İRAN VE YAPTIRIMLAR

09.08.2018
Süleyman Arslantaş

Ortadoğu ve Ortadoğu ülkeleri için en önemli zaman dilimlerinden birisi de şüphesiz 17 Ocak 1991’de gece 01.55 itibariyle başlayan; Amerika, Suudi Arabistan, Kuveyt ve İngiltere hava kuvvetlerinin seri bir şekilde Irak’ı ablukaya alarak başlattıkları körfez harekatıdır. Dönemin ABD başkanı Bush, adı geçen harekatı kendi kamuoyuna ve dünyaya duyururken; ‘Yeni Dünya Düzeni’ tabirini kullanmıştı. Zamanla bu ifadenin içeriği netleşti. Netleşen hususlardan biri de İsrail’in güvenliği idi. Zira İsrail, kurulduğu günden beri hem güvenlik hem de meşruiyet sorunu yaşayan bir ülke.

Amerika, İsrail için önemli bir destekçidir. Zira İsrail’in kuruluş altyapısını her ne kadar Balfour Deklarasyonu(Kasım 1917) ile başlayan ve 1941 Aralık ayına kadar devam eden zaman diliminde İngilizler oluşturdu iseler de; 1941 Aralık ayından itibaren İsrail Devleti’nin kurulmasını ABD sağlamıştır. Zira 1947 yılında BMGK’da alınan 181 sayılı karar Filistin topraklarında İsrail ve Filistin devletlerinin kurulmasını öngörmektedir.

İsrail kurulduğu günden beri hiçbir Arap ülke yönetimini ciddi bir tehdit olarak görmedi. Nasır dönemi ve onun başlatmış olduğu Arap milliyetçiliği akımı zaman zaman İsrail’i tedirgin etse de; 6 Haziran 1967 de başlayan ve 6 gün süren savaşın sonunda Nasır da ilkeleri de iflas etti. Ancak, gerek İhvan Hareketi ve gerekse Arap halkları İsrail için hep endişe kaynağı oldu. Zira 1956 Kanal Savaşı, 1967 Haziran, 1973 Ekim savaşlarında çarpışan önemli kitle ihvan mensupları ve halktı.

11 Şubat 1979 da İran’ın dini lideri 78’lik Humeyni İran da devrimi gerçekleştirdikten sonra ilk icraatlarından birisi İsrail’in Tahran’daki büyükelçilik binasını Filistin’e tahsis etmesi ve yine İsrail’in Tahran Büyükelçilik binasından İran meclis binasına giden Cemsid Caddesinin de ismini Leyla Halid Caddesi olarak değiştirmesidir. Bununla da kalmadı Humeyni, Mart 1979 da Ramazanın son Cuma’sını ‘’Kudüs Günü’’ ilan etti ve dahası 1982’den itibaren Güney Lübnan’ın Baalbek kenti merkez kabul edilerek Mustafa Çamran’ın liderliğinde Hizbullah örgütünü kurdu. Adı geçen örgüt 1983’ten itibaren Huccetül İslam Muhteşemi’nin Şam Büyükelçiliği’ne atanmasının ardından Şam, Hizbullah örgütünün lojistik merkezi haline geldi. İşte bu örgüt İsrail’i 1982’de Şaron zamanında işgal edilen Güney Lübnan’dan çıkartan örgüt ve yine bu örgüt Temmuz 2006 da Hizbullah-İsrail savaşında İsrail’e en büyük yenilgiyi tattıran örgüt, kurşun geçirme, MERKAVA tanklarını delik deşik ederek İsrail’in savaş tekniğini madara eden bir örgüt.

Bunları niçin anlatıyorum, şunun için; ABD son günlerde İran’a birçok yaptırımlar uyguluyor. Yeni yaptırımlar için de tarih veriyor. Mesela 4 Kasım 2018 de petrol yaptırımları gelecek. Ha unutmayalım 4 Kasım 1979 ABD ve İran için özel bir gündür. ABD Tahran Büyükelçiliği’nin İranlı öğrenciler tarafından işgal edildiği ve 444 gün süren işgalin ardından Carter’in seçimleri kaybettiği işgal olayının yıldönümüdür. Aslında ABD’nin İran’daki rejimden bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Ama İran’ın başta Suriye ve Lübnan olmak üzere İsrail için tehdit potansiyeli devam ediyor. Yaptırımlardan asıl amacın da, Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi için olduğunu düşünüyorum. Tabi, bu arada ABD’de Kasım’da yapılacak seçimler de bir etken.

Tabi ki İran’ın bugünkü durumu, devrimin geldiği nokta, ekonomik yapı, yönetimdeki sorunlar ayrı ayrı ele alınacak konular olmakla beraber şimdi asıl sorun, ABD’nin yaptırım kararları ve uygulamaları. Önce 8 Mayıs 2018 de Trump yönetimi, P5+1 nükleer anlaşmasında çekildiğini açıkladı. 6 Ağustos 2018 de altın alım-satımı, uçak alım anlaşmaları, yedek parça ihtiyaçları, otomotiv, maden vs. kalemlerde yaptırım kararını uygulamaya koydu ve bunun ardından da kararlara uymayanlara kuşak sarkıtmayı da ihmal etmedi; ‘uymayanlar sonuçlarına katlanır!’ diyerek… Aslında bu yaptırımlardan daha çok İran halkını tedirgin eden en temel husus ekonomidir. İran tümeninin dolar karşısındaki anormal değer kaybetmesi ve halkın bunun da etkisi ile sokağa çıkması oldukça ciddidir. 4 Kasım’da başlaması düşünülen kapsamlı petrol yaptırımları halkı daha da zor durumda bırakabilir. Zaten İran için bir kısım çevreler farklı senaryolar da üretilmiyor değiller. Bunlardan birisi de Hamaney-Ruhani anlaşmazlığının oluşturduğu boşluğu Muhammed Rıza’nın oğlu Rıza Pahlevi’nin doldurması hesapları ve yine Humeyni’ye Paris-Mahrabat yolculuğunda refakat eden İbrahim Yazdi, Kutbizade, Ben-i Sadr tipi Batı tandaslı yeni bir kadronun İran yönetimine gelmesi hesaplarıdır. Ne var ki batı bu hesapları İran islam Devrimi’nin ilk günlerinden itibaren yapmakta. Haziran 1980’de Türkiye’nin Tahran Başkonsolosluk makamında anlı-şanlı ve de İran’dan inşaat ihalesi almak için gelen mutaahhidin birkaç aya kalmaz devrim yıkılır sözleri hala kulağımda. Asıl mesele İran’ın kendi derdine kendisinin çare bulmasıdır. Yolsuzluk, rüşvet, ehliyetsiz adamların önemli makamları işgali, yönetimde çok başlılık, mezhepçilik, milliyetçi yayılmacılık gibi sorunlar bizzat İran tarafından çözümlenmezse söz konusu olan yaptırımlar, meydana gelecek olayların bahanesi olur.

Ama unutmayalım ki; ABD ve ABD’ye hakim olan evanjelikler İsrail için tehdit olarak addettikleri tüm unsurları bertaraf etmek istiyorlar. Evanjelikler ve pentagon arasında sıkışan Trump da çaresizlik ve emir-komuta zinciri içerisinde söyleneni yapıyor. Trump ne karar alırsa alsın, İsrail ne düşünürse düşünsün eğer İran yönetimi yeniden halkında güven oluşturursa gerekli tedbirleri alır, ahbab-çavuş ilişkilerinden vazgeçerse bundan önce çeşitli defalar badireleri sağlimen atlatan İran halkı bu son hamleleri de püskürtmeye kadirdir. 8 yıl süren İran-Irak savaşında her türlü kayba, sıkıntıya göğüs geren-katlanan İran halkının yeniden güvene, adam yerine konulmaya, molla baskısından kurtulmaya tek adam diktasından uzaklaşmaya, Batı tipi olmasa da kendi inanç ve gerçekleri ile örtüşen özgürlüğe ihtiyacı vardır. Yönetim bunu sağlarsa yine ABD’nin ve İsrail’in elleri boşta kalacaktır.

İran vb. ülkelerinin bir başka açmazları da aşırı bir şekilde savunma harcamalarıdır. Oysa ABD başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerin silah gücü şair ülkelerin silah güçlerine galebe çalmaktadır. İran-Irak savaşında her iki ülke de bunu gördü ve yaşadı. Zaten silah üreten ve satan ülkeler verdikleri sattıkları silahların kendilerine yöneltileceğini beklemiyorlar. O silahlar adı geçen ülke ve benzerlerinin birbirlerini yok etmeleri için verilmekte. O zaman ne diye aşırı bir şekilde halkın ihtiyaçlarını karşılamak yerine silah tüccarlarını zengin ediyorsunuz? Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki; İran vb. ülkeler kendi iç sorunlarını harcama kalemlerini, halkın ekonomik, sosyal ve psikolojik beklentilerini dikkate almaları halinde yaptırımların o ülkelere hiçbir etkisi olmaz. Ve bir de tek seslilik yerine istişare, işi hısım-akrabaya değil ehline teslim ederlerse İmam Humeyni’nin devrimin ilk günlerinde söylediği gibi: ‘Amerika hiçbir halt edemez.’ Ya da: ‘her Müslüman bir kova su dökse İsrail’i sel götürür.’

9.8.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları