20 Ağustos 2019 Salı •

İLMÎ YALANLAR

09.12.2018
Ayten DURMUŞ

Batı Avrupa merkezli Batı Medeniyeti, daha gelişmiş silahlar icat ettiği andan itibaren gidebildiği her yerde, bulabildiği değerli ne varsa çalarak veya zorla alarak kendi coğrafyasına taşıdı. Teknolojik üstünlük vasıtasıyla ‘teknolojik zorbalık’ ve ‘teknolojik sömürü’ yöntemini kullanarak kendi coğrafyasında bir zenginlik oluşturdu. Bu zenginliğin yardımıyla ortaya çıkardığı yaşam tarzına da ‘insanlığın medeniyette ulaşabileceği son nokta’ adını koymayı uygun buldu.

Evet, Batı teknolojisinin, dünyanın geri kalan çoğu coğrafyasına göre -an itibariyle- ileride olduğu bir gerçek. Fakat bu durum birkaç yüz yıllık bir olgu ve bu da zaten insanlığa hayır getirmedi. Teknolojisinin haricinde, insanlığın ortak kültür ve medeniyetine katkısı ise onun kendi iddia ettiği gibi değil…

Bunu hatırlamak istemeyen Batı, yaşam tarzına yaptığı bu yeni adlandırmadan sonra, medeniyet sandığı teknolojik gelişmişliğinin oluşturduğu güç zehirlenmesiyle bir ‘megalomani’ hastalığına yakalandı. Bunun sonucu olarak da dünyanın geri kalanına, sahip olduğu tüm yol ve yöntemleri kullanarak, kendi yaşam tarzını dayattı. Giyim kuşamdan ev tefrişine, dininden dinsizliğine, adabımuaşeretten devlet yönetimine kadar…

Bununla da kalmadı ve

Dünyada ilim, kültür, keşif, icat, sanat, edebiyat adına ne varsa hepsini kendinden başlatarak farklı milletlerin ve medeniyetlerin binlerce yıllık birikimini yok saydı. Megalomanlık neticesi oluşturduğu bu iddiaları da yine ‘ilim’ adına dünyaya dayattı.

Burada ‘edebiyat’ sahası özelinde bizim ülkemizde, sanki bir hakikatmiş gibi öğretilen bazı hususlar üzerinde durmak istiyoruz. Ancak bu konudaki örneklere geçmeden önce, bir itirafta da bulunalım: Ben dâhil, bu durumların doğrusunu bilen hatta öğrencilerine öğreten meslektaşlarım, biz hepimiz, öğrencilerimiz ancak ‘yalan ve yanlışları’ yazarlarsa not verip sınıfı geçiriyor, doğruyu yazarlarsa sınıfta bırakıyoruz. Çünkü doğrular, hazırlanmış ‘Cevap Anahtarı’na uymuyor.

Birkaç örnek:

•          Fabl türünün dünya edebiyatındaki temsilcisi Fransız yazar La Fontaine’dir. (1621-1695)

Doğrusu: Hintli filozof Beydaba’nın (MÖ. 1.yy) Kelile ve Dimne adlı kitabı fabl türünün bilinen ilk örneğidir. Batı öyle istiyor diye yüzlerce yıllık bu eseri yok sayıyoruz.

•          Hikâye türünün dünya edebiyatındaki ilk örneği İtalyan yazar Boccacio’nun (1323-1375) Decameron adlı eseridir.

Doğrusu: Pek çok farklı kaynakla birlikte adı, tarih kitaplarında ve Oğuz rivayetlerinde ‘Korkut Ata’ olarak geçen Dede Korkut’a (570-632) ait, 9-11. yy’lar arasında oluşumunu sürdürüp asırlarca dilden dile nakledilerek 14. yy’da son şeklini alan ve 15.yy’da yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyelerini hangi edebiyatçımız bilmiyor?

•          İngiliz yazar Daniel Defoe’nin 1719’da baskısı yapılan ve ilk İngilizce roman kabul edilen Robinson Courosse adlı kitabı, dünya edebiyatındaki ilk ‘yalnızlık’ romanıdır.

Doğrusu: İlk yalnızlık romanı, 57 yıllık ömrüne 250’den fazla eser sığdıran Buharalı İbn Sina (980-1037)’nın ve Endülüslü filozof İbn Tufeyl’in (1106-1186) yazdıkları, hem roman türünün hem de felsefi roman türünün ilk örneği Hay bin Yakzan adlı eserdir.

•          Roman türü, Batı edebiyatının ortaya koyduğu bir türdür.

Doğrusu: Hindistan’dan başlayarak İran, Irak ve Suriye’yi, oradan Mısır’daki Türkleri de içeren hikâyeler dizisi olan Bin Bin Gece Masalları (8.yy-16.yy) başta olmak üzere, Batı, genelde Doğu’ya ve daha özelde İslam Medeniyetine ait eserlerden kopyaladığının kaynağını vermemiştir. Bin Bir Gece Masallarından alınarak neredeyse hiçbir değişiklik yapılmadan yazılan iki romana örnek vermek istiyorum: İki Şehrin Hikâyesi, Simyacı. Simyacı romanının öyküsü aynı şekilde Mevlana’nın Mesnevi’sinde de geçer. Artık yazar hangisinden (ç)aldıysa…

•          Alman yazar/matematik öğretmeni Kepler’in (1571-1630) kaleme aldığı konusu aya yolculuk olan Somnium(/Rüya) adlı öyküsü, önde gelen(?) edebiyat tarihçileri tarafından “ilk bilimkurgu/fantastik eser” olarak kabul edilmektedir.

Doğrusu: Edebiyatımızdaki masalların neredeyse tamamı ve halk hikâyelerinin önemli bir kısmı ve özellikle oluşumu Anadolu’nun Moğol orduları tarafından işgal edildiği 13. yy’a kadar giden, ‘Âli Cengiz’ (/Cengizhan nesli) ile bağlantılı olarak üretilmeye başlanan Keloğlan’ın Alicengiz Oyunu fantastik eser sahasında yukarıda adı geçen kitaptan çok daha önceki bir eserdir.

•          Gerçekte bir hikâyeler dizisi olan Bin Bin Gece Masallarının pek çok hikâyesini de uyarlamışlardır. Danimarkalı yazar Andersen’in (1805-1875) ilk defa Çocuklara Masallar adıyla yazdığı, daha sonra da kendi adına izafe edilerek Andersen’den Masallar adıyla yayımlanan masalları da bu çabalardan bir tanesidir.  Adına her yıl madalyalar verilen bu kitap, özgün bir eser değildir.

•          Dante’nin (14.yy) Rönesans’ın ruhunu hazırlayan İlahi Komedya’sını,  Suriyeli filozof Ebü’l-Alâ el-Maarrî’nin (11.yy) Risâletü’l-Gufrân’ı ile Endülüslü filozof Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin (1165-1240) el-Fütûĥâtü’l-Mekkiyye’si başta olmak üzere Endülüs İslam kültürü içerisinde de bulunan anlatımlarla Kudüs’ten başlayan bir yükseliş olan Miraç’tan etkilenerek yazdığını, 1919’da dönemin ünlü İspanyol tarihçisi Miguel Asin Palacios, ‘Dante ve İslam’ adlı eserinde ortaya koyduğu ve bu durum herkesin malumu olduğu için üzerinde ayrıca durmuyoruz.

•          Nedense bu Medeniyetin büyük Alman filozofu Goethe’nin (19.yy) hayranı olduğu İslam Medeniyetine ait edebiyatın divanlarından etkilenerek aynı teknikle bir Doğu-Batı Divanı oluşturduğundan söz edilmez. Hatta Goethe’nin romanı Faust’un omurgasını oluşturan unsurun Kuran’daki şeytan tanımları olduğuna hiç temas edilmez. Çünkü bir Batılının bu hayranlığı, onların canını sıkar. Tabi aynı filozofun yazdığı ‘Sonsuzluğun Şarkısı’ adlı Naat’tan da mümkün olduğunca söz etmemeye çalışırlar. Tıpkı Tolstoy’un ’40 Hadis’ eserinden hiç söz edilmediği gibi.

Batı, hala büyük bir hızla ilerleyen megalomani hastalığı sebebiyle, kendi dışındaki büyük medeniyetlerle ilişkisini böyle oluşturmayı tercih ediyor. Neredeyse her sahada, hep tereciye tere satmakta fakat tere sahibini öyle korkutmuş ve öyle bir aşağılık kompleksiyle sindirmiş ki ‘terenin gerçek sahipleri’: ‘Bu tereler benim terem, sen de kimsin?’ diyemiyor.

Esasında Batı’nın bu tavrı, keşiflerden icatlara, coğrafyadan felsefeye her konuda aynı şekilde. Ortak ‘Teknolojik Medeniyetleri(?)’ adına Batı diyor ki: ‘İlim, fen, edebiyat, sanat, keşif, icat adına, dünyada ki her şeyi biz başlattık. Bizde başlamayan birkaç şeyi de bugünkü seviyesine biz getirdik.’

Ülkemizdeki ilmî(?) seviyeleri ve meslekleri, ‘Bir saman kâğıdından bütün iş kopya almak.’(NFK) denilerek tanımlanan kitle de Batılıların ardından: ‘Evet, dünyadaki her yenilik ve gelişme, sizin ellerinizle ortaya çıktı.’ diyor, ayılmamış bakışlarla ve yılışık bir edayla…

Hadi, bu esasında kaldırımlarındaki her taş parçası için en doğudan en batıya soykırımlar yaparak yüz binlerce insanı öldürmüş, aşağılamış ve köleleştirmiş, Amerika ve Avustralya yerlilerinden başlamak üzere dünyadaki pek çok milletin vatanlarını gasp etmiş ve buna hala dünyanın her tarafında devam eden, elleri yıkamakla temizlenmeyecek kadar kanlı ve hırsızlık zenginleri bu teknolojik teröristler bunları diyor da siz neden tüm bunlara ve binlerce yıllık kendi medeniyet birikiminize kör ve sağır kalarak aynı şeyleri söylüyorsunuz? Yoksa siz çoktan mankurtlaştınız da bunu biz mi anlamadık?

Şimdi demek istiyorum ki tökezleyerek yere düşüp dizlerini yaralayan köklü ve soylu medeniyetimizi yeniden ayağa kaldıracak ve yeni baştan inşa edeceksek, buna, okullarda ‘ilim’ diye öğretmek zorunda kaldığımız ders kitaplarına yerleştirilmiş ‘emperyalist yalanları’ temizleyip doğruları öğreterek başlamalıyız.

Yoksa bizi (zorla/madan!), ilk olarak kendilerinin kâğıdı ve saati bulduklarına, dünyanın ve uzayın haritalarını yaptıklarına, asırlardır insanların yaşadığı Amerika’yı ve Avustralya’yı keşfettiklerine, yüzyıllardır kullanılan Ümit Burnu’nu bulduklarına, kendi zalimlerinin kahramanlığına ve bizim kahramanlarımızın teröristliğine, adil ve dürüst olduklarına, işgal ettikleri her yere (buralarda hangi zulümleri yaptıklarını gizleme gereği bile duymaksızın) demokrasi(?) götürdüklerine, işgali de zaten bunun için yaptıklarına inandırırlar.

Bir ahmak gibi…

Yorum Ekle
Yorumlar
Nurperi

21.12.2018

Simyacı bile çalınmış. Bilgilendim. Kaleminize sağlık. Müfredat değişmeli
Emel Ay

10.12.2018

Maalesef inandirdilar Ayten hocam. Allah razi olsun sizlerden bizleri aydinlattiginiz icin.
Mumtehine inanır

09.12.2018

Şimdi demek istiyorum ki tökezleyerek yere düşüp dizlerini yaralayan köklü ve soylu medeniyetimizi yeniden ayağa kaldıracak ve yeni baştan inşa edeceksek, buna, okullarda ‘ilim’ diye öğretmek zorunda kaldığımız ders kitaplarına yerleştirilmiş ‘emperyalist yalanları’ temizleyip doğruları öğreterek başlamalıyız.Allah razı olsun Ayten hanım .İlminizin sadakası olsun yazılarınız.Tespitler o kadar doğru ki...
Neva

09.12.2018

Kaleminize sağlık, içinde bulunduğumuz hali ne güzel anlatmışsınız. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyoruz.
Dürümiye / Lezzete Davetiye