Merkez(den)kaç…

07.12.2018
Hilal ALTIN

Eskiden çok berbat bir huyum vardı kendimi kusursuz zannediyordum, ama artık o da gitti şimdi mükemmelim!..

Hayatta sevdiğimiz şeyler gün geçtikçe azalmaya başlıyor sanki. İşte bir kendimizi seviyoruz bir de bize dair şeyleri.

 

Çok okumalıyım çünkü; benim gibi birisi cahil kalmamalı. Oğlum en iyi okullarda okumalı, en iyi mesleğe sahip olmalı. Nasıl olur da benim oğlum aksini düşünebilir? Benim çocuklarım birer marka olmalı!

Hayatın merkezinde biz, bizim merkezimizde nefis…

 

Gerçekten çok sevdiğimizde dahi kendimiz için seviyoruz. Hep bi kendini kayırma. “Çok seviyorum O yanımdayken çok mutluyum”.

Hep yanımda kalsın ben hep mutlu olayım! Bir kendimizi mutlu etme delisi olduk ki sormayın gitsin.Herkes benim mutluluğum için var olmalı.

Evde mutlu olmalıyım, hiçbir şey yapmadan. İşte mutlu olmalıyım az şey yapsam da. Çocuklarım beni gururlandırmalı bu bana mutluluk veriyor.

Çocuklarımızdan da en çok bize benzeyeni severiz. Boyu, huyu… hatta severek evlendiğimiz eşimizi dahi zamanla kendimize benzetmeye çalışırız.

Sonunda başaranlarımız olur.

Karşısındakini aynı kendi yapar, sonra bakar ki sevilecek bir yanı kalmamış.

Olsun ama böyle iyi oldu benim sevmeme gerek yok!.

Demek ki aslında kendimizi aynaladığımızda her şey tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

Şimdilerde aileleriyle gittiği her meclis den  ziyadesiyle sıkılan gençlerimizi hatırlayın.

Sıkılmalarına müsaade dahi etmiyoruz aslında.” Kızım sıkıldı kalkalım artık”, “oğlan böyle yerleri pek sevmez”, “çocuğa baskı yapmayalım”.

Bizler birer pervane misali önce kendi etrafımızda sonrada onların etrafında dönüp dururuz.

Esasında kimsenin etrafında dönmeyiz de…”Ama benim çocuğum”,” benim devamım”, “benim parçam”, “ uzvum”…

Yani bana dair. Ve gelecek için yeni mutluluk neferleri yetiştiririz.

Merkezde nefsimiz, iki yanında palmiye yaprağı sallayan huriler. Bir huri  üzüm yediriyor.

Hani şu klasik tablo. İşte o merkezden kaç hem de koşarak.

Bizimle hiç ilişiği olmayan bir şeyi, bir kişiyi, bir olayı sevebildiğimiz zaman ben den sıyrılıp;,

“ben seni severim, benden ötürü”   değil de, Allah yarattığı için. İşte o zaman inkişaf etmiş olacağız.

Ey Sefakar nefsim; biraz da varoş mahallede ki parkta gezinen sümüklü çocuğu sevsene.

Onu kucakla. Bir kere de bir daha görme ihtimalin olmayan, üşüyen montsuz birine— kimseyle paylaşmamak üzere—  montunu versene.

Sadece ama sadece yetim olduğu için, sana Resulullah’ı hatırlattığı için bir yetimi çok sevsene.

Hadi kendimizden sıyrılalım.

Ruhumuzu saran bedenimiz, bedenimizi örten kibir, kibirimizi saklayan sevimliliğimiz, sevimliliğimizi ön plana çıkaran ihlassız hayırlarımız, hepsini ruhumuza kadar soyunalım.

Yeni baştan giyinelim, bedenimizi olduğu gibi, yaşından şeklinden utanmadan; kibri, yalnız kendisine yakışan yüce varlığa teslim ederek; sevimliliği, imitasyon olanını, hakikiyle takas ederek; hayırlarımıza, ihlas ekleyerek yeni baştan donanalım.

Ve merkeze gidelim, orada bir eli yağda bir eli balda, şımarık nefsimize bir darbe yapalım, sabah 6:30 itibarıyla idareye el koyalım.

Ve duralım kibre layık yüce varlığın huzuruna.

Ben geldim ya Rabbim yarattığın gibi, olmamı istediğin gibi….                  

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları