17 Kasım 2019 Pazar •

Hiçliğe Doğru İlerlemek

19.08.2019
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Hiçliğe Doğru İlerlemek  / Atasoy MÜFTÜOĞLU

Atasoy Müftüoğlu'nun Hertaraf Haber Okurları için Kaleme Aldığı Yeni Yazısı...

İslam dünyası toplumları, dini popülizm- hurafe, politik popülizm- hamaset uyuşturucularına bağımlı hale geldiği için, gerçeğe ve bilince bir türlü uyanamıyor, uyanmak istemiyor. Dini popülizm- hurafe, politik popülizm- hamaset uyuşturucularına bağımlı hale gelen toplumlarda, gerçeğe ve bilince uyanan; hayata, dünyaya, tarihe sorumlu bir özne olarak katılmak isteyen Müslümanlara ‘’sapık’’ ya da ‘’ zındık’’ muamelesi yapılıyor. İslam toplumları, kronik bağımlılıklarla malûl bulundukları için düşünmekten, sorgulamalar ve yüzleşmeler yapmaktan feragat ediyor, bu nedenle de yerleşik ideolojik klişeleri yerleşik konformist klişeleri aşamıyor, İdeolojik ürünler ithal etmeye devam ediyor.

İslami bünye, içeriden aldığı, dini ve politik popülizm uyuşturucuları sebebiyle etkisiz hale getirilirken, dışarıdan maruz kaldığı kuralalaştırma , bireyselleştirme ve tüketimcilik süreçleri sebebiyle meta’ lara dönüştürüldüğü için de, entelektüel anlamda kendisini gerçekleştiremiyor. Toplumlarımızda, düşünce ve kültür hayatı, seküler ideolojik ve entelektüel barbarlık karşısında, eleştirel anlamda hiçbir şekilde sesini/ bilincini yükseltemiyor. Günümüz toplumlarını daha çok piyasa diktatörlükleri belirlediği için, her toplumda kamusal alanda piyasa ilişkileritayin edici hale gelebiliyor. İslam toplumlarına, kendi değerlerini, ideolojik ve entelektüel barbarlık yoluyla dayatan sömürgeci sistem, İslam toplumlarının değer ve anlam sistemini bütünüyle değersizleştiriyor.

     Küresel dünya sistemi, günümüzde, bütünüyle paronayak bir politik iklim oluşturuluyor. İslami düşünce/ kültür/ ilahiyat/ siyaset hayatı, Batılı rasyonalitenin ağır ve derin baskısından özgürleşemediği için, bürokratik rasyonalitenin, teknolojik rasyonalitenin İslam toplumlarına yönelik her tüm şiddeti kolaylaştırdığını gereği gibi göremiyor ve anlayamıyor. Her tür rasyonalite, bütünüyle duyarsız merhametsiz- merhametsiz ve zalim gerçeklikler oluşturuyor. İdeolojik ve ırkçı rasyonaliteden cesaret alan siyasal ve ahlaki sorumsuzluk, içerisinde bulunduğumuz dönemde, Keşmir’ de hayata geçirilerek, Keşmir’ in kalıcı bir biçimde düşünceleştirilmesinin yolları açılıyor. Yerel- küçük faşizmler, küresel büyük faşizmlerin kullandığı yöntemleri- araçları kullanıyor.

Bugünün dünyasında, İslamın, kendisine değil, geleneksel/ göreneksel/ yerel/ folklorik tezahürlerine uygulamalarına saygıya esas alan bir ‘’ dindarlık’’, kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan kesimleri, edilgen gözlemcilere dönüştürülüyor. Edilgen gözlemcilerin hiçbir şekilde bir gelecek tasavvurları / program ve projeleri olmayacağı için, bu kesimler hiçbir yapısal sorunu farketmiyor, hiçbir yapısal sorunla yüzleşmiyor, sorunları biriktiriyor.

     Modern- kapitalist tarih, bütün insanlığı soğuk sayıların, soğuk istatistiklerin ve soğuk siyasetlerin dünyasına mahkum etti. Soğuk sayıların, istatistiklerin ve soğuk siyasetlerin dünyasına mahkum etti. Soğuk sayıların, İstatistiklerin ve siyasetlerin dünyası, bugün hiçbir bilgeliğe hayat hakkı tanımıyor. Bütün bu soğuk gelişmeler sebebiyle küresel sistem, İslamın ve Müslümanların, dünya işlerine yönelik iddia ve tasavvurlarla, çözümlerle ve değerlerle insanlığın gündemine girmeye çalışmasına asla  kayıtsız kalamayacağını her vesile ile ortaya koyuyor. Küresel/ emperyalist/ kolonyalist iktidar sistemli ve bilinçli bir şekilde, İslamın/ Müslümanların, dünya/ siyaset/ tarih misyonuna / vizyonuna yeniden sahip olmaması konusunda ideolojik bir teyakkuz durumunu hep gündemde tutuyor.

Müslümanların, bağımsız bir dünya/ tarih/ siyaset algısı/ modeli/ uygulaması oluşturmaması yönünde, dünya ölçeğinde ideolojik- entelektüel bir haçlı seferi sürdürülüyor. Sözünü ettiğimiz bu haçlı seferleri yoluyla, İslamın bir tür maneviyatçılık/ batınilik/ahlakilik olduğu konusunda İslami düşünce- kültür-ilahiyat hayatı ikna edilmeye çalışılıyor. Bu çalışmaların, günümüzde, sömürgecilerin beklentileri doğrultusunda sonuçlar verdiği açıkça görülebiliyor. Günümüzde, hakim bilgi- iktidar siyaset sistemi, Batılı emistomoloji kurumsallaştırdığı ve dokunulmaz kıldığı için, bu emistomolojiye yönelik olarak İslam toplumlarında hiçbir eleştirel kuram üzerinde çalışma yapılmıyor. Müslümanların bağımsız bir İslami dünya görüşü temelinde İslami bir tercih dünya, siyaset misyonu tahayyül ve tasavvur etmelerinin önüne geçerek, İslami bir maneviyat/ batınilik biçimine indirmek demek, İslam toplumlarının, kültürlerinin, siyasetlerinin derin bir hiçliğe doğru sürüklenişini sağlamaya yönelik, ideolojik tahakküme boyun eğmekten başka bir anlam taşımaz.

     Müslüman halkları, edilgen gözlemcilere dönüştüren geleneksel- hamasi- romantik- nostaljik dil- söylem- siyaset sebebiyle, hayatlarımızı büyük ölçüde, varoluşsal sorunlarla yüzleşmeksizin, varoluşsal ilgilere sahip olmaksızın geçiriyor ve tamamlıyoruz. Muhafazakarlıklar, biz Müslümanları edilgen gözlemcilere dönüştürdüğü için, narsisist- kolonyalist evrensellik karşısında, entelektüel- kültürel haçlı seferleri karşısında bir ölüm- kalım mücadelesi başlatamıyoruz. Toplumlarımıza hakim olan muhafazakarlıklar da, bir tür yeni uyuşturucuya dönüşüyor. İslami bünyeyi, edilgen- sessiz- tepkisiz gözlemcilere dönüştüren muhafazakarlıklar sebebiyle. Küresel sistem, evrensellik yalanlarıyla , İslami varoluşu, hayatı, haysiyeti, aidiyeti, tercihi ve bilinci barbarca/ küstahça rencide ediyor, hırpalıyor, İslam’ ı, ufuksuz- iradesiz ve yerelliğin sınırlarına hapsediyor.

     İslami bünye içerisinde yaşanan milliyetçi- mezhepçi- politik ötekileştirmeler, İslami bütünlük bilincini tahfif ettiği kadar, tahrif ve tahrip de ediyor. Bütünlük bilincini kendi bağnazlıklarıyla, cehaletleriyle, önyargılarıyla yıkıma uğratan milliyetçi- mezhepçi- hizipçi ötekileştirmelerin İslami bünyeyi içeriden derin bir biçimde zaafa uğrattığını, Müslümanların mağduriyet ve maduniyetlerini derinleştirdiğini görmek ve anlamak istemiyoruz. İslam toplumlarında geleneğin izinden giderek, tek aklın sınırlarına kapanan topluluklar, kendi kendilerini ışıksız bir mağaraya kapattıklarını ne yazık ki fark etmiyor. Tek akla, tek ufka, tek yoruma takılıp kalan bir zihin dünyasından, hiçbir konuda, hiçbir şekilde bir anlayış ve müsamaha beklemez. Çeşitliliğin evrenselliğini ilk kez Müslümanların hayata ve tarihe geçirdiklerini/ kazandırmadıklarını hatırlamak gerekir. İslami bilinç, etnonasyonel sınırları- çerçeveleri- aidiyetleri- ölçütleri aşmayı zorunlu kılar.    

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüseyin Şaşmaz*Uzun

21.10.2019

Dînimizin ve aklımızın eksikliği nedir? Yâ Rasûlallah? dediler. 9 https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=763951924056211&id=100013242319421
Hüseyin Şaşmaz*Uzun

01.09.2019

İslam dünyası toplumları, dini popülizm- hurafe, politik popülizm- hamaset uyuşturucularına bağımlı hale geldiği için, gerçeğe ve bilince bir türlü uyanamıyor, uyanmak istemiyor. Dini popülizm- hurafe, politik popülizm- hamaset uyuşturucularına bağımlı hale gelen toplumlarda, gerçeğe ve bilince uyanan; hayata, dünyaya, tarihe sorumlu bir özne olarak katılmak isteyen Müslümanlara ‘’sapık’’ ya da ‘’ zındık’’ muamelesi yapılıyor. İslam toplumları, kronik bağımlılıklarla malûl bulundukları için düşünmekten, sorgulamalar ve yüzleşmeler yapmaktan feragat ediyor, bu nedenle de yerleşik ideolojik klişeleri yerleşik konformist klişeleri aşamıyor, İdeolojik ürünler ithal etmeye devam ediyor https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=727842797667124&id=100013242319421
şükrü savaş

21.08.2019

Atasoy ağabeyim, yirmi yıl devamlı takip ettim, onlarca kitabını okudum.Son on yıldır arada bir takip ediyorum .ilk yıllarınız da ki yazılarınızla şimdi yazdıklarınız arasında pek fark yok. İyi bir edebiyatçısınız ama sürekli "Edilmelidir, yapılmalıdır " diyorsunuz.Sahaya ne zaman inip " Ediyoruz. yapıyoruz" diyeceksiniz. Özlemle ve merakla bekliyorum.Selamlar.
Dürümiye / Lezzete Davetiye