Küreselleşme Bağlamında Şehir ve İslam-2

20.03.2018
Osman KAYAER

2- Küreselleşmenin mahiyeti ve sonuçlarına kısa bir bakış

 

Küreselleşmenin tanımına ve neliğine ilişkin yazılıp-çizilenenler o kadar çok ki, insanın kafasının karışmasını ve bir çeşit bilinemezcilik prensibi ile hareket ederek “Küreselleşme diye bir olgu yoktur, bu sadece yeni sömürgecilerin söylencesinden ibarettir” deyivermesini mümkün kılıyor.

 

Lakin, Türkiye’nin en ücra köyünde kullanılan teknolojik aletler ile İstanbul'da kullanılan aletlerin hemen hemen aynı olması; Newyork ile Hongkong caddelerinin ve mimarisinin neredeyse tıpatıp birbirine benzemesi ve her ikisinde de aynı anda binlerce kişinin Iphone 6s almak için sıraya girmesi, “Tüm dünyada tek bir insan tipi ve tek bir medeniyet olduğu” düşüncesini güçlendiriyor.

 

Bizi böyle düşünmekten alıkoyacak tek şey, farklı coğrafyalarda farklı ırkların ve kavimlerin varlığıdır. Eğer Allah insanların simalarına ırki ve kavmi farklılıkları yerleştirmeseydi ve lisani çeşitliliği yaratmasaydı bizi çeşitliliğe ve çok kültürlülüğe götürecek bir tek gerekçe kalmayacaktı.

 

Evet, dünya küçülüyor ve bu “Küçük Dünya”da kapitalist kültürün dışındaki kültür ve medeniyetler birer ikişer tarih sahnesinden çekiliyor. Aslında aynı pozitivist ve modernleşmeci zihniyetin bir ürünü olmasına rağmen Kominizmin varlığı bile sanki birden çok medeniyetin varlığına inanmamızı kolaylaştırıyordu. Sovyetlerin çökmesinden sonra dünyada tek güç olarak Amerikan modernizmi ya da Amerikan kapitalizmi kaldı. Böylece küreselleşme söylemi daha gür bir sada ile ifade edilir oldu.

 

Ronalt Robertson küreselleşmenin tarihini 1400 ila 1750 yılları arasına kadar götürür. Biz daha açık bir dille “küreselleşmenin izleri sömürgeciliğin başlangıç tarihine kadar sürülebilir” desek, çok da yanlış bir söz söylemiş olmayız. Küreselleşmenin çeşitli aşamalarından söz etmek ve onu sınıflandırmak da mümkündür.

 

Kabaca ikinci dünya savaşının sonuna kadar Avrupavari küreselleşmeden, ikinci dünya savaşından sonra ise Amerikanvari küreselleşmeden bahsedebiliriz. Avrupa küreselleşmesinin askeri yöntemler ile Amerikan küreselleşmesinin ise askeri yöntemler yanında çok uluslu şirketlerin faaliyetleriyle gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz.

 

Avrupavari küreselleşme “Elitist” Amerakanvari küreselleşme ise “Avami”dir. Bunun nedenini Amerika’yı kuranların Avrupa’nın maceraperestleri olduğu gerçeğini hatırlayarak anlayabiriz. Ayrıca Avrupa’ya diğer milletlerin ileri gelenleri, Amerika’ya ise halkları ilgi göstermiştir. Çünkü Ali Mazrui’nin tespitiyle Avrupa’da takım elbise-kıravat, Amerika’da blue jean, Avrupa’da klasik müzik, Amerika’da rock’n roll, Avrupa’da lüx restoranlar Amerika’da fastfood, Avrupa’da, atletizm ve buz pateni, Amerika’da boks ve Amerikan futbolu var. Ayrıca, Amerika patentli ürünler, genci ve ihtiyarı, zengini ve fakiri, erkeği ve kadını aynı anda cezbedebilmektedir. Bu misallerden kolayca anlaşılacağı gibi Amerikanvari küreselleşmenin daha kolay ve daha hızlı yayılacağı aşikardır. Çünkü o avamidir, alt sınıfların ilgisini çekecek basitliktedir. Daha açık söyleyecek olursak Amerikan küreselleşmesi herkese hitap ettiği için bedevi, aşırı cazibesinden ötürü de vahşidir.

 

Bu arada Amerikanvari küreselleşmeden Avrupa ülkelerinin bile muzdarip olduğunu söyelemekte fayda var.

 

Küreselleşmenin en büyük etkilerinden biri de mimaride gerçekleşti. Özellikle son dönemde dünyanın bütün şehirleri yüksek binalar ve gökdelenler ile dolup taştı. Sanki Firavun: “Bana bir kule yap, çıkıp Musa’nın tanrısına bir bakayım”[1] emrini Haman’a değil de onlara vermiş gibi günümüz zenginleri gökdelen peşinde koşup duruyorlar. Şehirlerdeki tek düzelik öyle boyutlara ulaştı ki -tarihi mekanları bir yana bırakırsanız- neredeyse bütün şehirler birbirinin aynısı oldu. Sadece yaşadığı şehre bakarak dünyanın en uzak köşesindeki herhangi bir şehri görmüş gibi oluyor insan.

 

Sözünü ettiğim aynileşme ya da tek tipleşmeyi Çin’in en eski ve en özgün şehirlerinden biri olan Pekin’de bile görmekten kurtulamıyorsunuz. Pekin’de gezerken -turistler için olduğu gibi bırakıldığı anlaşılan- “Çin Kraliyet Sarayı” hariç kendinizi Avrupa’nın ya da Amerika’nın herhangi bir şehrinde gibi hissediyorsunuz. Kraliyet Sarayında gezerken bile yerel kıyafetle dolaşan bir tek Çinli görmeniz neredeyse imkansız.İnsan kendi kendine: “Çin ne kadar küçükmüş, üstelik içinde bir tek Çinli bile yok!” diye düşünmekten kendini alamıyor!

 

Küreselleşmenin en büyük zararı ise yerini tek düzeliğe bırakmak zorunda kalan çok kültürlülüğe olmuştur. Daha doğrusu insanlığın binlerce yılda biriktirdiği kültüre olmuştur. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’e göre: kültür, insanın içe doğru yaptığı yolculuktan, medeniyet ise dışa doğru yaptığı yolculuktan elde ettiği birikimdir. Modern batı medeniyeti, kültürü yok etmek suretiyle insanı, insan olmaktan çıkarmış bir çeşit makinaya dönüştürmüştür. Küreselleşme kültürü yok etmekle kalmamış, Batı uygarlığı dışındaki medeniyetleri de yok ederek insanlığı yeknesaklığa, sığlığa ve içiboşluğa mahkum etmiştir.

(Devam edecek)

 

Yazarımzın Kou ile İlgili Yazısı için Aşağıdaki Linki Tıklayınız

 

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-kuresellesme-baglaminda-sehir-ve-islam-1-489


[1] * Firavun dedi ki: “Ey hazirun, benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyordum. Ben bunun (Musa’nın) yalancılardan olduğunu zannediyorum ama, sen yine de ocağı ateşle, ey Haman. Çamurdan tuğla yap. Yüksek bir kule inşaa et. Üzerine çıkıp bakayım, belki Musa’nın tanrısına orada rastlarım!” Kasas 28/38, * Firavun dedi ki: ey Haman, bana bir kule yap, (inanmama sebep olacak) bazı gerekçelere ulaşırım belki. Göklerin delilleri sayesinde Musa’nın ilahına muttali olurum! Çünkü ben onun yalancılardan olduğunu zannediyorum. Böylece Firavuna yaptığı kötü iş, süslendi ve yoldan çıkarıldı.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları