İÇKANAMA

18.10.2018
Talip Özçelik

İç kanamalar genellikle trafik kazalarında çarpma, yüksekten düşme ve benzeri durumlarda sıkça görülür 

"tanısı zordur." 

"yaygın olarak iç kanamalar göğüs kalp kafa ya da beyinde gerçekleşir."

100 yıla yakın bir zamandır; yüksekten düşüp darbe ve kazalara uğramış,çarpılmış, hala düşmeye devam eden bir toplumun açıktan görünmeyen yaralarını, kanamalarını çok yerinde bir gözlemle tanımlama,iç kanama...Her bakanın görmesi zor olduğu gibi, her görenin doğru teşhis koyması da zordur.

İçinde yaşadığımız toplumun, aile yaşantısını otobüsteki,sokaktaki, gözaltındaki insanımızın görünmez yaralarını teşhis edip tanımlayan, ruh hallerini anlatan öyküler...

Afaki, gerçeklikten uzak, toplumumuza yabancı, hiçbir şey göremezsiniz Hüseyin Su'nun  öykülerinde. Zaten ona göre öykü; içinde yaşadığımız toplumun değerlerinden tarihinden geleneğinden yaşantısından uzak olamaz, olmamalıdır.

 "çoğu zaman şoka ve bilinç kaybına yol açabilir iç kanamalar."

"Yüzünü batıya döndükten bu yana güneş yüzü görmeyen" insanımızın ne yazıkki iç kanamalara bağlı şokla bilinç kaybı devam etmektedir. Düşmenin-çarpılmanın ardından gelen darbeler, kırılmalar, inkılaplar vs.iç kanamaları artırarak devam ettiriyor.

   

Şoka girmiş ve bilinç kaybı sebebiyle geçmişini tamamen unutmuş insanımıza problemlerimizin nerede olduğunun sebebine işaret eden,düşündüren öykülerdir, iç kanamanın öyküleri....

 İlkokula yeni başlayan bir çocuğun defterine çizdiği çizgilerle  bütün bir hayatı anlatır, zihninize nakşeder. 

"Düz çizgi, kırık   çizgi,eğri çizgi... hangisinin üzerinde olduğumuzdan emin olamıyorduk, daha doğrusu biraz da bu hoşumuza gidiyordu."

Bu cümleler, bu toplumun vasat insanından Müslümanına, okumuş yazmışının hatta vasatın üzerinde olanının; kimi yanlışları nasıl meşrulaştırdığının ifadesidir.Düz çizgi üzerinde ilkesel bir duruşun hiç kimsenin işine gelmediğinin bundan da aslında herkesin hoşnut olduğunun  tespiti ve teşhisidir.

Sokaktaki, devlet dairesindeki, ticari hayatta ve ailedeki insanın insani zaaflarını, nefsani meyillerini, tercihlerini, bu tercihlerini meşrulaştırmanın yolunu bundan daha güzel ne ifade edebilir ki...

Tanımlamak anlamaya çalışmak, dikkat çekmek, işaret etmekle beraber;ne kadar ezilmişlik korku ve güçsüzlük içerisinde olunursa olunsun teslimiyeti anlatmaz,    konu etmez  öyküsünde...uzlaşma ve şartlara teslimiyet yoktur.

"boynunu sıkan bir kola ne yaptığının farkına bile varmadan sarıldı, bütün gücünü dişlerinde toplayarak ısırdı..." İşkence altında, en zor koşullarda bile direnmenin mümkün olduğunu anlatır bu cümleyle... Kendini koy vermek yoktur lügatında.

Hermann Hess'in "ruh üzerine" isimli denemesinde tanımladığı yapay, ruhsuz, maskeli ilişki ve konuşmaları bir devlet dairesindeki selamlaşmaya vurgu yaparak anlatır.

 "... hiç kimsenin bir başkası hakkında gerçek dileği olmayan günaydınlaşmalar..."

Devlet dairelerini, bürokrasiyi , buradaki hayatı düz çizgilerle yaşayamayanları tanımlarken kullandığı şu cümleler sadece yaşadığımız ülkede değil tüm dünyanın devlet dairelerinde-bürokrasilerinde geçerli, evrensel bir tanımlamadır.

"Her görevlinin nasıl olupta büyük bir arzuyla kendisinden alttakine karşı tanrı, kendisinden üsttekine de kul olabildiğine..."

İç kanama, bir yazarın yazı başlığında belirttiği gibi "Hüseyin Su'nun iç kanamaları"değil Hüseyin Su'nun şahit olup gözlemleyip tanı koyup teşhis ettiği  iç kanamalardır. İçinde yaşadığımız toplumun, halkın ,camianın yarasına parmak basmaktır, uyarıdır.

İnsanın iç dünyasına, iç dünyasının kıvrımlarına, ıssız köşelerinde öyküde yaptığı gezintileri kimileri eleştirecek olsa da bana göre bu gezintiler insan tanımanın,iyi bir gözlemci olmanın verdiği ustalıktır. Bu ustalığı her öykü ya da romanda göremezsiniz. Mesela romanda Dostoyevski'de görebilirsiniz...

İç kanamanın son öyküsü mukadder sona, yaşayan her canlının mutlaka tadacağı ölüme dairdir. Gündelik hayatın her türlü meşgalesinin bir gün bitip ölüm gerçeğiyle yüzleşmeyi anlatır. Bu hikaye Hüseyin Su'nun kulağının sadece "kün" emrine aşina olmadığı insana ve ölüme dair rivayetlere de aşina olduğunu göstermekte...

İnsan öldükten hemen sonrayani ruhu alındıktan hemen sonra olanları yukardan izliyor;kendi cesedini cenazeye gelen dostlarını, mezara götürülmesini, dostlarının birer birer mezarın başından ayrılıp onu yalnız bırakarak çekip gitmesini, kulluğunu hakkıyla yerine getirenlerin bir an önce mezarına konulmak istemesi vesair pekçok rivayet...
 

 "pişmanlığın bir yararı olsa keşke bu saatten sonra,ama olmayacak, biliyorum imkansız..."
 

 "...sonra tabutun kapağını üstüne kapattılar. Bütün dünya dışarıda kaldı."
 

Öykü bitti, öyküler de bitti,ama bizim öykümüz bitmeden, dünya dışarıda kalmadan insanın arı-duru bir bardak su gibi tertemiz şeffaf olması gerektiğini hatırlatır şu cümlelerle:

"... hayatını saklamak isteği duymayışındaki rahatlığına hayran oldum..."

"O hiç kaçmıyordu, çünkü açıklayamıyacağı hiçbir şey yoktu."   

Çevremizde, mahallemizde,dostlarımız arasında,camiamızda arkadaş grubumuzda hiç kaçmayan,hayatını saklamak istediği duymayan kaç kişi var dostlar,

Su gibi şeffaf...?

***

"Hüseyin Su'nun iç kanamaları" Türk dili dergisindeki bir yazın başlığıdır

Yorum Ekle
Yorumlar
Şakir Arıkan

24.10.2018

İÇKANAMA'yı okudum. Duygu betimlemeleri ve aktarımı konusunda çok üst düzey bir öykü kitabı. Ölümlülere son dakika dersleri. Siz de gayet güzel özetlemişsiniz. Okuması mı 6 yudum su
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye