Dr. Mehmet Sılay / KUDÜSE YOLCULUK
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

KUDÜSE YOLCULUK

19.04.2018
Dr. Mehmet Sılay

KUDÜSE YOLCULUK /  BEREKETLİ HİLALİN YILDIZI

 

Bereketli hilâlin yıldızı Kudüs-ü Şerif, haftalardır hayallerimizi süslemeye başlamıştı.

 

Milli kütüphane ve Meclis kütüphanesinde bulunan Filistinle ilgili ansiklopedileri tarıyoruz. Böylece, Filistin haritası ve Kudüs şehir planı hakkında bir makale hazırlayacak kadar teorik malzemeye sahip oluyoruz.

 

Filistin, Gazzeyi de içine alan, Akdenizden başlayıp ölü deniz ve Ürdün Nehrine kadar uzanan geniş bir coğrafyayı içine bölgeye verilen isimdir.

 

Tarihin her döneminde bu bölge barış ve kutsallığı temsil eder. Osmanlılar özellikle iki şehri saygıyla anarlar. Bunlardan Dımışk’a Şam-ı Şerif, Kudüse de Kudüs-ü şerif derler.

 

Kudüs’ün ilk yerleşim tarihi Milattan önce 3500 yıllarına kadar uzanır.

 

Bölgenin ilk sahipleri Arap kökenli Kenanilerdir. Kenan illeri edebiyatımızda hazin olayların yaşandığı yerlerdir.

 

Hz. İbrahimin torunu Hz. Yakubun dilinden Urfada şiirler yazılır, sıra gecelerinde halk türküler söylenir;

 

”Ben bir Yakup idim kendi halimde

Mevlanın Kelamı vardır dilimde

Yitirdim Yusuf’u KENAN elinde!

Ağlar yakub ağlar Yusufum diye

Gitti de gelmedi vah yavrum diye!”

 

Bölgede yaşayan halka da bu ne denle KENANİLER denir.

 

Hz. Yusufun kardeşi Bünyamin’in mezarı da Antakyadan yola çıkanlar için Halep yolu üzerindedir.

 

Filistin tarihte sırayla Asur, Babil, Pers, Makedonyalı İskender, Sasani, Roma ve Bizans, Müslümanlar, Haçlılar, tekrar Müslümanlar (Selçuklular, Kölemenler ve Osmanlılar), Haçlılar ve nihayet Haçlıların desteğiyle Siyonistler Kudüs-ü şerife hâkim olmuşlar.

 

Kudüs’e değer katan Mescid-i Aksa’dır. Yani Mekkeye göre “Uzaklardaki Mescid-En uzaktaki mescit!”.

 

İşte Beytul Makdis yani Kutsal ev burasıdır.

 

Kudüs ayrıca Mekke ve Medine’den sonra gelen üçüncü Harem-i Şerif’tir.

 

Resulullah, İsra suresinde anlatıldığı gibi Buradan Mi’raca yükselmiştir.

 

Müşrikler Hz. Ebubekir efendimize bu Mi’rac haberini ihtihzayla-alayla söylemişler;

 

“Duydun mu ya Ebu Kuhafe! Muhammed Bir gecede Kudüse gitmiş, Göğe yükselmiş. Allahın huzuruna kabul edilmiş, Cemalullahı görmüş, kendisine üç ayet nazil olmuş, dönmüş ve diğer nebilere namaz kıldırmış sonra da aynı gece tekrar mekkeye dönmüş. Bu nasıl yalan?” Yani inanmanın mümkün olmayacağı sözler söylüyor!” diyorlar.

 

Hz. Ebubekir hiç tereddütsüz ve engin bir güven içinde cevap verir;

 

“Bunu O söylüyorsa doğrudur, Çünkü O Muhammedul Emin’dir, hiç yalan söylemez!”

 

Bu hasbi imanıyla Müslümanlar arasında Hz. Ebubekir “Sıddık”ünvanıyla anılmaya başlıyor.

 

İsra suresi birinci ayette buyrulur;

 

“Subhanellezi Esra bi Abdihi Leylen Minel Mescidil Harami ilel mescidil Aksallezi Barekne Havlehu li Nuriyehu min eyetine İnnehu huva-s Semiul Basir.”

 

“Ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulu-Muhammedi bir gece Mekkedeki-Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren Allahın şanı yücedir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla işiten ve görendir!”

 

Kudüs, İslam tarihinde Kıbleteynin birincisidir.

 

Müslümanlar hicretten sonra 18 ay Kudüse dönerek namazlarını kılmışlar.

 

MEKKE’DE KA’BE ve KUDÜS’TE MESCİD-İ AKSA

 

Nescid-i Aksa’yı ilk defa kim inşa etmiştir?

 

Tarih araştırmacıları tarafından aynı soru Ka’be için de sorulur.

 

Cevap aynıdır. Melekler yapmıştır! Bu cevabın kolaycı tarafıdır.

 

Sanat tarihinin ilan edilen altı harikasından Mısır piramitleri için başka dünyalardan gelenler tarafından yapılmıştır cevabı uçuk-kaçıktır. Mühendislik bilgisi, malzeme ve olağanüstü bir emekle yapılmıştır. Gizedeki her piramidin yıllarca devam eden inşaatında binlerce köle-işçi ölmüştür.

 

Ancak Kısas-ı Enbiya-Peygamberler Tarihi, Ka’be ve Mescid-i Aksanın yapılışını farklı söyler.

 

Ebul Beşer Hz. Âdem babamız, sonra da oğulları, torunları Hz. Nuh, Hz. Şit, Hz. İdris ve Hz. İbrahim Aleyhisselam ve oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden inşa edilmiştir.

 

Bir Hadis-i şerifte “Mescid-i Aksa yani Kudüsteki Beytul Makdis, Beytullah denilen Ka’be-i Muazzamadan sonra, yeryüzünde BİR olan Allaha ibadet için inşa edilen ikinci evdir.

 

Diğer bir menkıbe, Hz. Âdem Kabeyi inşa ettikten kırk yıl sonra da Mescid-i Aksayı inşa etmiştir.

 

Başka bir rivayet; Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail ile birlikte Ka’beyi inşa ettikten kırk yıl sonra Sara annemizden doğan oğlu Hz. İshak ile birlikte kırk yıl sonra Mescid-i Aksayı inşa etmiş.”

Bir Hadis-i şeriflerinde Resulullar buyuruyor;
“Ziyaretler ancak üç mekâna yapılır. Bunlar, Mekkedeki Mescidul Haram ve Ka’be, Medinedeki Mescid-i nebevi ve Kudüsteki mescid-i Aksa’dır!”

Tavsiye edilen başka bir şehir yoktur.

 

Ancak hadislerde Şam, İstanbul ve ima ile dahi olsa Konya’dan bahsedildiği için muhaddisler farklı yorumlarda da bulunurlar.

Hatta Filistindeki Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz Yusuf Aleyhisselamların yaşadıkları ve medfun oldukları yer olan El Halil şehri için de “Dördüncü Harem” diyenler vardır.

Kütübü Sittenin ilk ikisi olarak zikredilen Buhari ve Müslim’de rivayet edildiği gibi Sahabeden Ebu Zer Gıffari resulullaha soruyor;

-Ya resulullah yeryüzünde Allaha ibadet için yapılan elk ev hangisidir?

-Mescid-i haramdır!

-Sonra hangisidir?

-Mescid-i Aksa’dır!

 

-İnşa bakımından aralarında ne kadar zaman vardır?

 

-Kırk yıl sonra inşa edilmiştir!

 

Eski temelleri üzerindeki son şeklini İbrahim Halilullah vermiştir.

 

Hz. İbrahim Halilullah, Hz. Hacer annemizden doğan büyük oğlu İsmail ile birlikte Beytullah-Allahın evi dediğimiz Ka’beyi yeniden inşa ettiler. İnşaata taş getiren İsmail Ebu Kubeys dağında bulduğu Hacerul Esvedi de Hz. İbrahim Ka’be duvarına yerleştirdi. Bundan kırk yıl sonra da yine Hz. İbrahim Sara annemizden olan oğlu İshak’la birlikte Kudüste mesid-i Aksayı inşa ettiler.

 

KUDÜS EN ZOR GİRİLEN ŞEHİR

 

Sekiz asırlık Endülüs İslam medeniyetine yolculuk için Seyahat programını hazırladığımızda “ Yine İspanya’ya mı?”diye soranlara,

 

“Hayır, Endülüse!” cevabını verdiğimiz gibi,

 

“İsraile mi?” diye soranlara da;

 

“Hayır, Filistine gidiyoruz İnşallah!”Diyoruz.

 

Yeşil pasaportlara vize gerekmiyor.

 

İsrail, Genç Müslüman gezgin adayı gençlerimize öğrenci belgesi getirse dahi güvenlik endişesiyle giriş izni vermiyordu. Giriş izni verdiklerini de pasaport kuyruğunda saatlerce bekletiyordu. Doğal olarak sınır görevlilerinin mazeretleri hazırdı; Bölgeye girmek isteyen kaçak işçilere de bu tedbirle engel olunuyormuş.

 

İsrail iki savaşta Kudüs’ün hepsini zapt etmişti.

 

Kendilerini siyasi sınırlara hapsetmiş, hatta siyasi varlıklarını Amerika ve İngiltereye borçlu olan İslam Ülkeleriyse sadece sonucu seyretmişler. Sonra da susmuşlar veya kınayıp oturmuşlar. Diplomatik girişimleri ya da hiçbir fiili bir direnişleri olmamış.

 

Bol para bırakan gezginler için dahi bugün dünyada en zor girilip-çıkılan ülke Siyonistlerin işgal ettikleri Israildir.

 

Değişik zamanlarda Filistine girerken, Telaviv havaalanında ve Ürdün girişindeki Melik Hüseyn kapısında görevli askere itiraz ediyoruz;

“Niçin bu kadar uzun bekletiliyoruz? Nedir bu kadar çok sorgu-sual?” diyoruz.

 

 

Sertleşerek Cevap veriyorlar:

 

Biz savaş halindeyiz, güvenliğimiz için buna mecburuz, fazla konuşmayın!”

 

Bu sefer de kasten daha çok bekletiliyoruz.

 

Bütün gurup pasaport kontrolünden geçiyor ve onları Kudüs’e ulaştıracak olan servis otobüsünde yerini alanlar, geride kalan tek yolcuyu artık sabırsızlıkla bekliyorlar.

 

Mükerrer gelenlere şüpheyle bakıyorlar. Hatta yazı ve yayınlarıyla eleştiri hakkını kullananları geri çeviriyorlar. Tv Programlarında Filistindeki Siyonizm zulmünü kınayan, yerli halkı köylerinden kovan ve Yahudi göçmenlere işgal ettikleri arazilerde yeni yerleşim alanı inşa edenlere eleştirel yaklaşanlara vize vermiyor ve Kudüse girişini yasaklıyorlar. Kudüs yasağına çarpılanlardan biri de Sıla Turizmin sahiplerinden Musa Biçkici kardeşimiz oluyor. Hamas ve Hizbullahın 2006 yılındaki savaşta Amman üzerinden Küdüse giderken yol arkadaşım Mehmet Batuk tam dört saat sorgulanmıştı.

 

Fakat bir genç saatlerce kontrol noktasında tutuluyor. Bunun adı tekrarı caydırıcı olsun diye Türkiye’den gelen Müslümanlara Siyonist eziyeti oluyor. Böyle algılıyoruz.

 

 

SİYONİZM ve ARZ-I MEV’UD

 

Cemil Meriç, “İdeolojiler İnsan idrakine giydirilmiş deli gömlekleridir!” der. Yahudiler de ortaya attıkları Siyonizm İdeolojisiyle Tahrif ettikleri Tevratı ve Zeburu da alet ederek kendi icad ettikleri bir yalana inanıyorlar ve diğer Yahudileri de inanmaya zorluyorlar.

 

“Yahudiler İnsanlığın efendisidir. Diğer insanlar da kendilerine köle olarak yaratılmıştır. Filistin Allahın kendilerine vaad ettiği topraklardır. Nil nehrinden Fırat nehrine kadar bütün araziler onlarındır! Diğer insanların kanı, canı ve malları onlara helaldir!”

 

Kudüste yıllardan beri yapılan kazıların maksadı Mescid-i Aksa ile Kubbetu-s-Sahrayı yıkıp yerine yeniden Süleyman Mabedini yapmaktır.

 

Oysa Şehri tahrib eden ve Süleyman Mabedini yıkanlar Babil ve Romalılardı. Endülüs’ün dağılmasıyla Müslümanlarla birlikte Engizisyonla cezalandırılan işkence görenler kendileriydi.

 

Yahudilere son yüzyılda da soykırım ve sürgünü reva görenlerin Katolik İspanya ile Irkçı Hitler Almanyası olduğunu biliyoruz. İki defa da Amerikadan kovuldular ancak bundan hiç bahsetmezler.

 

Buna rağmen Siyonistlerin bugünkü düşmanları Müslümanlar, dostları da tarih boyunca kendilerine en büyük zulmü yapan Haçlıları torunları olan Avrupalılar ve ABD’dir.

 

Yahudiler gibi bütün Kudüs sakinleri din özgürlüğünü Müslümanlar Kudüse hâkim oldukları zaman yaşadılar. Fakat şimdi ülkenin sahibi olan yerli Filistinlilere hayat hakkı tanımıyorlar. Değişik yıllarda ve Ramazan ayı boyunca denizden ve karadan kuşatılan Gazzeyi bombaladılar. Hz. Davuttan sonra üç bin yıllık Vatansızlığın acısını bildikleri halde aynı zulmü Haçlıların desteğinde Filistin halkına karşı baskı ve silah üstünlüğüyle uyguluyorlar.

 

Yahudi zulmünü kınayan ve eleştiren herkesi de Yahudi karşıtlığı-Antisemitizmle suçluyorlar. Yani Siyonistle tam anlamıyla Yavuz Hırsız. Hem suçlu hem güçlü!

 

Selahaddin Eyyubi ile Sultan Abdulhamid Hanın hayatlarının öznesi Filistin ve Kudüsün Özgürlüğü olmuştur.

 

Müslümanlar, kendi çocukları arasından yeni Selahaddin ve Abdulhamitler yatiştirmek mecburiyetindedir.

 

Kudüs ve Filistinin özgürlüğü yalnız arapların değil bütün Müslümanların ortak sorunudur.

 

KUDÜS’E YOLCULUK

 

Bir seferinde, yürekleri Kudüs hasretiyle tutuşan dokuz genç arkadaşımızı memlekette mahzun bırakıp, on beş kişilik bir grupla Arz-ı Mukaddese yöneliyoruz.

 

Şüphesiz Kudüs tüm semavi dinler için önemlidir.

 

Kudüs, Peygamberler tarihinin kalbi, Müslümanların ilk kıblesiydi.

 

Kudüs Mi’rac yolculuğunun arza ait son durağıdır.

 

Habibullahın arşa yükselmeden önce üzerinde bulunduğu Haceru’l-Muallaka bu mübarek şehirde ve Kubbetus Sahranın içindedir.

 

Temel kültürümüz bize üç şehri ziyaret etmemizi teşvik eder, hatta zorlar. Bunların ilki, Haremeyn-i şerifeynin birincisi Mekke-i Mükerremedir. Bunun için Umre programıyla Mekkeye gideriz. Umre ziyareti mekkede başlar, Mekkede biter. İkincisi Medine-i Münevveredir. Hürmeten Mekkeye gelmişken resulullahı ziyaret etmek maksadıyla medineye gideriz.

 

Üçüncüsü de İsra suresinin birinci ayetinde buyurulduğu gibi « Barekne havlehu-Çevresi mübarek kılınan » Kudüstür, Mescid-i Aksa’dır.

 

Uçuş biletlerimizi teslim alıyoruz. Yurt dışı harç pullarımız dağıtılıyor.

 

Oh Elhamdulillah Demek artık Kudus-ü şerifi görebileceğiz.

 

Demek; Allah’ın dostu Halil Ibrahim bizleri huzuruna çağırıyordu!

 

Tekrar Allaha hamdediyoruz yürekten.

 

Bu seyahat bizim Filistine doğru yapacağımız ilk Sıla-i Rahim ziyaretimiz olacaktı.

 

Bugün Hicretin 1421 yıldönümü. Yıl 1999. Bu terihten sonra artık her yıl mutlaka Bir kere Filistin ziyaretimiz olmuştur.

 

Uçağımız İstanbuldan kalkıyor. Birbuçuk saatte Telaviv’deki Ben Gurion havaalanına iniyoruz. Aslında yol yakın ve yolculuk kolay.

 

YAFA- KUŞATILAN OSMANLI

 

Telaviv, ülkenin en kalabalık nüfusuyla, hızla büyüyen ve bütün yabancı devlet misyonlarının, büyük elçilik ve konsoloslukların sıralandığı Akdenize açılan bir sahil şehridir. 1999’a kadar İsrail’in başkenti Telaviv idi. Şimdi iddiaları değişti.

 

Araştırma ve Gözlemizi sürdürüyoruz;

 

Bir Osmanlı bakıyesi olan Tarihi Yafa Şehri, Telaviv tarafından kuşatılmış ve yutulmuştur.

 

Eski Yafa, Çoğalan Yahudi yerleşim merkezlerinin ortasında, güzel ama fakir bir Osmanlı mahallesi görünümünde kalmış.

 

Görkemli Yafa Limanı Osmanlının eseridir.

 

Yafa‘da portakal yetiştirilmez. Fakat yüzyılın ortalarına kadar Güney Filistinin geniş portakal bahçelerinden ve narenciye seralarından gelen sandıklar, Yafa Limanından dış ülkelere sevk edilirdi. Istanbul halkı da geldiği son limanı kastederek bu ürünlere Yafa Portakalı demiştir.

 

Yafa‘da Gümrük Konağıyla Karakol binaları ve Sultan Abdulhamit Hanın yaptırdığı Saat kulesi hala dimdik ayakta duruyor.

 

Hala Mehmet Paşa çeşmesinin bakır tasıyla yüreğinizi serinletebiliyorsunuz.

 

Çifte şerefeli Hasanbey Camiini özellikle Cuma günleri, hala mü’minler doldurmaya devam ediyor.

 

Büyük iş merkezleri ve bir kısım resmi binaların inşaat ihalelerini Türk firmaları almış.

 

Telaviv 2.500.000’lük nüfusuyla ülkenin en kalabalık şehridir.

 

Birzamanlar çoğunluk olan Müslümanlar katledilmiş, tehdit edilmişler ve işkence görmüşler. Korunma içgüdüsüyle dağılmışlar bu şehirde azınlık haline gelmiş ve gettolaşmışlar. Başka ülkelere göçenler yüzünden sayıları da hayli azalmış.

 

Son yıllarda Rusyadan Israile bir milyonun üzerinde göçmen gelmiş. Bunların ancak bir kısmı Yahudi asıllıdır fakat çoğu da zengin bir ülke hayali ile gelen ateist Ruslardır. Ama her halükarda özgürlükçü Filistin halkına karşı Israilin yanında bir nüfus gücü olarak yerlerini almışlar.

 

Türk şirketleri bu şehirde inşaat ihaleleri kazanmışlar. Ceylan Inşaatın çalışan vinçlerini uzaktan görebiliyoruz.

 

Otobüsten etrafı seyrederek üç çeyrek saatlik yolculuktan sonra Hz. Ömerin emaneti olan Kudüs şehrine yaklaşıyoruz.

 

Kudüs, sahilden kırk kilometre içerde ve deniz seviyesinden yüksekliği-rakım sekizyüz metre. Kudüs, ormanlar ve yeşillikler arasında ve tıpkı İstanbul gibi yedi tepe üzerinde kurulu olan bir kenttir.

 

İstanbul gibi Kudüs-ü Şerif de Zeytin dağıyla birlikte yedi tepe üzerinde kurulmuştur. Eski Beytül Makdis yani bugünkü Mescid-i Aksa merkez olmak üzere coğrafya, derin vadiler yüksek ve yeşil tepelerle çevirilidir. Yani Yahudi yerleşim alanları eski Kudüsü bugün ikiye-üçe katlamıştır.

 

URU SALEM--YARUSALEM—KUDÜS

 

Müslümanlar bu mübarek şehre Kudüs diyorlar. Beytül-Makdis yani “Kutsal Ev” den mülhem.

 

Bütün peygamberlerin atası Hz. Ibrahim; Kur’an-ı kerimde anlatıldığı gibi,

 

“ Ya nar, kunu berden va selemen ale İbrahim!“

 

İlahi emriyle, Nemrutla olan mücadelesinden kurtulup, Harran üzerinden Kudüs’e geliyor ve bu şehre Urusalem diyor. Ur şehir demektir. Salem de şehrin kralının adı. Yani Salemin şehri anlamında Uru Salem. Ama zamanla Urusalemin fonetiği biraz değişip Yarusalem oluyor.

 

Kudüs yahut Yarusalem, hem bir Peygamber, hem de bir Kıral olan Hz. Davutla insanlık tarihine girmiş. Israiloğulları oniki ayrı kavim-kabile olarak, dağınık yaşamışlar. Bir kısmı kaybolmuş. Ancak Hz. Davut M.Ö. 1000 yılında birleşik krallığın merkezini Kudüs olarak belirlemiş.

 

Fakat efsanevi imar faaliyetleri oğlu Hz. Süleyman tarafından yapılmıştır. Menkıbelere göre, Hz. Süleyman tarafından Yemenden “Tayy-ı mekan“ olayı ile getirilen Saba Melikesi Belkıs, bu toparaklara ve Süleyman Mabedine hayran kalmış.

 

FİLİSTİN İŞGAL TARİHİ DÖNEMİ

 

Hava kararırken biz şehre giriyoruz...

 

Osmanlıda uzun ömürlü çınar ağacı devletin sembolü idi. Israil inancına göre de ağaç, devleti temsil ederdi. Kudüs’e ulaşan yol boyları ve tepeler çam ağaçlarıyla dolu. Ufukta görülen tepelerin hepsi de yeni yerleşim alanlarıyla örtülü.

 

Bütün evler beyaz kesme taşlarla kaplı. Garnizonlar ve sivil yerleşim alanları, devlet sınırı gibi sıkı dikenli tellerle ve direklerle çevrili. Silahlı nöbetçiler kuş uçurtmuyorlar.

 

1948 yılında yapılan Ilk savaşta Birleşmiş Milletlerin ateşkes kararıyla Kudüs iki parçaya bölünmüştü.

 

Kudüs’te 1948’den beri bir numaralı yol Müslümanlarla Yahudileri birbirinden ayırıyordu. 1967 savaşıyla bu bölge de Müslümanların elinden çıkıp Yahudilere geçmiş.

 

ABD sayesinde Zaman ve değişen siyasal konjüktür Israilin lehine dönmüş.

 

--Nihayet 1980’de Israil adına Sabra ve Şatilla kampların katili Ariyel Şaron; "Kudüs’ün doğusu da batısı da benimdir. Kıyamete kadar da Israil devletinin başkenti olarak kalacaktır" dedi.

 

Bu kararı Birleşmiş Milletler göstermelik olarak bir kere daha kınadı... Hatırlanacağı gibi Türkiye, kararı protesto ederek telefonla büyükelçisini Telavivden geri çekmişti.

 

Mimar Sinanın yaptığı Şam Kapısı ve Osmanlı Kışlası müslümanların egemen olduğu topraklarda idi.

 

Hala, sivil Yahudiler doğu Kudüse geçmeye korkarlar. Ama Filistinliler batıya geçer, gezer, iş yapar ve yakınlarını ziyaret ederler.

 

Yemyeşil Memlük mezarlığı milli park gibidir ve ABD Büyükelçiliğinin karşısında uzanır gider.

 

Kudüs tarih boyunca birkaç defa işgal, tahrip ve yağma edilmiştir.

 

Asur hükümdarı Buhtunnasır-Nabukadnezar şehri önce zaptetti, yağmaladı yaktı yıktı. Mesid-i Aksayı da yıkmadan önce altın-gümüş-mücevher ne varsa aldı ve esirlerle birlikte Babile götürdü. Yeniden inşa edilen şehir asırlar sonra, tekrar M.S.70 yılında Romalılar tarafından işgal edildi. Yakıldı yıkıldı ve yağmalandı.

 

Halife Ömer 638 yılında Ubeyd ibni Cerrah komutasındaki İslam ordusuyla ve bir anlaşmayla davet edilerek Kudüse girdi. Hiçbir kiliseye ve manastıra dokunulmaması için emir verdi. Kudüs Patriği Seferyanusla bir anlaşma yaptı ve tüm Kudüs halkına Emanname verdi. Bu bir güven belgesiydi.

 

“İşbu mektup Müslümanların emiri Ömer bin Hattabın bütün Kudüs ahalisine Emniyet-Güven mektubudur.

 

Onların varlıkları, hayatları, çocukları, kiliseleri, sağlamları ve hastalaraı güven içindedir.“

 

Müslümanların yönetiminde asırlarca huzur içinde birlikte yaşadılar.

 

1099 Haçlı işgalinde yine Kudüs yakıldı-yıkıldı. Müslüman-Hıristiyan ve Yahudiler Haçlılar tarafından katledildier. Her inançtan insanı kadın çocuk demeden kılıçtan geçirdiler. Mescid-i Aksayı yağmaladıktan sonra çatısına haç diktiler ve içerisine doldurdukları ikona ve heykellerle kiliseye çevirdiler.

 

Bu işgal 88 yıl sonra İttihad-ı İslamın mimarı Selahaddin Yusuf Eyyubi tarafından 1187 Hıttin savaşıyla Kudüs Haçlı işgalinden kurtarıldı. Üç din mensubu için tekrar huzur dolu asırlar başladı.

 

Selçukluların idaresinde çeyrek yüzyıl kalan ve Artukoğullarından İlgazi ve Belek gazilerin hizmet ettikleri şehire sonra da Mısır Fatımileri yönetimi, 1517 de Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık ve Rıdaniye çarpışmalarından sonra Kudüsle birlikte Hicazın da yönetimini üzerine aldı.

 

Hilafetin güçlü Osmanlı Devletine geçmesiyle bir kere daha Dünya İslam Birliği hayata geçti. Tam dört asır bütün din mensupları mülti kültürel hayat modelini huzur içinde birlikte yaşattılar.

 

Kudüs üç din için de çok değerliydi.

 

Hz. Musa ve kardeşi Harun Peygamber’in önderliğinde İsrail oğulları, kendilerini takip eden Firavunun zulmünden yarılan Kızıldenizi geçip Mısırdan kurtulduktan sonra Sina çölüne ulaştılar.

 

Allah Mısırda Firavun zulmünden kurtardığı insanların Kudüse gitmelerini emretti. Fakat İsrail oğulları buna karşı çıktılar;

 

“Ya Musa! Sen ve Allah gidin Düşmanlarla çarpışın Kudüse girin, biz de savaşmadan Kudüse gelelim!“ dediler.

 

Bu isyanları yüzden kırk yıl Sina çölünde yaşamak zorunda kaldılar. Hz. Musa Mescid-i Aksaya yakın defnedilmesini vasiyet etti.

 

Önce Selahaddin Eyyubinin sonra da Osmanlıların çevresine ihata surlarını inşa ederek Hz. Musaya Kudüs ile Eriha arasında, Bahri Meyyit civarında bir anıt mezar yapmışlar.

 

Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi Hıttin savaşıdan önce burayı ziyaret etmiş. Bizler de Her Filistin gezisinde Hz. Musa efendimizi fatihalarla ziyaret ediyoruz.

 

ON EMİR-EVAMİRİ AŞERE

Firavunun takibinden kurtulup Sina Çölüne ulaşan İsrail oğulları, Tur Dağına çıkan Hz. Musa‘ya “on emir“ vahyedildi. Buna Arapça “Evamiri Aşere“ diyoruz.

 

1-Allahtan Başka ilah yoktur!

 

2-Kendin için Put yapmayacaksın!

 

3-Annene ve Babana hürmet edeceksin!

 

4-Adam öldürmeyeceksin!

 

5-Zina Yapmayacaksın!

 

6-Hırsızlık Yapmayacaksın, Çalmayacaksın!

 

7-Yalancı Şahitlik Yapmayacaksın!

 

8-Komşunun Malı, Canı ve Irzına göz dikmeyeceksin!

 

9-Allahın adını boşyere anmayacaksın!

 

10-Cumartesi günü hiçbir iş yapmayacaksın!

 

Birinci emir İslamın tevhid inancıdır. Cumartesi yasağı dışında diğer dokuz emir bütün peygamberlere gönderilmiştir.

 

İsra ve En’am suresinde emredildiği gibi Müslümanlar da aynı sorumluluklarla yükümlüdür.

 

Keza ana-babaya, akrabalara, yetimlere ve yoksullara yardım etmek-iyilik etmek ve insanlara güzel sözle muamele etmek yani Resulullahın ifade buyurduğu “Din nasihattır“ hadisiyle açıklanıyor. Namaz kılın, zekat verin ve Kann dökmeyin. Yani kendi yurttaşlarını hapsederek, sürerek, öldürerek kötülük etmeyin, Allahın nemrine karşı gelmeyin.

 

Hz. Musa efendimize OnEmirle başlayan Tevrat nazil olduğu zaman Kabile hayatı yaşayan ve konar-göçer olan İsrailoğulları henüz yerleşik hayata geçmiş bir topluluk-millet değillerdi. Mısırdan çıkıp Sina yarımadasına geldikleri zaman onlara Kudüse girmeleri emredildi. Hz. Musa bunu İsrailoğullarına tebliğ ettiği zaman onlar karşı geldiler ve Israrla vurguladılar;

 

“Biz Kudüse girmiyoruz, çünkü şimdi orada zorlu bir kavim var.

 

Ya Musa, sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekleyeceğiz!“

 

Karşı geldikleri için Allah onları cezalandırdı ve kırk yıl Sina çölünde dolaştılar. Fakat açlıktan ölmediler. Çölde sabahlara doğru kayalar üzerinde ısı farkından sonra oluşan adına kudret helvası denilen bir cins Mantar yediler. Bir de Kızıldeniz üzerinden uçarak Sina sahillerine yorgun düşen bıldırcınla beslendiler. Kur’anı Kerim ve Tevratta anlatıldığı gibi Çölde de Allahın emirlerini çiğnemekte yarıştılar.

 

Hz. Musanın Tur dağına gidişini fırsat bilerek Altından buzağı yapıp kutsadılar. Harun onlara engel olamadı. Kırk yıl içinde yeni bir nesil oluştu ve Hz. Musa onlarla birlikte çölden çıkıp Filistin içlerine doğru yürüdü. Vefatında Kudüse yakın bir yere defn edilmesini istedi.

 

İsrail oğulları üç asır sonra ancak Hz. Davut zamanında yani M.Ö. 1000 yılında çarpışarak Kudüse girebildiler. Hz. Davut ve bütün kuş ve hayvanatın dilini anlayan oğlu Hz. Süleyman döneminde Kudüs efsanevi imarını gördü.

 

Fakat M.Ö. 950 ‘de Hz. Süleyman vefat edince Devlet ikiye bölündü. Kudüs Yahuda Kırallığının Başkenti oldu.

 

Kudüs M.Ö. 587 yılında Babil Kıralı Nabukadnazer ordusu tarafından işgal edildi. Süleyman mabedi yıkıldı. Şehir yakıldı ve talan edildi. İsrail oğulları Babil ülkesine esir olarak götürüldüler.

 

M.Ö. 538 ‘de İrandan gelen Persler, Babil ordusunu dağıttılar ve ülkelerini işgal ettiler. Babildeki esaretlerine son verdiler. İsrailoğullarına “ Siz özgürsünüz!“ dediler. Yahudilerin bir kısmı Kudüse dönerken bir kısmı da Babilde kalmayı tercih etti.

 

M.Ö. 515 ‘de Pers Kırallarının yardımlarıyla Süleyman Mabedi aynı yere yeniden yapıldı. Dört asır sonra Kıral Hirodes tarafından M.Ö. 20 yılında Mabet daha da genişletildi. Süleyman mabedinin etrafına bir İstinat duvarı yapıldı. İşte bu duvar buğün dahi Yahudilerin sallanarak ve ağlayarak Tevrat okudukları Ağlama duvarıdır.

 

M.S. 68 yılında Yahudiler Romaya karşı isyan ettiler.

 

Roma ordu komutanı M.S. 70 yılında Yahudilerin tekrarlayan isyanlarını bastırdılar ve Mabedi yıktılar.

 

Tarih boyunca Süleyman Mabedi önce Babil sonra da Roma tarafından yıkılmıştır.

 

Filistinde, işgal edilen batı Şeriada ve etrafına duvar örülen Gazze’de bombalanarak evleri başlarına yıkılan savunmasız insanlar kadın-çocuk katlediliyor. Can havliyle vatanları Filistini terketmek zorunda kalan dört milyon Müslüman bir gün tekrar dönmek umuduyla gurbette yaşıyorlar..

 

Yahudiler için de Kudüs Kutsal bir şehirdi.

 

Nihayet Hz. Davut savaşmak için karşılaştığı zalim Calud’u fırlattığı bir sapan taşıyla öldürdü ve güçlü şekilde muzaffer bir komutan olarak Kudüs!e girdi.

 

Hem Peygamber hem de kral olan Davut aleyhisselam Kudüste M.Ö. 1000 yılında Kudüs başkentli Birleşik İsrail Krallığını kurdu. Oğlu Hz. Süleyman ise Muhteşem Mabedi yaptırdı. Hz. Süleyman rivayete göre cinlerden ve insanlardan oluşan ordusuyla kurmuş olduğu devleti bu muhteşem yapıdan yönetiyordu. Babası Hz. Davuttan devraldığı Kudüs’ü devletin ve yeryüzünün başkenti yaptı.

 

Ancak babil kralı Nabukadnazar tarfından bu muhteşem mabet yıkıldı, Kudüs yağmalandı ve halkı değişik yerlere sürgün edildi. Bu kutsal şehir tarihte defalarca tahrip edildi.

 

KIYAMET KİLİSESİ

 

Hırıstiyanlara ait Kilise ve manastırlara dokunmadı. Hepsini de devlet garantisi kapsamına aldı. Kudüste otoriteyi tesis ettikten sonra şehre bir gurup Müslüman aileyi yerleştirdi. Patrik seferyanusun talebi üzerine Hz. Ömer Emannameye bir madde daha ekledi. „Kudüse bundan sonra Yahudi iskan edilmeyecektir.“

 

Kudüsteki sosyal dinamikleri gören Sultan selahaddin Eyyubi, Hıristiyanların Altı Mezhebin sahiplik iddiası olan Kıyamet Kilisesinin anahtarını bir Müslüman aile olan Nusaybelere teslim etti.

 

Böylece Hıristiyanlar arasında kavga ve gerilime sebep olan sorun çözülmüş oldu. Memluk ve Osmanlılarda olduğu gibi, İngiliz Manda idaresiyle yirmi yıl süren Ürdün Kırallığı hakimiyetinde, hatta 1967 Siyonist İsrailin Kudüsü işgal ettiği dönem içinde bile bu barışçıl düzen değişmedi. Kıyamet Kilisesinin bakımı ve kapılarının açılıp kapanması Müslüman NUSAYBE ailesinin torunları ve mensupları tarafından gerçekleştirilmektedir.

 

Kudüs surlarının günümüze ulaşması sayesinde olan Kanuni Sultan Süleyman Yahudilere Ağlama duvarına dokunarak ibadet etme hakkını tanıdı ve teminat altına aldı.

 

Kudüs tarihinde ilk defa İsrail işgalinde 14 Temmuz 2017 günü Cuma namazı kılınamadı. Taş atan çocuklardan çekinen İsrail polisi önce mescid-i Aksaya 18 yaşından küçükleri sokmadı. Daha sonraki yıllarda ise önce 40 yaşından ve arkasından 50 yaşından gençleri ibadet için dahi Mescid-i Aksanın bahçesine sokmadı. Bu ratihte kapılara yerleştirilen x-ray ve Metal Dedektörleri Müslümanlar protesto ettiler ve şehrin sokaklarını doldurarak caddelerde yerli Filistinlilerle birlikte Türkiyeden giden ziyaretçiler Cuma namazını birlikte kıldılar. Kahraman Filistinli kardeşlerimizin her zaman yanında olmaya devam eden ve kış-yaz demeden Kudüs Umresi niyetine Filitine giden kardeşlerimizin moral ve maddi destekleri boynumuzun borcudur.

 

BİZANS KUDÜSÜ HIRİSTİYANLAŞTIRDI

 

Hz. Zekeriya Meryem anamızı korudu, gözetti. Oğlu vaftizci Yahya rivayete göre Hz. İsa efendimizi Ürdün nehri civarında sünnet etmiş. Ancak baba-oğul bu iki peygamber de İsrailoğulları tarafından katledilmişler. Nebi Zekeriyenın kabr-i şerifi Halepte Mescid-i emevi camiinde, Hz. Yahyanın kolu da Şamdadır.

 

Hz. İsa efendimiz Kudüs yakınlarındaki BEYTULLAHİM şehrinde ve babasız olarak dünyaya geldi. Hahamlarım “Ey Meryem sen temiz bir hanımdın nasıl böyle bir yavruyu dünyaya getirdin?“ Hz. Meryem anamız kucağındaki bebeği göstererek “Ona sorun!“ diyor. Hz. İsa daha bebekliğinde konuşmaya başlıyor. Doğumu mucizeydi.

 

Daha sonra bu Merhamet peygamberi Hz. İsa Efendimiz insanları hak dine davet etti. Gönül sultanı oldu. Otuz üç yaşında Rabbinin katına yükseldi.

 

Doğumu gibi vefatı da olağanüstüydü, mucizeydi. Kiliseye göre rivayet ise çarmıha gerilerek öldürüldüğüdür.

 

Yani Hıristiyanlar için Hz. İsa efendimiz Kudüs yakınlarındaki Beytullahim-Betlehemde doğmuş, Filistinde yaşamış ve Kudüste Romalılar tarafından çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Et evi veya ekmek evi olarak tercüme edilen Betlehem Arapçadan doğan bir lehçedir. Meryam Anamız ve Hz. İsa Efendimizin konuştukları dil Aramicedir. Bugün Şam’a kırk kilometre mesafedeki Ma’lule beldesinde Aramice dilki eğitimle yaşatılmaktadır.Aramice gibi İbranice de Arapça kaynaklıdır.

 

M.S. 70 yılında Romalılarca İşgal edilen Kudüs önce tahrip edildi sonra kıral Hadriyan tarafından yeni baştan imar edildi.

 

Bizans imparatoru Konstantin siyaseten de olsa Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra eserlerle Kudüsü de Hıristiyanlaştırmaya başladı. Annesi Helen ile birlikte pagandan kalan heykelleri yıktı. Kutsal mezar kilisesini yaptırdı.

 

Hz. İsa efendimizin bebekliğinde yıkandığı taş beşiği İstanbula getirdi.

 

Bugün Beşiktaş semtine adını veren bu taşbeşiktir.

 

MÜSLÜMANLARDA KUDÜS’ÜN ÖNEMİ

 

Ebutalip mahallesinde muhasara altına alınan Müslümanların zor ve sıkıntılı yıllarında Mi’rac mucizesi yaşanıyor. İsra suresinin ilk ayetinde açıkça anlatılır. Tefsir alimlerince ayrıntılarına kadar açıklanır.

 

Resulullah önce Mekke’den Kudüs’e, oradan da Arş-ı Alaya yükseliyor. Mahiyetini bilmediğimiz, Resulullahı taşıyan Binek Mescid-i Aksanın duvarına bağlanır. Bu mekan her Mescid ziyaretimizde bize gösterilir, işaret edilir.

 

Diğer nebilere Mi’rac dönüşü imam olarak namaz kıldırdığı yerde yani Haceri Muallakanın altındaki hücrede bizler de ikişer rik’at şükür namazı kılıyoruz.

 

İsra ve Mi’rac olayından sadece onaltı yıl sonra 638 yılında Kudüs Patriği Seferyanus şehrin anahtarını Halife Ömer’e takdim etti.

 

Hz. Ömer efendimiz halka adaletle muamele etti. Bütün inançlara eşit ve saygın yaklaşımıyla dost-düşman herkese güven verdi.

 

Çöplüğe dönüşen mescid-i Aksayı ve çevresini temizletti. Resulullahın üzerine basarak arşa yükseldiği Hacer-i muallaka’yı yerine koymak için işçilerle birlikte çalıştı. Ömer mescidini Hacer-i muallakanın kıble tarafına yaptırdı. Halka İslamı öğretmesi için sahabe Ubade Bin Samid’i Kudüse çağırdı. Yıllarca görevini cihat ruhuyla tamamlayan Hz.Ubade bin Samid vefatından sonra Kudüs surları önüne defnedilmiştir. Her Kudüs ziyaterimizde Onu fatihalarla ziyaret ederiz. Ayrıca yine Hz. Ömer zengin Silvan Bahçelerinin gelirlerini Kudüs halkının fakirlerine vakfetti.

 

Zeytindağı semtinde ayrıca Ehlibeytten Selmanı Farisi ile Salihat-ı Nisvandan Rabiatul Adeviyye’nin makamları ziyaret edilir.

 

Adaletiyle bilinen Hz. Ömer efendimiz Medineye dönmeden önce kudüs halkına bir güven teminatı olan Ahidname bırakmıştır. Kudüs fethinde Halife Ömerin Ahidnamesini özet olarak birlikte okuyalım.

 

“Bismillahirrahmanirrahim

 

Bizi İslamla yüceltene, İmanla üstün kılana,

 

Peygamber Muhammedi göndererek bizlere rahmetini gösterene,

 

Bizi hidayette birleştirene, kalplerimizi ısındırana,

 

Düşmanlara karşı bize yardım edene,

 

Bizleri bu beldelerde oturtup, birbirini seven dostlar ve kardeşler kılan Allaha Hamdolsun!

 

Bu Ahidname hattaboğlu Ömerden değerli Patrik Seferyanosa verilmiş bir Ahd-u Misaktır. O Kudüs-ü Şerifin ve tüm halkın patriğidir.

 

Üzerlerinde Eman vardır. İtaat ve saygı üzere oldukları sürede malları, canları, kılık-kıyafetleri ve tüm gelenekleriyle korunacaktır!“

 

Bu anlaşmadan sonraHz. Ömer patrik Seferyanusla birlikte Yeniden Doğuş kilisesinde sohbet ederken Halife Ömer, vakti gelen İkindin namazını kılacak bir yer göstermesini ister. Partik Seferyanus;

 

“Efendim kilisenin içinde istediğiniz yerde kılabilirsiniz!“der.

 

Halife ömer itiraz eder ve kilisenin dışında boş araziye doğru yürürken patriğe döner;

 

„Eğer içerde kılarsam, bizden sonra gelen Müslümanlar bu kiliseyi mescide dönüştürürler!“

 

Hz. Ömer namaza dururken, patrik hayretler içindedir. Gördüğü saygı ve adalet karşısında yanındaki rahiplere şöyle söyler;

 

"Arkafdaşlar işte şimdi Kudüs gerçekten Müslümanlar tarafından fethedilmiştir!“ dedi.

 

Halife Ömerin dışardaki arazide namaza durduğu arsaya asırlar öncesinden beri yapılan Hz. Ömer camiinde namaz kılınıyor.

 

Her din ve düşünceden insanlar Müslümanların yönetiminde dört asır daha huzur ve güven içinde yaşadılar. Ancak birinci haçlı seferinde Avrupadan gelen patrik Piyer lermit ve Urbanus tarafından da kışkırtılan Haçlılar Kudüs Valisi Fatımi İftiharuddevle ile yapılan yazılı anlaşmadan sonra Kudüse girdiler. Ancak sözlerini tutmadılar ve katliama, tahrip ve yağmaya başladılar. Kudüs ve civarında taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadılar. Müslümanlarla birlikte Yahudi, Ermeni, Süryani ve Ortodoks yerli Hıristiyanları da kılıçtan geçirdiler.

 

KUBBETU-S SAHRA VE MESCİD-İ AKSA

 

Emevi Halifesi ABDULMELİK bin MERVAN, Peygamber efendimizin Mi’raca çıkarken üzerine bastığı kaya-Sahra’nın da içine alındığı Kubbetus Sahrayı yaptırdı (691).

 

Yirmi yıl sonra da oğlu VELİD bin ABDULMELİK de asırlar önce yıkılmış olan Mescid-i Aksayı yeniden yaptırdı (710).

 

Depremler sonucu duvarları çatlayan ve kısmen çatısı çöken Mescid-i Aksayı bu sefer de Abbasi halifesi Ebu Cafer Mansur tekrar inşa ettirdi.

 

Selçukluların Filistine hakim oldukları yıllar içinde Kudüs-ü Şerifi ilim merkezi haline getirdiler. İmam Nablusi bu medreselerde yetişen alimlerden sadece biridir. Açılan yeni medreselerle eğitime hız verildi. İmam Gazali bu medreselerde öğrencilere ders verdi. İbni Kayserani Mescid-i Aksada Hadis dersleri verdi.

 

Mısır Fatımi yönetimindeyken işgal edilen Kudüs 88-seksen sekiz yılık esaretten sonra 1187 de İslamın yıldızı Selahaddin Eyyubi tarafından kurtarıldı.

 

Selahaddini yetiştirip İslam tarihine kazandıran Nureddin Mahmut Zengi döneminde -1165- Halepli marangozun Kündekari sanatıyla yaptığı iki adet Minber yırmi yıl sonra Selahaddin tarafından biri Mescid-i Aksaya diğeri de El Halil camiine fetihten sonra yerleştirildi.

 

Tarihi süreç içinde Memluk sultanı Muhammed Kalavun kırk yıl kadar uzun süren hükümdarlığı döneminde şehri yeniden imara gayret etti. Ancak 16 yüzyıl başlarında Mısır Memlukları Kudüsü değil kendi ülkelerini bile koruyamaz duruma geldiklerinde 1517 de Rıdaniye harbinden sonra Yavuz Sultan Selim Kahire, Hicaz ve Filistine hakim oldu. Fakat Hicaz için sadece Hakimul Haremeyn değil, Hadimul Haremeyn dedi. Yavuz Selim’le başlayan bir süpürge broş olarak sarıklarının alnında dururdu.

 

Oğlu Kanuni Süleyman Mescid-i Aksanın çevresine bugün dahi ayakta olan surları yaptırdı. Hürrem Sultan da içinde Şifahane ve aşhaneleri olan külliyeler yaptırdı. Mimar Sinanın eserleri olan Çeşmeler, Kapılar, Vakıflar, Kudüs halkının hayat standardını yükselten Kattanin Çarşısı, medreseler ve yollar yaptırdı.

 

1799 ‘da Mısır, Gazze ve Remleyi işgal eden Napolyon, Akka Kale komutanı Osmanlı devlet adamı Cezzar Ahmet Paşaya mağlup olunca İslam ülkelerini ebediyyen terkedip Fransaya geri dönmek zorunda kaldı.

 

Mısırı aldığı zaman büyük bir kibirle konuşmuştu: “Askerler ikibin yıllık tarih sizi Keops-Kefren ve Mekerinos üzerinden sizi hayranlıkla seyrediyor. Tüm Osmanlı vatanı napolyonun hedefindeydi. Hayatında yaşadığı önce Akka sonra da Vaterlo mağlubiyetleri maceraperest Napolyonun sonu oldu.

 

AĞLAMA DUVARI

 

Mimar Sinanın son şeklini verdiği Ağlama duvarına, asker kontrolünden ve cihazlardan geçerek giriyoruz. Yahudilerin Süleyman Mabedinin istinat duvarı’nın önünde Tevrat okurken niçin böyle sallanarak ağladıklarını öğrenmek istiyoruz.

 

Meğer Duvarın doğusuna yani Mescid-i Aksanın bahçesine geçemedikleri için ağlıyorlarmış.

 

Yahudilerin duvarın ötesine geçmelerinin dinen yasak tarafı var imiş. Eskiden Yahudi Ruhbanlarının en büyüğü, yılda bir kere girermiş.

 

İngilizlerin teşvikiyle başlayan Yahudilerin Filistine göçleri İttihat ve Terakkinin duyarsızlığı ile Kudüsün demografik yapısı tedricen bozulmaya başladı.

 

1964 anlaşmasıyla Mescidi Aksanın tüm hükümranlık hakları Ürdün’e verilmişti.

 

Filistin halkının hafızasında ideal Türk Sultanı Abduhamit Handır.

 

İkinci Abdulhamid Han Devlet Yönetiminin başındayken bütün iç ve dış entrika ve zorlamalara rağmen Filistini Yahudilere vermemiş ve Filistine Yahudi göçlerine engel olmuştur.

 

Kudüsü yeni baştan imar eden Abdulhamid Han Siyonizmin silahlı ve moral desteğiyle Filistine akan Yahudi göçünün önündek en büyük engeldi.

 

11 Aralık 1917 de Osmanlı ordusu Kanal ve Gazze (Birseb’a ve Gazze) muharebesini kaybedince İngiliz askerleri Filistine girince bugün Kudüsteki Müslüman hâkimiyeti son buldu.

 

İngiliz General ALLENBY Ürdün nehrini aşarak Şama geldi ve Sultan Selahaddin Eyyubinin kabr-i şerifini tekmelerken dokuz asırlık kinle;

 

“Kalk Selahaddin Haçlı Seferleri şimdi sona erdi, biz geri döndük!”dedi.

 

Oysa Şam Nuriye medresesi Darul Hadis mezunu olan Sultan Selahaddin oğlu Aliye verdiği nasihatlerde “Oğlum kimseye karşı kin tutma. Çünkü Din ile kin aynı yürekte barınmaz. Biri varsa diğeri yoktur!”demişti. Bu iki medeniyet arasındaki fark olarak kabul edilir. Biri batı değeri İslam Medeniyetidir.

 

Burada Filistin halkı Yaser Arafat’tan, Yahudilerin Valisidir deyip nefret ediyor ama Sultan Abdulhamid’i samimiyetle seviyorlar.

 

Fas mescidini ziyaretimizde Şazeli tekkesinde zikir yapıyorlardı.

 

“Cennet mekân ulu hakan, Sultan Abdulhamid Han da Şazeli idi” diyorlar...

 

Biz de padişahımız Abdulhamid Hanla iftihar ediyor ve ruh-u şeriflerine Fatihalar ikram ediyoruz. Şazeli tarikatı Kuzey Afrikanın ve özellikle El memleketul mağrıbiyyenin antiemperyalist üç tarikatından biridir. Diğer ikisi de Senusi ve Ticanilerdir.

 

Sultan Abdulhamidin Şazeli Şeyhi ve Mürşidi Ebu Şamat’a gönderdiği Kudüs mektubunun aslı Suriyede yaşayan şeyhin torunu Ammar ebu Şamat’ta mahfuzdur.

 

ABDULHAMİD HANIN KUDÜS MEKTUBU

 

“Ya Hu!

 

Bismillahirrahmanirrahim vabihi Nestain,

 

Elhamdulillahi Rabbilalemin!

 

Allaha Hamd ve Resulüne selat ve Selam olsun!

 

İşbu arizamı tarikat-ı Şazeli şeyhi vücutlara ruh ve hayat veren ve cümlenin efendisi Eşşeyh Mahmud Ebu-ş Şamad hazretlerine ref’ediyorum!

 

Mübarek ellerini öperek ve dualarını rica ederek selam ve hürmetlerimi takdimden sonra arzederim ki, sene-i haliye şehr-i Mayısın 2. Günü mektubunuz vasıl oldu. Sıhhat ve selamette daim olduğunuzdan dolayı Allaha hamd ediyorum.

 

Efendim Evrad-ı Şazeli kıraatine ve vazife-i Şazeliyye’ye Allahın tevfikiyle gece ve gündüz devam ediyorum. Davet-i kalbiyenize daima muhtaç olduğumu arz ederim.

 

Size ve bütün akl-ı selim sahiplerine tarihi bir emanet olarak arz edebilirim ki; ben Hilafet-i İslamiyeyi hiçbir sebeple terk etmedim. Ancak Jön Türk ismiyle maruf ve meşhur olan İttihat ve Terakki Cemiyeti başkanlarının baskı ve tehdidiyle Hilafet-i İslamiyeyi terke mecbur edildim.

 

Bu İttihatçılar Arazi-i Mukaddese-Kudüs ve Filistinde Yahudiler için bir Vatan-ı Kavmi kabul etmediğim için baskıda ısrar ettiler.

 

Tehdit ve hain tekliflerde bulundular.

 

-Dünya dolusu altın verseniz dahi teklifinizi asla kabul etmem Dedim ve etmedim!

 

Daha sonra “Yüzelli milyon altın İngiliz lirası vereceklerini vaad ettiler. Bu teklifi de katiyyen reddettim. Ve kendilerine şu sözlerle mukabele ettim.

 

“Değil yüzelli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altın verseniz bu tekliflerinizi asla kabul etmem!

 

Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslamiyeye ve Ümmet-i Muhammede hizmet ettim.

 

Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulafa-i İslamiyeden aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi asla kabul etmem! Diye cevap verince halledilmemde ittifak ettiler. İstanbuldan Selaniğe sürdüler.

 

Cenab-ı Allaha hamdederim ki; Devlet-i Osmaniye ve Âlem-i İslam’a ebedi bir leke olacak tekliflerini yani Arazi-i mukaddese-KUDÜS ve Filistinde bir Yahudi Devleti kurulmasını kabul etmedim. Bundan dolayı Mevlaya Hamdederim!

 

Şu sözlerle mektubuma hitam veriyorum.

 

Mubarek ellerinizden öper, hürmetlerimi kabul buyurmanızı istirham ederim.

 

İhvan ve asdıkanın cümlesine selam ederim!

 

Esselamualeykum va Rahmetullahi va berakatuhu!

 

Hadim-el Muslimiz Abdulhamid”

 

MİMAR BAYRAM ÇAVUŞ

 

Mimar Bayram Çavuş Osmanlı Devletinin ilk Kudüs valisidir. Surları yeniden ihya etmiştir.

 

Bab-ı Dımışk-Şam kapısı karşısında şehre girip çıkanlardan bir fatiha bekleyen Mimar Bayram Çavuş asırlardır bizleri seyretmektedir.

 

1517 de Kudüsü Osmanlıya bağlayan Yavuz Sultan Selim Han Kudüs ahalisinin bedevilerin yağma ve talanıyla ilgili şikâyetlerini dinler. Halkın güvenliği için şehir surlarının yapılmasını emreder.

 

İlk Osmanlı halifesi olan Sultan Selim Hanın ömrü vefa etmez. Kudüsün bayındırlık çalışmalarıyla ilgili bu abidevi eserler oğlu Muhteşem Süleymana nasip olur.

 

Kudüsün surları 1536 ile 1540 yılları arasında tam dört yılda inşa edildi.

 

Bayram Çavuş daha önce Osmanlıda Şer’iye nazırlığı da yapmıştır. Nakkaş Mehmet Çelebi de Surların emini olarak tam dört yıl bila bedel çalıştılar. Tek istedikleri öldüklerinde yani Emr-i Hak vaki olduğunda Surların karşısına defnedilmeleri idi. Vasiyetleri yerine getirildi. Allah onlara rahmet eylesin.

 

Bu surlar bir kilometre kare’lik şehrin etrafını saran yüksek ve muhkem duvarlardır. Yola bakan kabri şerif bir kitapçı dükkânının yanıbaşındadır.

 

Çeşmeler, kapılar ve çarşılarla Kudüsün her sokağında Kanuni Süleymanın bir eseri vardır.

 

YAKILAN MİNBER

 

1997 yılında bir Cuma günü Israil askerinin intifadalara misilleme, olarak Mescidi Aksa baskınıyla, attığı gözyaşartıcı kapsüller ve gerçek mermiler caminin içinde bir camekânda sergileniyor. Yanındaki listede ise cami baskınında şehit olan Müslümanların isim ve resimleri var.

 

Bakıyoruz koca Mescid-i Aksa’da uyduruk demir profilden bir minber duruyor.

 

Ancak 1969 yılında Avustralyalı bir Hristiyan Bu “Kündekari” sanatının şaheserini yakmış. Goldştayn adındaki bu tetikçi-kışkırtıcı-provokatörü tutuklamışlar ve Sorgulamışlar;

 

-Niçin bu yangını çıkarttın? Tarihi minberi niçin yaktın?

 

-“Savaş olsun, ülke karışsın ve Allah’ın vaadi hızlansın diye yaktım. Allahı-haşa-Kıyamete zorladım!” demiş.

 

Bu yangın haçlıların sıvadıkları orjinal işlemeleri de Emevi sanatının numunesi olarak ortaya çıkarmıştı.

 

Bu eşsiz sanat eseri minberi, Selahattin Yusuf Eyyubi’yi yetiştiren ve İslam tarihine kazandıran Hükümdar Nurettin Mahmud Zengi döneminde ve 1187 de Kudüsün fethinden yirmi yıl önce Halepli bir marangoz yapmıştı.

 

Mensubiyet bilinci gelişmiş dini heyecanı olan bir esnaf-Halepli bir marangoz “Ben Kudüs için ne yapabilirim?” Demiş ve harekete geçmiş. Yıllarını vererek, Kündekari san’atının kullanıldığı iki adet sağlam ve zarif minber hazırlamış.

 

Selahaddin Eyyubinin Kudüs fethinden sonra bu iki adet abidevi minberden biri Mescid-i Aksa’da, diğeri de El-Halil şehrinde idi. Ibrahim mescidine armağan edilmişti. Mescid-i Aksadaki yakıldıktan sonra biz şimdi sadece Ibrahim camisindeki orijinal minberin örneğini görebiliyor ve ziyaret edebiliyoruz.

 

Mescid-i Aksada ve Zekeriya mihrabının üzerinde 1250 yılından kalma bir kemer yazısı. Çok gelişmiş ve harekeli.

 

KUBBETU-S SAHRA

 

Bugünkü haliyle Kubbetu-s Sahra’nın 691 yılında Emevi Halifesi ABDULMELİK bin Mervan tarafından yapıldığınına değinmiştik.

 

Mescid-i Aksa Camii ise bundan 20 yıl sonra yani 710 yılında oğlu VELİD bin Abdulmelik tarafından inşa edildi.

 

Kubbetu-s Sahra inşa edilmeden önce yanında küçük bir model olark Kubbetu-s Silsile yapılıyor. Kubbetus-Silsile üzerinde Kanuni Sultan Süleymanın yaptırdığı, İznikten getirilmiş bir çini tezyinat vardır. Ayrıca Sad suresinden bir de ayeti kerime yazılıdır.

 

Resulullahın üzerinden Mi’raca yükseldiği Hacerul Muallaka altın tezyinatla donanmış, uzaklardan parıltısı görülen bir kubbe altında muhafaza edilir.

 

Islam Kültür Tarihi içinde ayakta duran tek Islami yapı bugün sadece kubbesi altın levhalarla döşenmiş: Kubbetus Sahradır.

 

ŞABAT VE BARIŞ SÜRECI

 

Şabat; Arapça sept yani Cumartesi demektir. Şabat dindarlarla ilgili bir olgu, bir iş. “Eşyanının tabiatı değiştirilemez. Fakat var olan sistem sürer.” Diye düşünürler Bugün hiçbir iş yapmazlar. Hz. Musanın tebliğ ettiği On Emir arasında sadece Yahudilere has olan emir budur ; Dünyevi bir iş yapılmaz. Tevrat okunur ve dua edilir. Başka ayrıntılar da var.

 

Mesela çaya şeker atabilir ama yemeğe tuz atamazlar. Televizyon açıp-kapatamazlar araba kullanamazlar. Bugün tüm dindar yahudiler yaya dolaşırlar, arabaya binmezler.

 

Dindar yahudilerin evlerinde TV-Televizyon yoktur. Evde yapacağı ibadeti, ağlama duvarına gelerek de yapabilirler.

 

Israil’de dindarlar antisiyonisttir. Siyonizme karşıdırlar.

 

Bu yüzden 1948 yılında kurulan Devleti kabul etmezler.

 

Hepsinin yabancı ülke pasaportları vardır.

 

Yüzden fazla radyo istasyonları vardır. Israil Devleti kurulurken ülkede yeterince laik ve milliyetçi yoktu.

 

Dindarlar devlet içinde söz sahibi oldular. Yine dindarlar 50 yıldır koalisyon içinde Iktidara ortaklar.

 

Ancak bugün göçlerle dört buçuk milyon nüfusa ulaşan Yahudiler üç büyük grupta toplanıyorlar. Bunlar:

 

1-Sosyalist- Laik grup,

 

2-Liberal Milliyetçi grup

 

3-Dindarlar.

 

Israilde kriminal hukuk; dünyanın diğer ülkelerinden farksızdır. Ancak evlilik, boşanma ve miras konularında insanların hukuk seçme hakkı vardır.

 

Işgal edilen Batı Şeriada bugün sıkı bir askeri yönetim mevcuttur.

 

Yerli Filistinlilerin tapulu arazileri işgal edilerek üzerine Yahudi yerleşim alanları inşa edilmeye devam edilmektedir.

 

Bölgede, yönetim bu yüzden demokratik değildir. Direnen itiraz eden kadın da olsa kurşunlanır, taş atan çocuk vurulur, öldürülür. Kimse onun hakkını hukukunu arayamaz. Bileşmiş Milletler bunu protesto eder. Karşı olduğunu beyan eder. Bunlar göstermeliktir. İsrailde Siyonistler bu kararların hepsini çiğner.

 

Veyl mağluplara!

 

Fakat Israilde eyleme dönüşmeyen her fikir serbesttir.

 

Israil devlet mantığına göre bugün komşu ülkelerle Savaş da Barış da kötüdür.

 

Ancak Barış Süreci iyidir.

 

Çünkü bu süreç Israil için işgali ve yeni saldırıları meşrulaştırır.

 

Hamursuz gibi çeşitli bayramlar arasında bir Purin bayramı vardır ki; sekiz yaşından büyük olan herkesin içip içip sarhoş olması gerekir.

 

Yahudi kültüründe seçilmişlik vardır ama aslında Musevilik tarım ve tabiat dinidir. Bütün bayramları tabiatla ilgilidir.

 

Iraktan başka gerçekten Israille savaşan bir arap devleti yoktur. Uçaklarını kaybeden Mısırın Sina yarımadasındaki bir hücumu hariç.

 

Ürdün ve Suriye her savaştan önce anlaşma yapar, sonra barışırlar. Her savaşta sadece ve ancak 15-20 asker ölür...

 

Hamas; Filistin halkının Kuvayı Milliyesidir. Halk ordusudur. İsrail yetkililer onun açılımından çekinirler; El Hareketul Mukavemetul İslemi.

 

Hasidiler yani Polonya Yahudileri kendilerine göre ehli takva insanlardır, muttakidirler.

 

Antisiyonist Yahudilik Rav Hasidilikten doğmuştur.

 

Yine Yahudiliğin Naturel Karta mezhebi Siyonizme karşıdır.

 

Bunlar Filistin halkına devamlı yardım etmekte ve Israil devletine vergi vermemektedirler.

 

Nablus şehrinde Filistinli ile Yahudi evlenmeleri olmuştur. Ancak burada Yahudinin Yahudilikle Filistinlinin de Müslümanlıkla bir alakası kalmamıştır. Bu evlilikler, Liberal Dünyaperest beraberliklerden ibarettir...

 

1948 savaş sonrası Müslüman Filistinliler süratle asimile olmuşlar fakat 1967 savaşı sonrası yani 6 gün savaşları sonunda Filistinliler kesinlikle kendilerini koruyor milli ve manevi kimliklerine sahip çıkıyorlar

 

Örnek olarak Ortadoğunun terörist devleti Israile düşman olmak için gördüklerimiz ve bildiklerimiz yeter. Ayrıca hikâyelere ihtiyaç yoktur. Dost olmak için de Yahudiler arasında, acaba yeterince insani ilişki kurulabilecek kalitede insanlar var mıdır?

 

Hemen Kur’anın uyarısı ile kendimize geliyoruz.

 

“Ye Eyyuhellezine Emenu! Le tettehuzel Yehuda van Nasara evliye’!”

 

“Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanı kendinize Dost-Sırdaş ve Veli edinmeyin!”

 

 

EL-HALIL ŞEHRI

 

Doğrusu ansiklopedik tarihi bilgilere pek yer vermek istemiyor ve iki bin yılının ilkbaharına Kudüs ve Filistin bölgesinde sadece gördüklerimizi anlatmak istiyorduk bu günlerin şahitleri olmak istiyorduk.

 

Ama Kudüs için Tarih koridoruna girmeden olmuyor.

 

M.Ö. 1700’de Hz. Ibrahim Harran üzerinden Ürdün nehrini aşarak Urusaleme geliyor. Yahudiler Hz. Ibrahim’in oğlu Ismail’i değil, Ishak’ı ve Hicazda değil de Kudüste Hacerül Muallaka üzerinde kurban etme girişiminden bahsederler.

 

Hz. Ishak&

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05