Miraca Giden Yol; İsra

21.03.2020
Ahmet GÜRBÜZ

Ahmet GÜRBÜZ / Miraca Giden Yol; İsra

İsra ve Miraç Kuran, sünnet, İcma ile sabit hak ve gerçek bir olaydır. Peygamber Efendimiz’in en bariz, en parlak ve en büyük mucizelerinden biridir. Fizik üstü ve algı dışı olması sebebiyle iman ile inkâr arasında bir boşluk bırakmamıştır.

O gün de iman edenler kabul etmekte tereddüt etmediği gibi, müşrikler de ikna oldukları halde tasdik etmeye yanaşmamışlardı. Aynı şekilde bu gün de fizik, fen, astronomi ve uzay araştırmalarındaki gelişmeleri takip edip, takdir eden pozitif akıl, isra ve miraç olayına gelince bocalamaktadır.

 “İnen yıldıza/peyderpey inen Kur’an’a andolsun ki arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve (batıla inanıp) azmadı da.
 O arzusuna göre konuşmaz.
O(nun sözleri/hükümleri ilhamdan) vahiyle bildirilenden (ve vahye uygunluktan) başkası değildir.*

(Peygamber’in gözünün) gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
Onun gördükleri hakkında tartışıyor musunuz?
Andolsun ki onu (Cebrail’i), diğer bir kere (Mi’râç’tan dönüşte) Sidre-i Müntehâ’nın (yedinci semanın) yanında gördü.**
O Cennetü’l-Me’vâ (takvâ sahiplerinin ve şehitlerin ruhlarının barındığı cennet) de onun yanındadır.
O (gördüğü) zaman Sidre’yi, onu bürümekte olan bürüyordu.
(Peygamber’in) göz(ü gördüğünden) kaymadı ve sınırı aşmadı.
Andolsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerinden (delillerinden) bir kısmını gördü.”(Necm 1-18)

İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek demektir. O gece Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Kudüs’e Beytullah’tan Beytülmakdis’e Cebrail (as) refakatinde özel bir binitle götürülmesidir.

Mirac ise; yükselme veya yükseğe çıkış aracı demektir. Allah Rasulü’nün Kudüs’ten Cebrail ile birlikte semanın katmanlarını aşarak, Sidretü’l-münteha’ya ulaşması ve Allah cc ile mülaki olup doğrudan vahiyler almasının adıdır.

İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin on ikinci yılında, hicretten bir yıl önce, Recep ayının yirmi yedinci gecesinde vuku bulmuştur.

Peygamber Efendimiz’in bu mucizesinin ruhen mi yoksa bedenen mi olduğu yada uyku halinde iken mi gerçekleştiği yönünde tereddütler oluşmuşsa da ulemanın kahir ekseriyeti hem ruhen hem bedenen olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da bu görüştedirler. Rüya halinde gerçekleşmiştir diyenlere kulak versek bile Peygamberlerin rüyalarının vahiy hükmünde olduğunun bilinmesi gerekir, kendilerinin gözleri uyusa da kalplerinin uyumadığı mâlûmdur.

Allahu Teâlâ Peygamberine hem büyük müjdeler vermek ve kalbini ferahlatmak, hem de nübüvvetini teyid ederek onu daha büyük sorumluluklara hazırlamak için, böyle ulvi bir yolculuğa çıkardı. İnşirah Suresi’nde anlatılan göğsünün yarılması ve kalbinin zemzem suyu ile yıkanıp, içinin iman ve hikmetle doldurulup kapatılması bu yolculuğun arefesinde gerçekleşmiştir.

“Kulunu (Muhammed as) bir gece Mescid-i Haram’dan (alıp) Mescid-i Aksa’ya kadar götüren (Allah’ın şânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksâ’ya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.(Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir!”

‘Etrafını mübarek kıldığımız’ diye vasfedilen Mescid i Aksa’dan başlaması bu yolculuğun oranın değerine, tevhid mücadelesindeki konumuna atıftandır. Zira bu bölge bütün peygamberlerin uğrak yeridir. Necm Suresi’ndeki ayetlerle bu ayet i kerimeyi birleştirdiğimiz zaman, Rasul’ün bu büyük buluşmada gördüğü ayetleri bize aktarması ancak kendi dilinden rivayet edilen hadis i şeriflerle mümkün olacaktır.

O gece ‘kader yazan kalemlerin gıcırtısını duyacak kadar’ yaklaştırdı Allah Rasul’ünü ve vahyetmek istediğini istediği gibi vahyetti.

İbn Abbas (ra)’dan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (as): “Ben, Yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur.

 Yüce Allah, İbrahim (as)’ı haliliyet ile, Musa (as)’ı kelamı ile, Muhammed (AS)’ı da rü’yetle mümtaz kılmıştır.

İbn İshak’ın, Ebu Saîd el-Hudrî (ra)’den rivayet edilen hadis i şerifte aktardığına göre, Peygamberimiz (AS) buyurmuştur ki: “Beytü’l-Makdis’te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac’a götürüldüm. Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel bir şey görmedim. O, öyle bir şeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker! Âdemoğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!”

İbrahim (as), Peygamberimiz (as)’a: “Ümmetine benden selam söyle! Onlara emret! Haber ver de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! Çünkü Cennetin toprağı güzel, suyu tatlı, arzı da geniş ve düzlüktür!” dedi.
Peygamberimiz (as): “Cennete dikilecek fidan nedir?” diye sordu.

İbrahim (a.s): “Cennete dikilecek fidan ‘Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber’dir.” dedi.
Yani: “Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! Bütün güç, kuvvet, ancak Allah’ındır, Allah iledir!”

Mirac mucizesi, hicretten hemen önce, hüzün senesinin akabinde, Mekke’de ambargonun, işkencenin can almaya başladığı, zulmün had safhaya ulaştığı, Müslümanların bunalıp bir çıkış kapısı aradığı dönemde, Peygamber Efendimiz’e bir teselli ve inşirah olarak gelmişti.

Şimdi de böyle sıkıntılar Müslümanların yakasından düşmüyor. Biz de bu mübarek gece vesilesiyle rabbimize iltica edersek, onun rahmetine ve lütfuna yönelirsek, inşallah sahipsiz ümmete bir çıkış yolu gösterir.

Bu gece vahyolan şu ayet hürmetine:

 “O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). 
Onlardan her biri:
Allah’a,
Allah’ın meleklerine,
Allah’ın kitablarına,
Allah’ın peygamberlerine inandı.
Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)
Dinledik! (Emrine) itaat ettik!
Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
Son varış(ımız) ancak Sanadır!’ dediler.
Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır. Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!
Ey Rabbimiz! Tâkat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!
Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla!
Bizi yarlığa! Bizi esirge!
Sen bizim Mevlâmızsın!
Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!”
AMİN

*Peygamberimiz’e vahiyle bildirilenler Kur’an olup bunun dışındaki emir, nehiy, tavsiye ve ikrarları ise hadislerdir.
** Adı geçen Sidre-i Müntehâ, son ağaç demek olup madde âleminin ve onlara ait ilmin son bulduğu noktadır. Bundan sonrası Allah’ın gayb âlemidir.

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Ömür Çelikdönmez

22.03.2020

Her anı mirac bilenlere selam olsun
Mehmet Aldemir

21.03.2020

Hayırlı kandiller eline sağlık
Muslim

21.03.2020

Hocam miraç Kuran’ın neresinde