20 Ekim 2019 Pazar •

Bombalar Genç Ölüler Anneler

31.08.2019
Mehmet Yavuz AY

Bombalar Genç Ölüler Anneler / Mehmet Yavuz AY

Hakikate inanmamak, gerçekleri görmemek; inançtan düşünceden analizden özeleştiriden uzaklaşmaya, acılara gözyaşı dökememeye, kin ve nefreti sürekli beslemeye mahkum etti bizi.

12 Eylül darbesini Harbiye öğrencisiyken yaşamış, 1982 Temmuz’unda Diyarbakır’a kura çekmiştim. Diyarbakır havaalanı uçuşa kapalı olduğu için Batman havaalanına inmiştik. Üzerimde üniforma. Bir camiye girdiğimde bütün gözler, tuhaf bakışlar üzerimdeydi.

Ülke evlâtlarını eğitim ve öğretime tabi tutacak genç bir teğmen olarak, beş yıl eğitimden geçirilmiştim ama ülkemizin toplumsal yapısına ilişkin herhangi bir bilgi ve kanaate sahip olmadığımı şok edici bir biçimde öğrendim.

Eski Diyarbakır evlerinin dar sokaklarında başka sesler, sözler işittim. Kürtçe Zazaca hayatın içindeydi. “Türkçe, benim ana dilim değil” diyen şiveli konuşmalar doldurdu kulaklarımı. Sol-Sağ ayrımından sonra, “Varlıkları Türk varlığına armağan edilen” Kürt, Zaza, Arap, Süryani gerçeği ile yüzleştim. Daha sonra; Ermeni, Gürcü, Azeri, Çerkez, Laz, Boşnak vatandaşlarımız olduğunu, Türkmen Alevîlerinin yanı sıra Arap Alevîlerinin ülkemizin bir parçasını oluşturduğunu öğrendim.

Diyarbakır’daki ilk günlerim hayli sancılıydı. Kürt kardeşlerimin arkamdan kurdukları cümleleri duyduğumda acıyla karışık gülümsemeler dolaştı yüzümde:

“Namaz kılıyor ama subaydan Müslüman olur mu?”

“Devletin adamı değil mi?”

“Aramıza gönderilen bir ajan olmasın.”

Zamanla, yaşadıklarına dair bilgi edindikçe tepkisel ve yanlış değerlendirmelerinin makul gerekçelerinin olduğuna kanaat getirdim.

Aynı günlerin kışlaya dönük yüzünde “Niçin içki içmediğim” sorgulanıyordu.

Askerlerimin Doğulusu Güneydoğulusu hiçbir zaman “Kıro” adlandırmasına ve çağrısına muhatap olmadı. Hakkârili asker annesinin ucu kırmızı sarı yeşil renklerle işlenmiş yün çoraplarını, Urfalı asker babasının kaçak çayını aldım. Selâmlarının içine sinmiş sevgi esintilerini içime çekerek...

Kurgulanmış tarihten gerçek tarihin yadırgatıcı, sersemleştirici gerçekliğine geçiş, zihnimde şimşekler çaktırıyordu. Tarihe yapılacak en büyük kötülük, gerçekleri saptırmak kadar, tektipleştirici bakışaçısıyla bazı olayları görmezden gelmek, hiçliğe mahkûm etmektir.

Tarihi galipler yazarmış ama gerçeklerin sonsuza dek gizlenmesine imkân yoktur. Gözünüzü kapasanız, bulutlar gelip örtse, gece olsa güneşin varlığını inkâr edebilir misiniz?

Birinci Dünya Savaşı sonrası, galiplerin başta Osmanlı toprakları olmak üzere dünyayı paylaşımları için topladıkları Paris Konferansı (18 Ocak 1919)’na kısaca bakalım. Konferansa katılan Ermeni temsilcileri, Doğu Anadolu’da kurulmasını istedikleri Ermeni Devleti haritasını gündeme getirmişlerdi. Konferansa Osmanlı delegesi olarak katılan ancak delegasyondan ayrılarak sadece Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia eden Kürt Şerif Paşa, Ermeni Bogos Nubar Paşa ile işbirliğine giderek, bağımsız Ermenistan’ın yanı sıra bağımsız Kürdistan’ın kurulması için, başta İngiltere olmak üzere batılı devletlerle anlaşma zemini arar.

Söz konusu gelişmelerden rahatsız olan çok sayıda Kürt aşiret liderleri Paris Barış Konferansına telgraf çekerek Şerif Paşa’yı azlettiklerini ifade ederler.

Siverek Halkı tarafından Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına çekilen ve 1 Mart 1920 günü Meclisin onyedinci birleşiminde okunan telgrafta ise şunlar yer alır:

“Pariste bulunan Şerif Paşa’nın, Kürdistan’ımızda Ermenilerle ortak bir yönetim kurulmasına Bogos Paşa ile birlikte çalıştığı duyuluyor. İslam Birliği, Osmanlı Topluluğu ve Halifelik idaresi dışında herhangi bir idare altında yaşamak bizim için imkânsız olup, böyle bir idarenin kurulması ve yaşatılması için seller gibi kan akıtılması, yüz binlerce insanın yokedilmesi, bakımlı yerlerin harabeye çevrilmesi dahi yetmez ve savaş ateşini yakmaktan başka işe yaramaz. Şerif Paşa’nın biz Kürtler hakkındaki sözlerinin ve anlaşmalarının en küçük bir değeri bulunmadığını gözlerinizin önüne kor, olayı şiddetle protesto ve nefretle reddederiz.” (Mahmut Goloğlu, Üçüncü Meşrutiyet, 1920; Ankara, 1970)

1925’ten bu yana doğuda, güneydoğuda akan kanın sorumlusu kimler?

Osmanlı döneminde olduğu gibi 1920’de de kaderini Türklere bağlayan Kürtler niye günah keçisi oldular?

Sorunlarımızı sümen altı ederek geldiğimiz yere bakın.

Osmanlı modernleşmesinin tarihte hiç olmamış etnik merkezli, dışlayıcı bir ideolojiye dönüşmesi, bugünleri hazırlamadı mı? İslamla eşdeğer Türklük tanımlaması, yerini kavmiyetçiliğe bıraktı.

Osmanlı toplumu içerisinde kavmiyetçiliğe en son sürüklenen Kürtler olmuştur. En büyük etkense etnik merkezli Türklük tanımlamasının yol açtığı yıkımlardır.

Etnik merkezli sistem tanımlaması ile 100 yılda nereye geldik:

Ülkemizin tüm insanlarının gönlünü kazanmış bir devlet olamadık.

Rüşvet ve yolsuzluk hayatımızın olağan bir parçası.

Adaleti arıyor istiyor ama bulamıyoruz.

Bütün referanslarımız altüst oldu. Yerlilik, milli ve manevi değerler, içi boş kavramlara dönüştü.

Alkol ve uyuşturucu kullanma yaşı onüçlere indi.

Derin bir inanç ve  kimlik buhranı yaşıyoruz.

Kan ve gözyaşı ile bağlarımız kopma noktasında.

Bombalar yağıyor acılı ülkeme, ölen benim öldüren ben.

“Ne çok acı var”, ne çok yıkım.

Saatler yok etmeye, bastırmaya ayarlı.

Sorunlarımızı konuşabilecek sakinliğe ihtiyacımız var.

Doğuda Batıda kaybeden biziz. Kendi topraklarımızı bombalıyoruz.

Seçemediğimiz, doğuştan Allah vergisi etnik köken üzerinden yürütülen savaşlar insanlığa hiçbir hayır getirmemiştir.

Doğuda Batıda çocuklarını kaybetmiş annelerin merhamet damarları kurudu. Anneler bir başka şeye dönüştüler.

Anneler yoksa ülke yoktur.

Kılıçla gelirsiniz lakin adaletle, hak ve hukukla ayakta kalabilirsiniz.

31.08.2019

Mehmet Yavuz AY

Yorum Ekle
Yorumlar
Abdullah Aydın

04.09.2019

Kaleminize sağlık, Çünkü hakikatlar uzun süre gizlenemezler, bilinmeden de an'ın tespiti yapılamaz ve gelecek inșa edilmek.
Ali Metin

03.09.2019

"Hakkârili asker annesinin ucu kırmızı sarı yeşil renklerle işlenmiş yün çoraplarını, Urfalı asker babasının kaçak çayını aldım. Selâmlarının içine sinmiş sevgi esintilerini içime çekerek." Güzellik işte bu. Selam olsun.
Hulusi Çolak

01.09.2019

Yani Türk olmanın tadını çıkar
Ahmet kılıç

01.09.2019

Allah razı olsun abi çok güzel olmuş tarihi bu şekil de okumak bizleri birbirimize kaynastiriyor selam olsun sizlere
Hakkı kino

31.08.2019

Yüreğine eline saglik ağabey keşke senin gibi insanlar toplumda çoğala bilse malesef çok sıkıntılı günler yaşıyoruz rabbim hayırlar getirsin dua ve hürmetlerimle
Erhan Aydoslu

31.08.2019

Komutanım yanınızda (Kısa dönem asker olarak) beş ay gibi kısa bir zaman bulundum. İyi ki sizi tanımışım. Askere yaklaşımınız, verdiğiniz değeri yıllardır anlatırım. Yaşadığınız sıkıntıların bir kısmına şahit oldum. O sohbetlerinizden çok istifade ettim. Mükemmel tesbitleriniz ve bilgi dağarcığınız bizlere rehber oldu. Allah sizden ebediyen razı olsun.
Sami ÖZ

31.08.2019

Tarihe ışık tutan ve şahitlik eden harika bir yazı olmuş. Eline sağlık hocam, Allah razı olsun, kalemine kuvvet versin. Sağlıcakla kal.
Dürümiye / Lezzete Davetiye