14 Kasım 2019 Perşembe •

İyiliğin Doğası…

18.10.2019
Abdulaziz TANTİK

İyiliğin Doğası… / Abdulaziz TANTİK

 

Her kavramın birden çok anlam katmanı olduğu gibi iyilik kavramının da birden fazla anlam katmanı bulunmaktadır. Bu anlam katmanları, olgunun oluşum süreci, psikolojik zemini ve sosyal faktörleri ile beklentileri açısından belirlenebilir. Muhataba yapılan bir iyiliğin, iyilik olma koşulu, o kişi açısından karşılıksız ve bir beklentiye mebni olmadan gerçekleşmesidir. Yani muhatap bir şey bekliyorsa; herhangi bir şeyden dolayı; akrabalık bağları, siyasi karşılığı, ekonomik beklentileri, ya da dostluk veya arkadaşlık gibi manevi sorumluluğunun varlığı gibi... Bütün bu olup bitenler, elbette ki nispi olarak iyilik kavramı içinde tanımlanabilir. Ancak genel itibarı ile bakıldığında bu iyilikten çok yardımlaşma formu içinde daha tutarlı bir ifadeye kavuşur. O yüzden iyiliğin doğasını doğru tanımlamak önemli hale gelmektedir. Çünkü anlam katmanlarını da bu doğasının tanımı üzerinden yapmak daha anlaşılır ve mutabakata açık hale gelir…

İyilik, birinin, bir başkasına yardım ederken herhangi bir beklentiye mahal bırakmadan - hem kendisinde hem de yardım ettiği kişide, hatta izleyenlerde/tanık olanlarda- yapılan eyleme verilen addır. Bu tanımdaki bir başkası tanımlı veya tanımsız olması bir değişiklik arz etmez. Yani iyilik, hedefi sabitlemeden de yapılabilir özelliğe sahiptir. Ortak kullanıma ait şeyler yapmak gibi…

Bu tanımdan hareketle iyiliğin doğasına dair daha net cümleler kurmak mümkün hale gelir. Doğa dediğimizde akla düşen şey nedir? İyiliğin doğası derken neyi kastettiğimizi ancak bu soruya cevap verdiğimizde açıklığa kavuşmuş olur. Doğa, neye istinat edilirse onun içinde var olduğu koşulları ve kendini gerçekleştirme imkânlarına gönderme yapmaktır. Hem var olduğu koşulları hem de kendini gerçekleştirme imkânlarını tanımlamak doğayı açıklığa kavuşturur.

İyilik, doğası gereği bazı temel koşulları taşımakla yükümlüdür. Bu koşulları maddeler halinde ortaya koymakta yarar vardır.

Soyuttur…

İyilik doğası gereği soyuttur. Çok somut bir özellik taşıdığı halde soyutlanma ihtimali yoksa o iyilik olmaktan uzaklaşır. Çünkü her somut şey indirgenmiş bir durumu işaret eder. İyilik ise indirgenemez olana tekabül eder. Örneğin, bir aç insana yemek yedirdiniz. Eğer somut olarak o aç şahsı doyurduysanız ve bir başka aç şahsı doyurmak gibi bir niyeti taşımıyorsa bu iyilik olarak öne çıkartılamaz. Çünkü soyutlanma imtiyazı yoktur.  Bu her türlü iyilik için geçerli olana tekabül eder.

Beklentisizdir…

Muhataba yapılan iyiliğin bir karşılığı varsa ve ona göre bu iyilik yapılıyorsa bu iyilik olmaktan çıkar, yardım vesaire başka bir alana taşınır. Çünkü iyilik, doğası gereği yapılan şeyden bir beklenti içinde olmamayı temel ilke olarak kabul eder. Bir karşılık olarak yapılan her şey iyilik tanımının dışına çıkar ve başka kavramlara yönelir.  Bu beklentisizlik, başka alanlarda da öne çıkartılır, güzel, estetik kaygı, sevgi gibi temel konularda iyilik ile aynı doğaya sahip olduklarını söylemek mümkün…

Kuşatıcıdır…

Yaptığınız bir iyilik, sınırlı olamayacağı için potansiyel olarak kuşatıcıdır. Yani iyilik, kuşatıcılığı sayesinde toplumsal olanın da ötesine ulaşarak metafizik alana yükselir ve toplumun temel parametrelerini belirler. Yani iyilik olarak yaptığınız küçük bir eylem, olayın metafiziğini sağladığı gibi toplumsal olanın ötesine çıkarak toplumsal bilincin belirleyiciliğini kuşanır. Böylece iyilik, toplumsal hayatın belirleyeni olarak ortaya çıkar. O yüzden iyilik, kuşatıcı ve belirleyici bir özellik taşır. ‘Denize bir parça ekmek at, balık bilmezse Halık/Yaratıcı bilir’ özdeyişinin ifade ettiği şey de bu olsa gerek!

Sirayet edicidir…

İyilik, yapıldığı andan itibaren yaydan fırlayan ok gibi artık neye isabet ettiği önemli değildir. Kim iyiye gönlünü açmışsa ona isabet eder ve onu iyiliğe teşvik eder. İnsan, tanık olduğu iyilik karşısında kendini aynı duygularla dolu hissetmeye başlayarak iyiliğe kavuşma isteği ile dolar. Toplumsal yardımlaşmanın çok kısa sürede bu kadar çok insana ulaşması ve büyük meblağlar oluşturmasının sebebinin iyiliğin doğasının sirayet edici vasfında aramakta yarar vardır. Bunu küçük tecrübeler ile de öğrenebiliriz. Küçük çocuğunuz veya torununuz ile birlikte iken siz birine, bir fakire, düşküne yardım edin, sonra o küçüğe bakın, onun da yardım etme isteği duymasına tanık olun. Çoğu zaman o da hemen yardım etme isteğini beyan eder.

İtminan sağlar…

İnsan yaptığı şeyden huzur duygusu ile dolarsa onu o eylemden uzak tutacak bir güç tasavvur edilemez. İtminan, insanın hem metafiziksel boyutunu hem de eylemsel/ davranış kodlarını belirleyen en temel özelliğidir. İyilik bu temel özelliği insan için elle tutulur hale getirebiliyor. Onu tatmin ederek yeni iyiliklere kapı aralıyor. Bu yüzden tatmin sağlamayan bir iyilik, iyilik olma vasfını da yitirir.

Maddeleştirerek anlattığımız iyiliğin olmazsa olmaz şartları olmadan bir eyleme iyilik demek zor olacaktır. Galatı meşhur olarak birçok şeye iyi dediğimiz vakidir. Ancak meselenin doğasına baktığımızda bu vaki olan şeyler iyilik değildir. İyi olarak tanımlanan şey ile iyilik arasında da bir mesafe olduğu tartışılamaz sanırım…

İyiliğin potansiyel boyutundan da bahsetmiştik. Çünkü iyiliğin doğası şartlar ve potansiyeller ile birlikte açığa kavuşacaktı… Bu potansiyeli çoğu zaman gözlemleme imkânı da buluyoruz, ancak düşünme yetisi ve farkındalığımızı terk edeli beri artık göremiyoruz. Yani görme yetisini kaybettik, bunu itiraf etmekten de kaçınıyoruz. Bu bahsi diğer…

İşte o maddeler…

Hızlı ulaşım…

İyilik sirayet eder demiştik, potansiyel olarak öyle hızlı hareket eder ki, nasıl ulaştığını anlamakta zorlanırsınız. Yeter ki iyiliğin doğasına uygun bir zemin oluşsun, hemen insanlar harekete geçer ve bu iyilik kervanına katılırlar. Mesela bunu depremlerde veya tabii afetlerin her birinde gözlemlemek mümkün…  Yani kişinin kendi imkânlarını aşan bir durumla karşı karşıya kaldığında ve bu gözlemlenme noktasına ulaştığında, ister tecrübî, ister bilgi veya haber düzeyinde hemen bir hareketlilik başlar. Bu potansiyel toplumsal mühendislik üzerinden bazen yanlış yönlendirmelere de maruz kalıyor. Ama vicdan bunu fark ettiği andan itibaren ambargo koyuveriyor.

Yaygınlaşma…

İnsan, düşman olduğu şeye karşı duyarsız olur. Bu özdeyiş yabana atılamaz. Ama iyilik tam tersi bir durumu işaret eder. Yani insan, iyiliğe karşı kulağı sürekli açık ve duymaya hazır beklemektedir. Bu yüzden bir iyilik çağrısı hem hızlı hem de yaygınlaşarak genel kabule mazhar bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Tanıklıklar üzerinden bir anda binleri, milyonları harekete geçirebilir bir potansiyeli eylemliliğe sürüklemektedir. Aslında bunun da tipik örnekleri hep vardır: Pakistan da bir şehirde deprem olmuştu. Bir gecede İHH yardım toparlayarak en erken oraya varan kuruluş olmuştu. Bu insanların iyiliğe olan açlıkları ve çok çabuk bir şekilde tepki vererek meseleye diğer iyiliğe susamış insanları da katabilmekten geçiyor. Ancak iyiliğin doğasında bu potansiyel bulunduğu için bütün bu olup bitenler imkân kazanıyor.

Çoğalma…

İyilik çoğalır. Evet, iyilik çok seri bir şekilde çoğalır. Bu çoğalmayı sağlayan hız ve yaygınlaşma imkânlarıdır. Ama iyiliğin doğasında da bu çoğalma vardır. İslam’ın temel metninde iyiliğin karşılığının çoğaltılarak verilmesi de bunu göstermektedir. İyilik iki yönden çoğalır: iyiliği yapanın kendisini çoğaltır. Yani daha çok iyilik yapma isteği yanında hissettiği duygusal tatminin çoğalması ve bu örneklik üzerinden buna tanıklık edenin iyiliğe meyyal hale gelmesi ve iyiliğe yönelerek çoğalan bir iyilik seti ile karşı karşıya kalınmasını sağlamasıdır.

Tahrik ediciliği…

İyilik kışkırtıcı bir potansiyeli vardır. Duygusal olarak iyiliğe tanık olanın yerinde duramaması söz konusudur. İnsan bir iyilik karşısında tahrik olur. Bu tahrik olumsuz boyutu ile değil de olumlu boyutu ile düşünülmelidir. Bu tahrik onu harekete geçirir. Duygusal zeminde insanda iyi olmaya ve iyilik yapmaya eğilim bu örneklik üzerinden kışkırtılmasına dayalıdır.

Bu potansiyeller iyiliğin güçlenmesini ve sürekli artarak daha büyük mekân ve zamanlara ulaşmasına zemin hazırlar. İnsan, bu temel gerçeği kavradığı zaman iyilik yapmaktan kaçınamaz artık…

İyilik, doğası gereği, insanın doğası ile özdeş bir yapı arz eder. Yani insanın doğasını kavramadan iyiliğin doğasını kavramak mümkün olamaz. Bu yüzden iyilik aynı zamanda insan doğasının keşfine de katkı sunacaktır. İnsan nedir sorusu ile iyilik nedir sorusunu aynı düzlemde konuşmalıyız. Ama bu başka bir konunun başlangıcını oluşturur. sonuç olarak insanı anlamadan, tanımlamadan iyiliği anlamak ve tanımlamak o kadar kolay olmasa gerek…

Yorum Ekle
Yorumlar
Hakan Uslu

22.10.2019

İsabetli ve güzel bir yazı.. Allah razı olsun
Dürümiye / Lezzete Davetiye