22 Ekim 2019 Salı •

İKTİDAR STATÜKO DEĞİŞİM/ İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE-7

14.04.2019
İsa ÖZÇELİK

İKTİDAR STATÜKO DEĞİŞİM/ İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE-7 / İsa ÖZÇELİK

Eşyanın zıttı ile kaim olduğu söylenir. Allah her şeyi çift olarak yarattığını bildirir bizlere. Tek olan yalnızca O’dur. İnsanoğlu varlığı anlarken ve tanımlarken ya benzeri ya da zıttı ile kavramaya çalışır. Ama soyut kavramlar, duygular ve insan/toplum ilişkilerinde her şeyi keskin çizgilerle ayırmak o kadar kolay bir durum değildir.

    Bu bağlamda statüko ve değişim kavramları özellikle siyasal söylemlerde sürekli kullanıla gelen başlıca terimlerden olmakla birlikte insanın kendi özünde yaşadığı gerilim alanlarını da ifade eden iki kelime olsa gerektir.

    Korkmak insanın temel duygularındandır. İnsanoğlu bir yanı ile kendini güvende hissetmek, kazanımlarını korumak, bilinmezlik karanlığının ürperticiliğinden emin olmak, bağ kurduğu/bağlandığı şeylerden ayrı düşmemek ister. Belki de insanların çoğunluğu böyledir. Birey topluluğa dönüştüğünde bu duygular daha da güçlü bir hal alır.

    Merak ise diğer başat bir insani duygudur. Merak etme hissi, insanı çoğu zaman mevcut olanı, alışılageleni sorgulamaya doğru sürekler. Yine merak ile özgürlük ve hakikat arasındaki ilişki diğer araştırılması gereken önemli bir başlık olsa gerektir. Statüko ve değişim arasında bulunan çatışma, aslında merak ve korku duyguları ile filizlenmektedir diyebiliriz.

    Değişim söylemi özellikle gençlere daha sevimli gelmektedir. Kötü koşullar içinde mutsuz hayat süren geniş kitleler için ise umut dolu bir geleceğin sinyallerini vermesi bakımından cazip bir slogan olarak kullanılabilmektedir. Bu durumda statüko, dar bir çevrenin çıkarlarını sürdürmesi olarak yorumlandığından ötürü çoğu kimseye sevimsiz bir kelime olarak gözükmektedir.

    Değişim ya da daha keskin bir dönüşüm olan devrimi savunanlar da aslında kendi değerlerini korumak için zamanla bir tür statüko üretmek durumda kalacaklardır. Statükoyu elinde bulunduranlar ise ayakta kalabilmek için gerekli gördükleri değişimleri belli oranlarda yapmak zorunda olacaklardır.

    Bu noktada iktidar olmak/kalmak ya da muhalefet olmak gibi ikilemler Müslümanlar arasında sürekli tartışılan konulardan ola gelmektedir.

    Bazıları İslami hareketlerin muhalefet hareketleri olduğu ve iktidara erişince işlevini yitirdiğini iddia etmektedirler. Bu kişiler meseleye dışarıdan bakan ya da konuyu akademik bir gözlükle masaya yatıranlar olduklarından bu süreçleri kendi dinamikleri ile okumakta zorlanıyor gözükmektedirler.

    İslami hareket, iktidar ya da muhalefet olmaktan önce duruş sahibi olmayı önemseyenlerin yoludur. İslami hareket güç ve kuvvet odaklı değil, Hak /hukuk, adalet odaklı pozisyon alma çabasının adıdır.

    Olaya bu açıdan bakıldığında İslami hareket değişimin kendisinden daha ziyade onun niteliği ile ilgilenmektedir. Aynı şekilde korunması gereken şeyin sabite olma özelliği var mı? yok mu? Bu titizlikle ele alınmaktadır. Değişimin zamanlaması ise ayrı ve önemli bir içtihat konusu olarak görülmektedir. Çünkü değerleri ayakta tutarak gelişme çabası, değişimin kendisinden daha öncelikli ve hayati bir mesele olarak ele alınmaktadır.

    Bu bakış açısı, İslami hareketi ilerlemeci ideolojilerden ayırt eden hassas bir nokta olarak öne çıkmaktadır. Tecdit ve içtihat gibi kavramlar kendi asıllarına bağlı kaldıkça doğru bir anlam ifade etmektedir. Bundan ötürü yeryüzünün imarını, halife olarak yaratılmanın bir gereği olarak idrak eden bir Müslüman, doğal seyrinde bir ilerlemeyi sağlıklı bulurken, ilerlemeyi ideolojik bir put ya da hayatın yegane gerçeği olarak kabul eden anlayışa oldukça mesafeli durmaktadır. Değerden yoksun ilerlemecilik anlayışının insanlığa ağır faturası olmuştur ve bu durum günümüzde insanlığı yok edebilecek boyutlara ulaşmış bulunmaktadır.

  

      İktidar olup, olumsuz anlamda statüko üretmemek mümkün müdür? Diye bir soru akla gelebilir. Zor da olsa bu durum imkansız değildir. İyiliği emredip kötülükten nehyetme müessesesi, şura prensibi, tebliğ ve davet çalışmalarının kıyamete kadar asla bitmeyeceği gerçeği ve ahiret bilinci gibi çok sayıda değerler manzumesi Müslümanlara geniş imkanlar açmaktadır. Müslümanların iktidarı ( halife olarak yaratıldığı bilinci ) , sorumluluklarını yerine getirmek için yeterince dış dünya ile meşgul olması gerektiği için, zaten statik olarak kalabilmesi mümkün olmayacaktır. Zaman zamanda sabiteleri korumak için hareketliliğe ihtiyaç duyulacaktır.

    Dört halife ve Ömer Bin Abdulaziz, ya da gaza ruhu ile ilay-ı kelimetullah yolunda her daim seferde olan Osmanlı’nın ilk dönemleri vb. bu konuda iktidar örnekliği olarak verilebilir. Mesela; dört halifenin de iktidara geldiklerinde kendilerinden öncekilerin yoluna uyacakları ile ilgili sözleri, yine Hz.Ömer bin Abdulaziz’in halife olduğunda, kendinden hemen öncekilere (Emeviler) değil de dört halife ve öncesine uyması, bununla birlikte hepsinin de bir çok yeniliklere imza atmış olmaları, iktidar, statüko ve değişim kavramlarına bizlerin çok daha farklı pencerelerden bakmamızı gerektirmektedir.

    Öyle ise İslami hareket için statüko ya da değişim yanında olmanın ötesinde farklı bir kavramsallaştırma söz konusudur. O da kimin ya da neyin yanında durduğudur.

    Bu ilişkinin niteliğini belirleyecek en önemli kıstaslardan biride Müslümanların başarı/zafer algısı olsa gerektir. İlkelerini ( sabiteler ) yok sayarak kazanılmış matematiksel bir kazanım bizler için ne anlam ifade eder? İlkelerinde sebat ederek kaybedildiği zannedilen bir takım mevziler Müslüman için başarısızlık olarak görülebilir mi?

    Hz Nuh başarısız olarak görülebilir mi? Hz. Yusuf’un asıl başarısı etkin bir yönetici olması mı? Yoksa ahlaki bir duruş sonunda zindana atılıp, ilkesel duruşunu burada da sürdürmesi mi idi? Birinci durum ikicinin bir sonucu değil midir  !?

     Kişisel/grupsal/dönemsel çıkarımların sabiteler olarak öne sürülüp, herkesi sözde bu ilkesel duruşa çağırmak, tartışmaya çalıştığımız mevzunun elbette uzağında bir konudur. Bundan ötürü belki de İslami hareket en zor duruşa taliptir. Çünkü her an itidali yakalama çabası, her şartta adaleti ayakta tutma azmi, onu hem zihnen hem de pratikte inanılmaz bir çilenin içine yuvarlamaktadır. Bundan dolayı İslami hareket derdin adıdır ama aynı zamanda vicdanın da adresi olmalıdır.

Yazarımızın Konu ile İlgili Yazısının Diğer Bölümleri İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-6-devlet-ve-cemaatlerle-olan-iletisim-873

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-5-yenilik-asla-bagli-bir-usul-ile-olmali-845

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-4-muhtemel-olusum-manzaralari-797

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-olusum-manzaralari-3-775

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine--2-ilkeler-732

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-islami-hareket-uzerine-1-699

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye