20 Ekim 2019 Pazar •

ZARARSIZ YAZILAR.. (1)

21.01.2019
Mehmet Ali ÖNER

“Masamın dağınıklığı odama giren herkesi şaşırtıyor. Öyle ya, işletmelere nasıl daha iyi örgütlenebileceklerini anlatan bir adamın masası derli toplu olmalı değil mi? Ne gezer! En önemli evraklarımı bir iki saat aradıktan sonra bulabiliyorsam, ne âlâ. Tek tesellim, güzelim Türkçe'de her duruma uygun bir sözün mutlaka bulunuyor olmasıdır: “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!” Ben işletmelere gidip, haydi benim yaptığımı yapın mı diyorum? Hayır. Onlar benden dinlediklerini uygulasınlar yeter. Ben onlara düşünüp de yapamadıklarımı anlatıyorum. Kendim yapabilseydim, danışman mı olurdum?”

Yukarıdaki satırlar  Mustafa Özel’e ait. (Yenişafak 04.3.2007)

Bu satırları okumasam bunalıma girecektim. İyi ki herkes tüccar olamıyormuş..Öğrendim ve kabus bitti.

………………….

98 yılıydı galiba, Ankara’dan bir adam gelmişti seminerler veriyordu. Bize adam olmayı öğretmeye karar vermiş... Kırk yaşlarında, hani şu kişisel iletişim ustalarından.. Derslere kimler katılmıyordu ki: Osman, Şahin, Bendeniz, birkaç radyocu, genç/işadamı adayları. Birkaç derse ben de katıldım(daha doğrusu dayandım). Önemli şeylerden söz eder gibiydi, ‘isterseniz ayı ikiye bölebilirsiniz, siz önemlisiniz, beyninizi iyi çalıştırırsanız sorunların anasını bellersiniz ..’ gibi, ver coşkuyu modunda söylemler. Dikkat ediyorum, adam muadillerinden biraz farklı. Hem batı kültürünü, hem doğu kültürünü, tarihini misallerde iyi kullanıyor. Aralara hadisler serpiştiriyor ki, sağlam olsun anlattıkları! Bir kaç ders sonra ben sorular sormaya başladım. Adamın keyfi kaçtı. Neyse, araştırdım adamı Konya’da büyük bir holdinge danışmalılık yapmak istemiş kabul görmemiş. İletişim uzmanımız hız kesmedi, yetişkin işadamlarımıza da seminer, ders vermeye başladı. Bizim Müsiadlılara:”Arkadaşlar bu adamın size vereceği bir şey yok, aldanmayın, iş hayatının gerçeklerinden anlamaz, zaten elinde iyi bir örnek de yok..” dedimse de dinletemedim. Sanayicilerden bir kısmının epey dolarlarını alıp gitti, usta!

Sonra da, bir belediye başkan adayına danışmanlık yaptı ve netice pek iç açıcı olmadı. Sonuç hezimetti. İşin özetinde bu adam, başarılı işadamlarını(sanki bakkal dükkanı bile çalıştıramazlarmış gibi) komplekse sokarak, ‘sizin yaptığınız da iş mi, eloğlu neleri başardı?’ argümanını kullanıyordu. Geldi geçti, kimileri düzgün konuşma öğreneyim derken, konuşmasını unutuyordu, neredeyse..

O yüzden, bu kişisel gelişim uzmanlarına itibar etmem. Nedeni basit; Kişinin kendisi olmasını değil, başkası olmasını öğütlerler, bu tür uçuk adamlar. Ne varsa kişinin kendisinde oysa. Kendisine kader olarak yazılanın üstüne yapılması gereken açık: Çalışmak, saksıyı işletmek..

………………..

Sevgili Hocam Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu ile yaşadığım bir anekdot, bu da olumlu örnek. 2000’lerin başı, malum kriz vardı o dönem. Hocam değişik iş yapma tekniklerinden bahsetmişti o gün. Çete ekonomisi diye adlandırdı bunu. Şimdi Çinliler O’nun dediklerini uyguluyorlar takır-takır.. Yatay büyüme perspektifleri..

…………….

Yıl 2002 Ak parti için slayt hazırlamamız lazımdı,  coşkuyu iyi vermeliyiz. Yeni kurulmuş parti daha. İki gün, metne giremedik. Sabri sağ olsun, “Abi ya, insanlık tarihi iyi ile kötünün mücadelesi ile başlar..” diye bizim bir slaytımızda söz vardı, dedi.. Bununla başlasak? Oh be, dediğimizi hatırlıyorum, gençlerle birlikte.Sonunda manifesto gibi bir metin ortaya çıkmıştı.. Hey gidi, günler, hey!

Aynı günlerde başka olay; 27 Mart 2002 günü Sn.Erdoğan Denizli’de.. Sunucu, Sayın Erdoğan’ı konuşması için mikrofona çağırırken;  “Hiç kimsenin, hiçbir şey umurunda olmadığı zaman…yağmurlarla, rahmetle geldin..”  diye lafa girdi.. (Celal kulakların çınlasın)

Hiç unutmam, o akşam, hazırlanan konuşma metni yerine içinden geldiği gibi konuşmuştu Erdoğan. Hatta konuşmasının bir yerinde  Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun misallerini vererek, ”Ben sizde dirilmeye geldim..” demişti. Salon ayakta alkışladı Sayın Erdoğan’ı o gece.. Ekip olarak bu duygusal anlar çok hoşumuza gitmişti.

……………….

Baş döndüren bir değişim ve dönüşüm oldu. Toplumun her katmanına değişik şekilde sirayet eden bir değişim. İnsan ilişkileri köklerinden ve kodlarından uzakta seyrediyor artık. Her şey marka(ama sahtesi çoklukta!).. Bazı isimler bile marka olmuş, olabilmiş.. Marka olamayanlar; siyasetin acı gerçeği gereği gemileri yakmayı ihmal edenler!

…………………..

Ne demişler;

“Camızı kadı etmişler, samanlığı kendine ayırmış..”  Atı alan Üsküdar’ı geçiyor mu acaba?

Fıkra şöyle: ” Bir gün temel ve dursun ormanda kamp kurmuşlar. Bir sabah bir aslanın kükreme sesiyle uyanmışlar. Temel hemen spor ayakkabılarını giymiş, bağlarını bağlarken Dursun; “ula Temel ne bu telaş aslanı geçebileceğini mi duşünisin” deyince, Temel

“ ula seni geçeyim yeter” demiş.

Her şeyi en kolay ve vurucu anlatmakta şiir gibisi yok. Şair Hüseyin Atlansoy “ iyi günler ilerde anneanne” şiirinde çok iyi özetlemiş ahvalimizi:

“kahrolsun amerika deriz sonra / kahrolsun fransa için ve mançurya/kahrolur biz böyle deyince/ devr-i daim düzeniyle dönen dünya/ mançurya da kahrolur/ niye kahrolacaksa”

Yorum Ekle
Yorumlar
Mehmet Ali

21.01.2019

Hasan hocam çok teşekkürler..
Hasan Boynukara

21.01.2019

Çok güzel anekdotlar Devam etmeli
Dürümiye / Lezzete Davetiye