Keşkeleri Azaltmak İçin

19.01.2020
Mustafa YILDIZ

Mustafa YILDIZ / Keşkeleri Azaltmak İçin

19. asra kadar kendi içinde zaman zaman iktidar değişikliği yapan, iç sürtüşmeler sonucu yönetimi sık sık el değiştiren halkı müslüman ülkelerin, gerek yöneticisi ve gerekse halkı bu tür kavgalara hep üzüldü, olanları da tasvip etmedi.

Bunlar rutin “Taht” kavgaları olarak görüldü.

İdareci ve halk bu yaşananlar karşısında tabii olarak enkilendi de ama uzun süreli bir psikolojik travmada yaşamadı. 

Koca İmparatorluk 1918 yılında halkın küffar, kafir, gavur diye adlandırdığı devletler tarafından maplup edilip, yaklaşık 2 Milyon Km2 den 785 Km2 toprağa hapsedilince, uzun süre imparatorluğun vermiş olduğu haşmetle emretmeye alışmış, her yerde saygı görmüş bir geçmişe sahip imparatoluk mensupları alışılmadık bu durum karşısında tabii olarak “Travma”lar geçirmiş ve bir “Psikoz” içine girerek fikri kaos içinde buhranlı yıllar yaşamaya başlamışlardır.

Halk moralman çökerken, aydın geçinenler de ferasetsizliklerinin bedelini kendilerine olan güveni kaybederek, onurları kırılarak kalan ömürlerinide sefalet içinde tamamlamışlardır. 

Oysa aynı yıllarda bizimle beraber mağlup olan ülkeler, mağlubiyetin verdiği hırs ve intikam alma hıncıyla silahlanmış ve 1939 yılında öç alma adına dünyayı tekrar kan gölüne çevirmişlerdir.

Biz ise mağlubiyetin verdiği psikolik travmayı üzerimizden atamadığımız gibi, özgüvenimizide kaybederek içe kapandık. “Üstümü ört kimse beni görmesin, ben de kimseyi görmemiş olayım” dedik.

Verilen sözleri yerine getirme adına halkı sopayla hizaya getirmeyle meşgul olduk.

İkinci defa mağlup olan ülkeler hırs ve hınçlarından vaz geçmeyerek 20 yıl sonra, yani 1960’lı yıllara gelince yerle bir olan ülkelerinde adeta küllerinden yeniden doğarak ayağa kalkmayı başarmışlardır.

Bu tarihi süreç herkesce bilindiğinden teferruata girmeye gerek görmüyorum.

Bir tespit açısından hatırlatmak istedik.

Dünyada bu gelişmeler yaşanırken bizde yıkılan moreller, yaşanan travmalar dışarınında pompalamasıyla daha da aşağıya çekilmiş, çözüm arayanların kimi, “Artık biz tek başına ayağa kalkamayız, mandacılığı kabül edelim” fikrini savunurken kimi de, “batının teknoloji ve kültürel değerleri ile birlikte alalım, yoksa yeni kurulan dünyada yerimizi alamayız.” diye fikirler ileri sürmüş, hatta kimi işi “bizi bu hale düşüren İslam dinidir, gerekirse istiklal ve istikbal için onu da değiştirelim.” demeye kadar vardıranlar bile olmuştur.

Yaşanan bu psikolojik durum halkın üzerinde bir “Yılgınlık”, kendine “Güveni yitirme”, “Batıya karşı hayranlık duyma” ve “Artık bizden birşey olmaz” algısı oluşturmaya başlamıştır. Ve bu tutum bir komplekse dönüşerek kronikleşmiştir.

İşte anlatmak istediğimiz de tamda budur.Mağlubiyet psikolojisini üzerinden atamayan insanımız girdiği bu kompleksten çıkamayarak yüz yıla yakındır “Bizi şunlar şunlar bu hale getirdi.” diye geviş getirmeden öteye geçemedi bir türlü.

Geçmişi hatırlamak, sorgulamak düştüğümüz yerden yeniden kalkmak için elbette gereklidir.Geçmiş bilinmeden ileriye temkinli adımlar atılamaz, doğru. Ama sakız çiğner gibi sürekli müslümanları suçlayarak, şevki kırmanın, umut ve ümütleri aşağıya çekmeylede mesafa alınamayacağıda bilinmelidir.

Vatandaş şikayette bulunma hakkını kullanabiir. Zira onun yöneticisinden beklenti ve talebi yaşam standardında yükselme olması, konforu yakalamasıdır. Çözüm üretmeyi hem beceremez hem de görevide değildir. Ancak entelektüel geçinen, benimde söyleyecek sözüm var! diyenlerin çözümden ziyade, “buralara nasıl geldik.” hususunu ısrarla anlatmaya devam etmelerinden anlaşılan, demek ki hiç mesafe katetmemişiz daha çok işimiz var demektir.

Bugünkü imkanların % birine sahip olmayan biri 23 yılda haklı davasını 3 kıtaya duyurabiliyorda, onun hayatını örnek aldığını iddia edenler bugünkü her türlü konforun içinde son derece modern teknolojik imkanları da kullandıkları halde ben ne kadarlık alanda islamın güzelliklerini gösterebildim.? diye bir soruyu neden kimse kendine sormaz? merak ediyorum.

Biribirimizle ittifak edeceğimiz çok şey varken, belkide bir veya bir kaçı geçmeyecek ihtilaflı hususları gündemde tutmak acaba kimin veya kimlerin işine gelir, yahut hangi proplemimizi çözmüştür düşman üretmekten başka, gerçekten durup düşünmek gerekir. Eldekiler kaybedildikten sonra “Keşke”ler başlar ama o zamanda “Bin keşke bir para etmez” olur.

Yaşayarak şahit olduğum bir anekdotu anlatmak isterim.

Benim yaşadığım memlekette iplik fabrikasında çalışan genelde çarşaflı giyen kadınların tercih ettiği yol güzergahında kötü niyetli kadınlarında dolaştığı şaiyası yayılınca kadınlar çarşafları çıkartıp manto giymeye başladılar. Mantolu kadınlar içinde aynı isnatlar devam edince mantolarda çıkmaya başladı. Zamanla tesettür sulandırılır oldu. Belki de bu dedikoduyu yayanların istedikleri de buydu. Maksatta hasıl olmuştu.

Muhalefet etmek en kolay olandır.”Benim hakkımda gıybet etme” diyorsan eğer, çare olarak bırak senin yanında içimden geçenleri söyleyebileyim ki arkandan konuşmama gerek kalmasın.

Yani sorun dile getirilirken çözümü ile beraber verilmelidir ki sonuçta alınsın.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ