadır.  Teknolojik imkanlar her alanda hakimiyet sağlamış bulunmaktadır. Ne var ki bu modernleşme ve teknolojinin yarattığı mekanikleşme Hacc’ı da mekanik bir ibadete çevirme tehlikesi yaratmaktadır. Bu tedbirlerin hacıların rahatlığı ve güvenliği için alındığında elbette şüphe yoktur. Suudi yönetiminin bu anlamda büyük meblağlar harcadığı ve önemli iyileştirmeler yaptığını da vurgulamak lazım. Güvenlik kaygısı manevi atmosferi önemli oranda geriletmiştir. Güvenlik elbette önemlidir ancak manevi havanın teneffüs edilmesi de bir o kadar gereklidir. Hac ibadeti tamamen şekilsel ve fiziki eylemlere indirgenmemelidir.

 

Hacılar Arafat’tan tren veya otobüslerle Müzdelife’ye varmakta, namazları cem ederek kılmakta ve önemli bir bölümü kısa sürede bölgeden ayrılmaktadırlar. Yaşanan zorlukları aşmak için ruhsat kabilinden var olan bütün fetvalar kullanılmakta ve Hacc sadece şekil şartlarına indirgenmektedir. Oysa hacc bir arınma yolculuğudur, bir akıştır, bir serüvendir, bir taklit ederek yaşama faaliyetidir. Otobüsler, trenler, klimalı çadırlar vb. imkanlar bu serüveni modernize etmekte ve manevi havasını hafifletmektedir. Buna bir de telefon faciasını ilave ettiğimizde içinden çıkılmaz bir hale gelmektedir. İnsanlar o manevi havayı yaşama, sembolleri canlandırma yerine hacc’ın her aşamasını kaydetme, şeytana taş atma yerine onunla selfi yapma telaşına düşmektedirler. Kabe’den canlı görüntü, Sa’yden yayın, tavaf sırasında telefonla konuşma, namaz kılarken resim çekinme, Kabe’ye el sürerken, hatta Hacer-ı Esvedi öperken resim çekinme gibi riyakarlık kokan, insanlara eziyete sebep olan sahneler yaşatmaktadırlar. Modern imkanlar haccı her geçen gün mekanik ve şekillerden ibaret bir ibadete dönüştürmektedir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Ramazan Gunduz

12.09.2017

Makalenizi zevkle,ilgiyle okudum çok duygulandım ve heyecanlandım. Size teşekkür ediyorum. Keşke hacca gidenler gitmeden önce bu yazıyı tekrar tekrar okusalar da öyle gitseler. İnanıyorum çok farklı olacaktır. Hac rehberi kitaplarda bu bilgiler malesef yoktur. Sadece haccın menasıkı,kaide ve kuralları anlatılıyor,manave hikmetleri anlatılmıyor. Bu önemli bir eksikliktir. Diğer anlatılanlar da aynen varittir. Üzülmemek ve esef etmemek elde değil. Malesef bu mübarek mekanlarda yeni düzenlemeler bekliyor. Bugün nerdeyse hac değilde manevi turistik bir ziyarey ve gezi gibi algılanıyor. Bu kutsal mekanlar bir nevi işkal altındadır. Ümmetin ortak değerleri ve kutsal mekanlar nasıl bir kabilenin insaf ve yetkisine,tasarrufuna terkelidir. Onun için Allah kabul etsin ama haç işkevsel değildir. Çok az bir farkla mescidi aksanın kaderi yaşanıyor. Bu hüküm ağır ve insafsız bulunursa bağışlayın. Sorun bir değil;oek çok. İnşaallah her şey yeniden yerli yerine oturtular. Olur mu olmaz mı,o günler yakın mı uzak mı bilemem. Bu vesileyle selam ve saygılaımı sunarım.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye