İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE(8) YERLİLİK

12.05.2019
İsa ÖZÇELİK

İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE(8) YERLİLİK  / İsa ÖZÇELİK

Bir süredir gelenekçi kanat tarafından gündemleştirilen, İslami çalışmaların yerliliği mevzusu, son dönemde yanına milli kelimesini de alarak farklı bir boyut kazanmış gözükmektedir.

İslami hareketi, özellikle beslenme kaynakları açısından yabancılıkla suçlayanların, bu konuda durdukları yer ne kadar meşrudur? Ve bu akıl ne kadar yerlidir ? Sorularının üzerinde durmak gerekmektedir.

Bu noktada ümmetin tekrar sahih temeller üzerinde yükselmesinden başka bir niyeti olmayan herkesin, bu tür tartışmaları, kısır bir cedel dairesinde yürütmeyip, aksine çözüme katkı sunma gayesi ile sürdürdüklerinden emin olmamız gerekir.

"Doğrusu biz Nuh'u: "Kavmini, kendilerine acıklı azap gelmeden önce uyar" diye kavmine gönderdik. ‘’ Nuh -1 

‘’Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.” Hud 50   Hz Salih Semuda Hud - 61…

Eğer yerlilikten kasıt ; yukarıdaki ayetlerde belirtildiği gibi davetçinin kendi toplumu ile ortak bir zemini paylaşmasının önemine vurgu yapmak ise bu elbette önemli bir husustur. Çünkü insanın doğasında yeni/yabancı şeylere karşı bir tereddüt ve çekinme hali her zaman mümkündür. Bundan ötürü Allah yukarıdaki ayetlerde, peygamberleri kendi kavimlerinden gönderdiği gerçeğinin altını çizerken, aynı zamanda muhatap kavimlere de, elçimiz sizin kardeşiniz olan biridir diyerek, daveti güçlü bir bağ ile desteklemektedir.

’Biz, anlayasınız diye onu Arapça bir Kur'ân yaptık. ‘’ Zuhruf - 3  bu ve benzeri ayetlerde ise Peygamber ile kavmi arasındaki iletişimin sağlıklı gerçekleşmesi için dil birliğine vurgu yapılıyor. Yani ortak zemin vurgusu burada önem arz ediyor. Ama herkes bilir ki İslami ilimlerde Arapça alet-ilmi vasfı ile öğretilir. Yani burada dil bir amaç değil araçtır.

‘’(Önce) en yakın hısımlarını uyar’’ Şuara - 214  ayeti ve İnfağın en yakından başlayarak dağıtılma tavsiyesi ise insan psikolojisine münasip bir uygulama olup, eşyanın doğasına uygun olan da budur.

Bu bağlamda İslami Hareketin, kendi çevresi ve toplumuna dönük çalışmalarını biraz daha yoğunlaştırması gerektiğinin altı çizilebilir. Gerek yardım çalışmaları gerekse zulme maruz kalanlara yönelik etkinliklerde, yaşadığımız beldenin kısmen ihmal edildiği tartışmaya açık bir konudur. Ama bunun arkasında yatan en önemli sebebin, fikri bir arka plandan ziyade, Müslümanların kolay olana talip olma arzusunun olduğunun da gözden kaçırılmaması gerekir. Hemen yakınındaki problemlerden ziyade uzaktaki sorunlar hakkında konuşmak Müslümanlara daha cazip/kolay gelmektedir.

Hepimizin bildiği üzere Peygamberler ayetlerde geçtiği üzere kendi kavimlerine yabancı kişiler olmamakla beraber, aynı durum onların getirdiği mesaj için geçerli değildir. Gelen vahy kısmen aşina oldukları bazı unsurları içermekle beraber ana hatları ile o toplum tarafından yabancı! bir çağrı olarak nitelenmiştir. Peygamberin vahyi başkalarından öğrendiği ( ehl-i kitap ) ve bunun öncekilerin masalları olduğunu iddia etmişlerdir. Furkan - 4-5

Bu noktada tüm kavimlerin en önemli tepkilerinden birisi ise, yaşamış oldukları yerde, ne babalarından ne de atalarından bu tür bir söz işitmedikleri gerekçesi olmuştur. 

 ‘’…Biz önceki atalarımızdan da bunu duymadık.’’ Müminun - 24

"Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin" dendiği zaman: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Babaları hiçbir şey bilmiyor veya doğru yolu bulamamış idilerse de mi? ‘’ Maide – 104

Bazı akademisyen ya da hocalar, geleneği önemsemek ve korumak adına farklı İslami ekolleri mahkum etme noktasına varmaktadırlar. İslam medeniyetini her alanda tekrar ihya etme çabalarını ‘’İslamcılık’’ şeklinde tanımlarsak, bu davanın neferleri varoluşsal bir krizi aşabilme çabasında elbette bir takım zaaflara açık olabilmektedirler. Ama bunlar kendi şartları içinde ele alınıp artı ve eksileri ile değerlendirilmelidir. Ayrıca ilk aşamada yapılan ve özeleştiri süzgecinden geçirilip olgunlaşan bazı meseleler hala devam ediyormuş gibi dillendirmek hakikati yansıtmayan bir durum olacaktır.

Yapılan eleştirilerden birisi olan, İslami hareketin köksüz olduğu tezi fazlaca iddialı bir söylem olsa gerektir. Çünkü Hareket kendini Hz. Rasul’den, Hz. Adem’e kadar sağlam bir silsile ile bağlayabilmektedir.

Belki örgütlenme ve itiraz yöntemlerinde bir takım yenilikler mevzu bahistir. Ama Peygamberimizden başlayarak her dönemde Müslümanlar karşılaştıkları toplumların bir takım kurumlarını iptal ederken bir kısmını ise aynen devam ettirmişlerdir. Çoğu zamanda bu kurum ve kavramlara yeni bir ruh kazandırmışlardır. İslami hareketin bu noktada geliştirdiği yöntem, hataları mümkün olmakla birlikte, bu bağlamda ele alınmalıdır.

Tercüme eserler noktasından yöneltilen eleştirilerin ise kendisi köksüz bir zeminde ilerlemektedir. Çünkü tarih boyunca İslam coğrafyasının her bir köşesi diğerini etkilemiştir. Bu ümmet olmanın gereğidir. Türkiye Müslümanlarının en büyük talihsizliği ise vahyin dili olan Arapça’dan uzak bırakılmış olmasıdır. Harf İnkılabı bölge insanını hem kendi kaynaklarına hem de ümmetin diğer coğrafyasına yabancılaştırmıştır.

Burada eleştiriye tabi tutulan şey tercüme eserlerden ziyade, bunla gelen ıslah rüzgarının oluşturduğu hava olsa gerektir! Gayrimüslim toplumların birikimlerinden dahi faydalanıp sentezler üreten Müslümanların, muasırı olan kardeşlerinden faydalanmasından daha doğal ne olabilir.

Tercüme eserlerin, yazıldığı yerin kültürünü taşıdığı bundan dolayı da birebir aktarımının sağlıksız sonuçlar üreteceği yaklaşımı önemli olmakla birlikte bu yeni bir durum değildir. Bahsedilen risk tarih boyunca her eser ve ekol için söz konusu olmuştur.  Aslında bu konu 60 ‘lardan sonra başlayan tercüme eserleri okuyanlar tarafından erken dönemlerde gündeme alınmış ve yan tesirlerinin neler olabileceği masaya yatırılmıştır.

Bu tür riskler aynı ülkede yaşayıp, aynı dili kullananlar için de fazlası ile geçerlidir. Yaşadığımız tecrübeler bir kitabın Türkçe vs. yazılıyor olmasının onun yerli! Olmasını gerektirmediğini yeterince ortaya koymuştur.

İslami hareket, Fıkhus Sire tarzı bir tarih-siyer okuması yaparak, peygamberimizin eylemlerinin günümüze nasıl uyarlanacağı üzerinde ciddi olarak kafa yormuştur. Bu husus diğer bölge İslami oluşumlarının tecrübeleri içinde elbette uygulanmaktadır. Burada bir sorun varsa bu tercüme eserlerde değil, onları fıkh edecek nitelikli insanların olmayışında olsa gerektir.

Ülkemizde yaşayan ve Türkçe yazan birçok kişi ve kurumun, hem sahih İslam anlayışına hem de bu toprakların ruh haritasına ne kadar yabancı oldukları herkes tarafından bilinmektedir. Dünya ile İletişime geçmenin bir tuş kadar yakın olduğu günümüzde kendimizi İslam dünyasına kapamak yerine onları anlayıp sağlıklı iletişim kurmanın yollarını aramalıyız. Eğer yabancıların olumsuz tesirlerinden korunmak gibi bir amacımız varsa bizim için yabancı olanın İslam dışı unsurlar olduğunu bilmeliyiz. Çocuklarımızın her an teknolojik aletler yolu ile bu tehditle karşı karşıya kaldıkları bu ortamda dikkatlerimizi buraya yoğunlaştırırsak daha makul bir iş yapmış oluruz.

Yerliliğin ölçüsü nedir? Yerlilik tartışmalarına milliliğin eklenmesi bir tesadüf müdür ? Yerliliği belirleyen toprak parçası mıdır? Yerliliğin ölçüsü Yabancıların!  çizdiği sınırlar mıdır? Toprak parçası ile yerlilik arasında kurulan bağ modern zamanların ürünü olan ulus devlet anlayışının bir sonucu değil midir? Evet bu sorular cevaplanması gereken sorulardır.

Oysa tarih boyuncu fakihler bir toprağın kimlik taksimini, orada Müslümanların hakim olup olmamasına göre yapmışlardır. Mekke Peygamberimizin doğduğu yer olduğu halde O hicret yeri Medine’yi yurt edinmiştir. Mekke İslam fethinden sonra Müslümanların yurduna dönüşmüştür. Müslümanlar, çok büyük medeniyet merkezleri inşa etmiştir. Basra, Bağdat, Kahire vs. Yine birçok şehre ruhundan üflemiştir, İstanbul, İskenderiyye, Şam vs. Bütün bu coğrafya Müslüman akıl için aynı kıbleye bakan yerler olarak değerlendirilmiştir.

 İslami Hareketin temel dinamiklerinden olan ümmet anlayışı, onu milliyetçiliğin farklı şekillerde içine nüfuz etmesine karşı kendisini koruyacak güçtedir. Müslümanlar edindikleri tecrübeler ışığında elbette yaşadığı belde ile sağlıklı, gerçekçi ve kalıcı iletişim kurmak ve kopmayacak bağlar ihdas etme konusunda daha gayretli ve dikkatli olmak zorundadırlar. Ama bu hiçbir zaman onları konjonktürel rüzgarların önünde edilgen bir konuma düşürmemelidir.

Günümüzdeki yerlilik tartışmaları açık ya da gizli bir milliyetçiliği bünyesinde barındırıyor gözükmektedir. Muhafazakar Ak Parti’nin milliyetçileştiği, Sol-Seküler Chp’nin ulusalcılaştığı, Milliyetçi Mhp’nin ulusalcı-milliyetçi sentezine gittiği, Sosyalist Hdp’nin ırkçılığa varan bir milliyetçiliği benimsediği  konjonktürde İslami camianın abartılı yerlilik vurgusu nasıl bir anlam ifade eder acaba !?

Türkiye son yıllarda prangalarından kurtulma yolunda önemli adımlar attı. Tarihi derinliğini hiçe sayan eski dış politika/sızlığı terk etme noktasında önemli açılımlar yaptı. Özellikle İslam dünyasında fakir fukara ve mazlumlar için bir umut kaynağı oldu. En yetkili ağızlar, kongrelerinde sürekli İslam dünyasının başkentlerine selamlar yolladı. Tüm bunlar dindarlar tarafından olumlu adımlar olarak görüldü.  Ama özellikle Çözüm sürecinin başarısız olması ile ülke içinde terör olaylarının artması, Suriye’de yakın savaş tehlikesinden fiili operasyonlara geçilmiş olması ve iç politika dengeleri, Ak Parti ve liderinin yüksek dozajlı milliyetçi söylemlere savrulmasına da yol açtı.

Mevcut iktidar yerli ve küresel saldırılara, içeride ve dışarıda tek başına karşı koymanın zorluğunun farkında, bunun için sürekli dengeleri gözetip yeni partnerler arıyor. Kartların her an yeniden karıldığı bölgemizde eğer gerçekten büyük hedeflerimiz var ise bazı ilkelerimizi konjonktüre heba etmememiz gerekir. Kontrolsüz bir şekilde milliyetçi söylemlere sürüklenmek Ak Partinin kendi altını oyacağı gibi bölgesel hedeflerine ulaşmasını da zorlaştıracaktır.

İslami hareket, alim, aydın ve fikir adamlarının bu meseleleri ele alış biçimi asla politik partiler gibi olamaz. Güncel politikalara bakarak istikamet belirleyen biri zaten alim, aydın/entelektüel olmanın yükünü taşıyamıyor demektir. Müslümanların ümmet olma hedefi, bölge ülkeleri ve bunun başında da Türkiye için belki de en büyük ve değişmez bir hedef olarak gündemleşmelidir.

Osmanlının son döneminde İttihadı İslam politikasının başarısız olması veya İKÖ ( İslam konferansı örgütü ) nün işlevsizliği öne sürülerek bu hedef geçersiz kılınamaz. Düşüş anında bir kurtuluş reçetesi olarak kullanılan argüman ile bilinçli bir tercih yaparak yeniden varoluş için ümmet olacağız demek farklı şeylerdir.

Ülkemizde çoğu cemaatin kısmen de olsa milliyetçi bir düşünceye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu zaaf diğer İslam ülkelerinde de mevcuttur. İslami harekete düşen, tarihi bir olgu olarak bu durumu tespit edip, ona teslim olmadan, bu olguyu ümmetin maslahatına nasıl yöneltebileceğinin formülünü üretmek olmalıdır.

Bu bağlamda yerli olmak demek; başka ülkelerin çıkarları için çalışmamak, istihbarat örgütleri ile bir bağ kurmamak, ülkenin meşru kazanımlarını sabote etmemek olarak algılanmalıdır.

Peygamberimizin son peygamber olduğunu unutmadan, ilayı kelimetullah yolunda yürümenin, ulus devlet anlayışı ile ya da milliyetçi reflekslerle olmayacağı açık olduğuna göre, istikamet üzere olmaya devam etmekten başka bir çözüm yolu yok demektir.

Yazarımızın Konu ile İlgili Yazısının Diğer Bölümleri İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-isa-ozcelik-iktidar-statuko-degisim-islami-hareket-uzerine-7-909

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-6-devlet-ve-cemaatlerle-olan-iletisim-873

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-5-yenilik-asla-bagli-bir-usul-ile-olmali-845

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-4-muhtemel-olusum-manzaralari-797

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-olusum-manzaralari-3-775

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine--2-ilkeler-732

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-1-699

Yorum Ekle
Yorumlar
İsa Özçelik

14.05.2019

Veysel bey yazının tamamını okunuz mu ? Bilmiyorum. Kusura bakmayın ama yaptığınız yorum ile makale arasında bir bağ kuramadım.
veysel menekşe..

12.05.2019

uzun uzun anlatmaya da yazmaya da gerek yok..İslami HAREKET DENEN DURUM, Türkiye dışı kaynaklardan beslenen ve kendi halkını müslüman görmeye nazlanan hatta müüslüman görmeyen bir zihin yapısına sahib olup, kendi halkını tekfir etmeye daima meyyal arızalı bir zihin yapısına daima sahib oldu..Nuh'un kavmiyle benzeştirmek bile ahala aynı minvalde inad edildiğini gösterir..bu millet'in islamı öğrendiği kaynaklara ve geleneğe hor baktığı için, yabancı gibi durmaktadır.. kendilerini peygamber yerine müslüman halkı da kureyş müşriklerine denk tutan bu zihinle bir yere varılamayacağı açık idi.. şimdi de açıktır.. PES.!
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları