20 Ağustos 2019 Salı •

MODERN AHLAK VE İNSAN

11.03.2019
Abdusselam DURMAZ

Yaşadığımız çağın hızla aşındırdığı bazı önemli değerleri gündemleştirmek ve bu konuda bir farkındalık oluşturmak zorundayız. Bu meyanda samimiyet, sorumluluk ve hakkaniyet kavramlarını modern ahlak ve insan başlığı altında kısaca irdelemeye gayret edeceğim.

Egemen sistemin ve modern ahlakın üzerine inşa edildiği modernizme baktığımızda, basitçe, beklenti kaynağını/hayatı anlamlandırma kaynağını, gökyüzünden yeryüzüne yani ilahi/aşkın olandan insana indirgeyen bir anlayış olarak ifade edebiliriz.

Bu anlayış, insanı, bağlı bulunduğu bütün aidiyetlerden kopararak, özgür ve özerk olarak nasıl yaşaması gerektiği, nasıl bir kimliğe bürüneceği konusunda kendi kendisinin efendisi ilan eder. İnsanın kendi zihni melekeleriyle varlığı kavramaya muktedir olduğuna, her şeyde kendisine yeteceğine inanır. Böylelikle ilahi olanı öteler ve insanı nefsin bencil tutkularıyla baş başa bırakır.

Bundan sonra insanı, salt çıkara dayalı, ruhsuz bir “ben” ve “öteki” ilişkisine sokar. Beraber yaşam, paylaşım, fedakârlık, cömertlik vb gibi müspet değerleri anlamsızlaştırarak, insanı ben odaklı açgözlü, bencil bir kişiliğe dönüştürür. Ben odaklı açgözlü bir bencile dönüştürdüğü bu kişiliği yine özgürlük, mutluluk ve daha iyi bir yaşam adına nefsin bencil tutkuları peşinde, tatmini olmayan bir yarışa sokar. Böylece öteki olan herkesi, geçmesi gereken bir rakip olduğuna inandırmaya çalışır. Sahip olduklarıyla mutlu olmayı değil ötekinden daha fazlasına sahip olmakla mutlu olacağına inandırır. Bu sayede insanları metalaştıran bu vahşi çarkı döndürerek, insanı da bu insafsız çarkın bir hammaddesi kılar.

Yaşamak için devamlı bir ‘yeni’ üretmek ve satmak zorunda olan egemen çark, kendisine bağımlı kıldığı bireyleri ne kadar yalnızlaştırır, yurtsuzlaştırır ve ne kadar köksüzleştirip, aidiyetlerinden koparırsa o oranda yaşam alanı bulacağından, bireyler arasındaki maddi manevi mesafeyi açmaya çalışır. Sürüden kopanı kurt kapar mantığıyla hareket eder ve olabildiğince sürüyü(!) dağıtmaya gayret eder.

Bunun için de haz, hız ve popülariteyi kullanır, bu alanları olabildiğince köpürterek, insanların temel ilgi alanları haline getirir.

Kökünden koparılmış, değerlerinden olabildiğince soyutlanmış ve aidiyet duygusundan arındırılmış birey, kolayca sürüklenmeye sömürülmeye hazır bir birey demektir. Zira karşımızda yanlızca kendi heva ve hevesini düşünen ve başkasının yararı için sorumluluk almaktan imtina eden sorumsuz, bencil bir birey vardır artık. Değer ve aidiyetlerinden kopartılan böylesine savrulmaya hazır bir birey, kendisine dokunmadığı sürece başkaları için neden fedakârlıkta bulunma zahmetine girsin ki? Bu ona çok ağır gelir. Çünkü bu konu ilgi alanına girmediği gibi kendisi için de bir yarar görmez. Zira her şeyin merkezinde kendini görür.

Haz, hız ve popülaritenin temel ilgi alanı haline getirildiği böylesi bir zamanda, geriye kalan diğer herşey tali hale geliyor. Baktığı her yerde, nefsin bencil tutkularının aşırı bir şekilde köpürtülerek övüldüğü, lüks bir yaşam içinde yaşayan bir azınlığın kamuya mal edilerek, ulaşılması gereken bir cennet gibi sunulduğu bir ortamda, tali görülene karşı bir yabancılaşma, duyarsızlık ve sorumsuzluğun oluşması da doğaldır.

Modern ahlakın yarattığı maddi/mekanik dünya, kendi putlarını yapıp, acıktığında da yiyen Mekke müşriklerinin tavrından çok da farklı değil.

Bireyi, oluşturulan dünya cennetine ne pahasına olursa olsun son hızla koşturan bu çark/anlayış, her yolu mübah sayarak, var olan bütün sabiteleri yıkıp geçer. Görece hale getirilen her şeyde/düzende önemli olan sonuçtur onlar için, oraya nasıl geldiğin değil. Bütün sınırlar fludur artık… O da olabilir, bu da olabilir, şu da olabilirdir…

Aslında hiçbir şey olmama hali olan bu travmatik durum, bırakın kişiyi kendisiyle ve çevresiyle samimi bir ilişki kurmaya, sorumluluk üstlenmeye yada yaşama karşı adil bir duruş sergilemeye, tamamen hissizlik ve amaçsızlık haliyle örülmüş bir anomiye doğru sürükleyerek atıl hale getirir.

Modernizmin yarattığı nizam içerisinde samimiyete yer yoktur, ihtiyaç da yoktur. Zira onun için önemli olan ölçülebilir, elle tutulabilen sonuçlardır. Samimiyetlerinin ölçüsü de yine maddidir. Zengin olanın fakir olanla samimiyeti olacak iş değildir mesela…

İnandırıcı da değildir. Maddi kaynaklı bu samimiyete gelince, o da genelde ikiyüzlü bir ilişkinin varlığını zorunlu kılar. Kişiyi çıkarı için hiç çekinmeden kılıktan kılığa girmeye, maskeler takmaya hatta yalanlar söylemeye iter. Burada belki de en önemli şey kişiyi önce kendisine karşı yabancılaştırarak, kendisiyle olan samimiyetini zedelemesidir.

Zira ikiyüzlülük, fazla maske, zamanla kişiye aslını unutturur.

Aynı şekilde böyle bir düzenin ahlakından, hakkaniyetli olmasını beklemek de beyhudedir. Güç odaklı bir hakkaniyet…

Adaletten merhameti ve vicdanı çekip, salt maddiyata oturtan bu anlayış yalnızca kazanmaya bakar. Hatta gerektiğinde ahlakı, bir boyun eğdirme, baskı, sömürü ve ezme vesilesi kılar aynı zamanda. Lakin bunu da (hakim olduğu yazılı görsel gibi unsurlarla) son derece ayartıcı bir şekilde yapar. Örneğin, gerçekle sanalı o kadar iç içe sunar ki bireyi tepki veremez bir hale getirir. Uyuşturur. Merhamet ve vicdanını köreltir. Yazılı görsel unsurların yetmediği yerde bizzat güç kullanmaktan da çekinmez.

Mesele, yalnızca samimiyet, sorumluluk ve hakkaniyet gibi ahlaki kavramlar değil, mesele, modernizmin yarattığı ahlakın bizzat kendisi…

Yada belki de Bauman gibi düşünürleri haklı çıkaran, modernizmin bir ahlakının olmadığında…

Yorum Ekle
Yorumlar
Muammer Aydın

11.03.2019

Yüreğine sağlık değerli kardeşim. Son zamanlarda artan kişilik problemlerinin çok nadide ifadelerle işlenmiş olduğu bir yazı olmuş. Rabbim senden razı olsun.
Dürümiye / Lezzete Davetiye