22 Temmuz 2019 Pazartesi •

ÖLÜM KORKUSUNUN HAYVANİLİĞİNE DAİR BAZI TESPİTLER

02.03.2019
Mehmet Yaşar SOYALAN

ÖLÜM KORKUSUNUN HAYVANİLİĞİNE DAİR BAZI TESPİTLER / Mehmet Yaşar SOYALAN

ÖLÜM KORKUSUNUN HAYVANİLİĞİNE DAİR BAZI TESPİTLER

-Korkunun Soykütüğü Üzerine Kısa bir Değerlendirme-

Ölüm korkusu doğal ve insani bir özellik olarak kabul edilir ve her yaşta, her insanda görünüyor olması bu kanaati pekiştirir. İnsan olarak da her birimiz hem kendi şahsi tecrübelerimizden hem de çevremizdeki şahitliklerimizin etkisi ile bu durumu fıtri bir özellik olarak kabul ederiz. Bu durum doğrudan insan tasavvurumuz ve insan algımız ile yakından ilgilidir diye düşünüyorum. Bunun nedeni, insanın, çok komplike ve kompleks/ karmaşık, pek çok özellik ve unsurdan/kategoriden oluşmuş bir varlık olduğu halde, bizim onun bu özelliğini, komplike ve karmaşık halini gereği gibi kavrayamayışımızdır. Sorun biraz kendi algı ve tanımlarımız ile ilgilidir. Örneğin, insanın komplike yapısını göz ardı ederek onu sadece hayvani bir varlık olarak (“İnsan, düşünen bir hayvandır”, tanımlarında olduğu gibi…) tanımladığımızda yeryüzündeki bütün hayvanlarda gördüğümüz bedenini koruma veya avına sahip çıkma refleksinin/ içgüdüsünün her bir insanda da bir karşılığının bulunduğundan hareketle bu durumu genel insani bir durum olarak kabul etmek durumunda kalabiliriz. Bunun sonucu olarak da insanın bu özelliğini egemen ve belirleyici bir etken, karakter olarak kabul ettiğimiz için, insanı, kendi tanımlarının ve ani refleksinin insafına terk etmiş olma yanında bu eksik durumu da olması gereken bir durum olarak kabul etmiş oluruz.

 
Oysa insanda en temel özellik/ karakter, en etkin ve en temel belirleyici olan şey; irade hürriyeti ve akletmedir. O, bu özelliği sayesinde insandır. Bütün yapıp ettiklerinin, düşünce ve davranışlarının merkezinde bu özelliği yatar, yatması gerekir. İnsanın, insanlığının boyutu, bu özelliğinin ne oranda belirleyici olduğu ile ortaya çıkar. O tüm bunları insan olmanın bir gereği olarak yapar. Yani insanın da, bir hayvan gibi ölümlü olması, yiyip içmesi, uyuması, üremesi, bazı ihtiyaçlarının bulunması onu bir hayvan kılmadığı gibi sadece bu özelliklerini ön plana çıkararak, diğer özelliklerini/ yanlarını örterek yaşaması durumunda da şeklen insan gibi görünse de bu onu gerçek bir insan kılmaz. Çünkü insandan söz ettiğimizde aslında onun yapıp ettiklerinden, davranışlarından, ürettiklerinden söz etmiş oluruz ve “hangi insan” deriz. Dolayısıyla böyle demekle insanın içinde birçok insanın bulunduğu gerçeğine atıfta bulunmuş oluruz. Çünkü her bir insan, içindeki bu ayrı insana göre insan olur ve hemcinsinin karşısına da sadece bunlardan biri olarak çıkar. Sonuçta bu davranışlar “hangi insanın ürünüdür?” deriz.

İnsan bu hale nasıl gelir veya nasıl böyle bir insan olur? İnsanın bu hayvani özelliği mi diğer özelliklerini (irade ve akletmesini) araçsallaştırarak düşünce ve eyleme dönüştürmektedir yoksa irade ve akletmesi veya bu yöndeki özellikleri mi hayvani özelliklerini sevk ve idare ederek onu insan kılmakta veya insanın içindeki insanlardan bir insan yapmaktadır?

Dedik ya insan komplike ve karmaşık bir yapıya sahiptir ama o evrenin, daha dar anlamda yeryüzünün bir parçasıdır. Evreni veya yeryüzünü kavramsal anlamda bir varlık olarak kabul ettiğimizde insan da bu varlığın bir alt parçasıdır. Bu anlamda varlığın dört farklı görünümü veya oluşumu söz konusudur. İnsan da bu dört kategoriden birisine karşılık gelir; insan kategorisi. Çünkü yeryüzünde bulunan her bir varlık kendisini şu dört kategoriden birisinin içerisinde bulmak durumundadır. Bunlar cansız varlık kategorisi (toprak, taş, kum, su, ateş, vs), bitki kategorisi (toprağa bağlı olarak yaşayan her türlü canlı, bitki ağaç vs.), hayvan kategorisi (akıl ve iradesi olmayan, hareket edebilen, yer değiştiren her türlü canlı, evcil veya evcil olmayan hayvanlar vs.), bir de bu kategorilerin tüm yapısal özelliklerini kendisinde barındıran insan kategorisi. Tabi burada sözünü ettiğimiz şey/şeyler maddenin, katı, sıvı, gaz hali dediğimiz üç hali değil. Bu tanımlama veya tasnif daha çok maddenin saf halini ifade etme bağlamında kullanılır. Biz daha çok varlığın, bir anlamda da maddenin işlevi üzerinde duruyor, tanım ve değerlendirmelerimizi de bu çerçevede ifade etmeye çalışıyoruz.

Bulunduğumuz noktadan baktığımızda bu varlık kategorilerden her birinin kendisinden önceki oluşumu da maddi ve psikolojik veya kavramsal düzlemde her bir özelliğini muhafaza ederek kendi bünyesinde barındırdığına, onu kapsadığına şahit oluyoruz. Varlığın ilk hali veya en alt hali olarak düşündüğümüz cansız varlık kısmı istisna edildiğinde - Çünkü bu hal, bütün varlık kategorilerinin asgari durumunu ifade eder.- bitki; cansız varlık olan toprak, taş, kum, su, ateşi, hayvan; bitkiye ve taş, kum, su, ateş gibi cansız varlığa ait bütün halleri, insan da bu hallerin bütünün her bir halini içinde barındırır. İnsanın aynı zamanda koca bir âlem olması da alemdeki bütün halleri, prototip bir alem olarak içinde barındırması dolayısıyladır. Bu kategorileştirme maddi bir tasnif olması yanında aynı zamanda felsefi ve metafizik bir tasniftir de. Yani bu tasnifin sembolik ve mecazi bir karşılığı da var. Bu durumu şöyle bir tablo ile gösterdiğimizde sanırım daha iyi ifade etmiş oluruz.

 

Şemada görüldüğü gibi varlık her bir aşamasında bu kategorilerden en az birine sahiptir. Varlığın oluşumu, sonrakinin öncekini kapsaması, yani öncekinin sonrakinin içinde yer alması şeklinde gelişmiştir/ gelişmektedir. Örneğin bitkide, sadece bitkide bulunan bazı özellikler/haller yanında bünyesinde toprağa, taşa, kuma, ateşe, suya ait özellikler/ haller de bulunur. Dolayısıyla hayvan da bünyesinde, salt hayvani özelliklerin/hallerin yanında cansız varlıklara ve bitkiye ait özellikleri/ halleri de barındırır. Aynı şekilde insan da sadece kendi cinsine ait akıl ve irade sahibi olması yanında her üç kategoriye ait özellikler/haller ile birlikte insan olmaktadır. Bu özellikler, elbette maddi olma yanında maddi olmayan durumları/ halleri de ihtiva eder. Varlığın bu kategorilerdeki her bir halini o varlığın karakteri olarak görmek gerekir. Bu karakterlerin toplamı onun kişiliğini oluşturur.

İşte insan, kendisinin bir varlık olarak, görünür, bilinir olmasını, yani bir varlık olmasını sağlayan, toprak, taş, kum, su, ateş, bitki ve hayvan karakterlerinin her birini hem maddi hem manevi hem de kavramsal ve bilgisel anlamda düşünce ve davranışlarında da yansıtır ve bunların hepsinden oluşan veya hepsinden bir iz ve bir işaret taşıyan ortak bir insan kimliğine sahip olur. İnsan olma bu karakterler/haller üzerine inşa edilir. Ancak bu karakterler onun insan olma sürecindeki her bir aşamayı gösterdiği gibi zaman zaman bu karakterlerinden birisine de takılıp kalabilir veya varlığını sürekli olarak o halde devam ettirebilir. Özellikle insan olmanın en temel kriteri olan irade sahibi olma, akletme ve düşünme ayrıcalığının ve bu yöndeki yeteneklerinin ortadan kaldırıldığı, örtüldüğü veya bunları adil bir şekilde ortaya koyamadığı zamanlarda/ dönemlerde diğer üç boyut özellikle de baskın bir karaktere sahip olan hayvani boyut daha belirgin ve belirleyici bir hal alabilir. İşte o zaman ortaya koyduğu şeyler (davranışlar, fikirler, ürünler,) akletmeye dayalı iradesinin bir eseri olarak değil, diğer yanlarının bir yansıması olarak tezahür eder. Duygusuzluk, duyarsızlık umursamazlık, hırçınlık, bencillik ve korku gibi özellikler/ haller, akletme ve düşünme süreçlerinin dışında gelişen, özgür iradenin tecelli etmediği/ edemediği bu üç yana ait özellikler ve karakterler/ haller olarak karşımıza çıkar.

Bu hallerin en etkin, en belirleyici ve en yaygın olanı korku halidir. Korku insanî bir durum/ hal olarak kabul edilir. Bu genelleme bir varsayımdır ama hayvanî karakterin/ halin bir yansıması olarak, insanda, insanın alt bir parçası olarak varlığını sürdürdüğü için, insanî kategorinin pek çok aşamasında ve pek çok hal içerisinde kendisini var kılar ve baskın bir karakter olarak insanî pek çok özelliği etkisi altına alır. İnsanın en baskın bir özelliğiymiş gibi, insanın tavır ve davranışlarını belirler. Aslında insandaki bu hayvanî boyut sadece insana özgü olan akletme, düşünme süreçlerinin devre dışı kaldığı/ bırakıldığı anlarda devreye girer ve hemen egemenliğini ilan eder. Bu aşamasından sonra o iradesini ve yapıp ettiklerini akletme ve düşünmenin yönlendirmesine göre değil, hayvani bir duygu olan “korku”nun yönlendirmesine göre yapar. Ortaya çıkan şeyler de hayvani bir karakter taşır.

 

Korku niye hayvanî bir karakter ve hayvani bir haldir. Çünkü hayvan öncelikle içgüdüleriyle hareket eder. Bu hemen hemen her hayvan cinsinin her bir olaya aynı veya benzer bir davranış şekline sahip olması anlamına gelir. Bu davranış şekilleri incelendiğinde burada merkezi rolün korkuda olduğu görülür. Yani onun hayatını idame ettirmesi doğrudan korkusunun gücü ve korkunun sahiciliği ile yakından ilgilidir. Öyle ki pek çok özelliği bu korku özelliğine bağlı olarak veya onunla uyumlu olarak ortaya çıkar. Çünkü etrafı düşmanlarla çevrilidir. Sadece kendisine aittir diyebileceği hiçbir özeli yoktur. Bulunduğu her hal, her an değişebilir. O bunun korkusu ile yaşar. Bu korku, var olma, var olabilme yani bir varlık, bir hayat memat meselesidir. O bu korku sayesine kendisini ve ailesini var kılar, kendisine bir çevre ve mekân edinir. Ancak kuralı kendisi koyduğunda ve onu uygulayabildiği oranda var olur.

Korkular onda daimidir. Varlık durumu ve var olma arzusu aslında bir ölme ve bir ölüm korkusudur. Onun geleceğini içgüdüsel bir şekilde bilir ve tüm çabası onu ötelemek üzerine kuruludur. Aç ve susuz kaldığında, tek başına olduğunda, yağmur ve kar altında bulunduğunda, dar bir bölgede mahsur kaldığında içgüdüsel olarak kendisini ne beklediğini bilir: Kendisini bekleyen şey ölümdür. O böyle bir durumda bir refleks olarak korkuya kapılarak, kokunun ortaya çıkardığı enerji ve oluşturduğu motive ile ölümü öteleyerek varlığını devam ettirmiş olur. Onun sürü olma, sürü halinde yaşama hali de bu var olabilme arzusunun, yani korku hali fıtratının bir tezahürüdür. Dolayısıyla refleksleri ile korkuları arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. Bu nedenle her bir hayvan için korkuların merkezi noktası ve anası ölüm korkusudur. Bütün korkular onunla ilgilidir; yalnızlık korkusu, aç, açıkta ve susuz kalma korkusu, güvensizlik korkusu, çoğalamama, neslini devam ettirememe korkusu, üşüme, donma korkusu, hastalanma korkusu vs… İşte tüm bu korkular doğrudan ve dolaylı olarak ölüm ile ilgilidir ve onun her bir davranışı var olabilme güdüsünün bir sonucudur. Zaten bunun tersi de ölümdür. Var olma ile ölüm arasındaki mesafenin adı da korkudur. Hayat da var olma ile ölüm arasındaki sürecin adıdır. Hayvani kategoride bu sürecin en temel duygusu ve tetikleyicisi korkudur. Ancak bu durum insani boyutta biraz farklıdır; orada korku insanın iradesinin kontrolündedir. İnsanın iradesi de onu akletme ve akletmenin sosyal bir tezahürü olan sağduyu ile kontrolüne alarak yönetir.

Bir hayvanın korkuları bittiğinde hayatı da biter. Çünkü gücü ve beklentileri bitmiş, var olma azmi tükenmiştir. Korkusunun bittiği an, kendisinden vaz geçtiği andır. Şimdi o, teslim olma aşamasına geçmiştir. O an geldiğinde hiç tepki vermez, olana boyun eğer. Bir koyunun, hatta inatçı, mücadeleci bir hayvan olan keçinin kurban edilme sürecini gözlemlemişseniz, bu anlattıklarımı zaten sizler de hissetmiş ve görmüş olmalısınız.

Peki bu durum insanda nasıl tezahür etmektedir. İnsanoğlunun içinde barındırdığı her bir boyut, insan olma aşamasında bir araçtır ve bu araçların her birisi bu aşamanın atlanması gereken bir basamağıdır. Öyle ki, o basamak onun asli bir parçasıdır ve onun her daim yeniden inşa edilmesini sağlar. Ancak insanın insan olmasındaki her bir boyutu onun için bir basamak mesabesindeyken, o, bu aşamalardan biri durumundaki her bir basamağa takılıp kaldığında insan olma olgunluğuna bir türlü erişemez. Ya birinci basamakta bir taş, bir ateş veya girdiği her tasın şekline dönüşen bir su olarak kalır ve kendisinin bir şey olmadığı herkesin kendisinden yararlandığı bir metaya dönüşür, ya bir bitki olarak toprağın, suyun ve güneşin esiri olarak ya da bir hayvan olarak korkularının esiri olarak yaşamaya devam eder. Sorumluluk ve bilinç aşamasına geçemez; ancak tam bir taş, toprak, ateş, bitki ve hayvan olarak da kalamadığı için, biraz taş, biraz bitki, biraz hayvan, eh biraz da insan olarak kırmaya, dökmeye, bozmaya, kan akıtmaya, her şeyi kendisinin kılmaya ama hep korkmaya, kaçmaya devam edecektir.

Kısacası nasıl ki insan, akıl ve iradesi olmadan insan olamazsa bu üç kategoriden herhangi biri eksik olduğunda da insan olamaz. İnsan ancak bu üç kategorideki bütün halleri aklının rehberliğinde iradesi altına aldığında, yani onlardan alması gerekenin gerektiği kadarını aldığında insan olur. Yoksa insan olma aşamasına gelmeden yukarıda ifade ettiğimiz herhangi bir basamakta, o basamağın varlığı olarak ömrünü tamamlar.

Son söz olarak korku, insanın hayvanî boyutunun bir eseri olarak bizim insanî aşamaya ulaşmamızın önündeki en büyük engeldir; ancak onu aştığımızda veya aklın kılavuzluğunda irademiz altına aldığımızda insanî boyutun temelini oluşturan bilinç ve sorumluluk aşamasına ulaşmamız mümkün olur. Bilinç ve sorumluluk aşamasına ulaştığımızın en temel göstergesi ise bu bilinç ve sorumluluğa adalet duygumuzun egemen olup olmadığıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Halit ATAOĞLU

07.03.2019

Kalemine sağlık.
Mustafa Demir

04.03.2019

İnsanların yaratılışı ve iradeye sahip olup sorumlu oluşu uzun bir dönemde meydana geldiği kabul edilmektedir. Hayvanlarda irade ve sorumluluk yok, sadece içgüdüleri var. Tamam! Peki hayvan ve bitkilerin yaratılış süreci/aşamaları var mı? Yoksa "ol!" denince hayvanlar ve bitkiler şimdiki hallerinde mi oluverdiler? İnsanların bir Anne-Babadan yaratılmış olması yerine, onlar da yeryüzünde diğer canlılar gibi çok sayıda çifteler halinde yaratılmış olabilirler mi? (Şuara 26: 7, Lokman 31: 10)... Sağlık ve selametle ve esenlik dileklerimle!
S.Karakoyunlu

03.03.2019

Eline diline sağlık .Çok güzel olmuş.Hilmi Ziya Ülken üslubu seziliyor.
Çağlayan Ömerustaoglu

02.03.2019

İnsan dogulmuyor olunuyor, bunun da yolu korkulari aşıp özgür oradeye ulasmakla mümkün, diyorsunuz hocam kaleminize saglik gittikce zayiflayan insanligimiza bir nester daha atmissiniz.
Çağlayan Ömerustaoglu

02.03.2019

İnsan olmak zor korkulari aşmak daha zor özgürlük imkansiz degilse de tüm bu surecleri yasamak icin soy kafalar lâzım bunun icin odenecek bedelleri de goze almak şart. Kaleminize sağlık hocam
Dürümiye / Lezzete Davetiye