20 Ağustos 2019 Salı •

HAYAT KİTABINA DÜŞÜLEN DERKENÂR

28.06.2018
Mehmet Yavuz AY

I.

Kendi hikâyesine, kaderine yabancıdır insan. Anayurdunu unutur, gönderildiği yerde misafir olduğunu da.

Tercih edilen varlık olarak Adem, karşısında İblis’i buldu.

Büyük Oyun Kurucu’nun büyük senaryosunun iki aktörü, karşı karşıya geldi.

“Adem’i saygıyla selâmlamayan” İblis’e: “Sana emrettiğim halde seni Adem’i saygıyla selâmlamaktan alıkoyan nedir?” diye soruldu. İblis, “ Ben ondan daha üstünüm, beni ateşten, onu topraktan yarattın” dedi.

Makamından kovulan İblis, “Rabbim! Bari bana , insanların tekrar dirilecekleri güne kadar süre tanı!” dedi. Süreyi alan İblis, “Öyleyse, ben de, Senin beni azdırmana karşılık onları saptırmak için, dosdoğru yolun kenarına oturup bekleyeceğim. Bazen açıkça bazen sinsice bazen haktan yana görünerek bazen de zaaflarını kullanarak onları saptıracağım. Öyle ki, Sen onların çoğunu Sana şükreden kimseler olarak bulamayacaksın.”

 Her şey serbestti, yasak ağacın meyvesi dışında!

Önce aldandık, en büyük düşmanımız Şeytan’ın öğüt veriyorum dediği sözlerine. Aklımız neredeydi bilinmez, yasak ağacın meyvesine dadandık. Teslimiyet elbiselerimiz yırtıldı, çıplak kaldık. 

Yine de nedamet duygusuna, gözyaşına, istiğfar ve tövbeye yakınız. Uyandığımızda dehşet içinde seslendik:

“Biz aslında kendi kendimize zulmettik. Eğer Sen bizi affedip merhamet etmezsen, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Şeytan ise tövbe etmedi. Bütünüyle kaybeden oldu.

Yüce Yaratıcı, yeryüzünü gösterdi, Adem ve eşine.

“Birbirinize düşman olarak çıkın gidin! Yeryüzünde sizin için uygun bir ortam ve belli bir süreye kadar geçiminizi sağlayacak imkânlar var. Orada yaşayıp orada öleceksiniz ve yine hayata tekrar oradan döndürüleceksiniz.”

Kızarmış, tedirgin bir yüzle indirildik yeryüzüne. Mühlet verilen yalnız şeytan değildi, Adem’in çocuklarıydı.

Böyle başladı yolculuğumuz. Pişmanlığımıza, günahta ısrarcı olmayışımıza bir armağan, aynı zamanda zorlu mücadele parkurunda vermemiz gereken yeni sınavımız…  

Yeryüzü farklı bir evreyi taşıyor. Atamız Adem’in dünyasından çok uzakta; karmaşık, tuhaf, acayip bir zamanı idrak ediyoruz.

Doğulardan Batılara, Batı formatı çekilmiş insan yığınları, tek tip bir kültürün, giyim-kuşamdan, düşünce, tavır, söylem, eylem vb. unsurlarına dek her alanda; ilahî olandan, gökyüzünden, hayat ötesinden koptu.

Dünyanın sırtında koşuşturmada, Yüce Yaratıcıyı razı etmek niye yok?

Ne can yakıcı bir hüküm :

“İnsanların çoğu iman etmezler.”

İnince yeryüzüne aldatan olduk. Zalim, nankör ve yalancı olmaya koştu çoğumuz.

Yalnızken, vicdanının sesini işitirken, içindeki kara deliklere düşme korkusuyla titrerdi.

En çok uyuyan insanda gördüm; çölde kum tanesi küçüklüğü, zavallılığı.

Aklı nefsini zapt edemez, bahşedilen donanımları kullanma adına kafesler örer kendisine.

Başı ağrır, ölümcül hastalıklara tutulur, felaketlerin ortasında kalır; güçsüzlüğünü hatırlar. Güç sahibine yönelir , yardım ister, sözler verir.

Ağrılar dindiğinde, fırtınalar kesildiğinde çabuk unutur, dalar oyun bahçelerine.

Özgür ama huzursuz, zengin ama mutsuzdur.

Ölümler başkasının ölümleridir, ölmek için doğduğunu aklına getirmez.

Bedeninde çoğalır, ruhu çölleşmiştir.

Cimrilik etmekle kalmaz, herkesi cimriliğe çağırır.

Ölüm ötesi ile iletişimini kesen kalbi, her şeyi yapmayı ilham ederken, yalnız olmak da istemez.

Yalnızlığındaki korku, hiçlik, acziyet; başkalarının yanında nereye varacağı bilinmeyen çılgınlıklar vardır.

Sanal dünyanın sahte ışıkları, insanı daha da köksüzlüğe, yalnızlığa, hiçliğe iterken; aynı zamanda saldırgan, hiçbir kutsalı olmayan yeni bir yaratığa dönüştürür.

Her şey iletişimdir, “Bağlan hayata” der reklâmlar. Milyonlarca kilometre fiber optik kablolar döşenir. Kime bağlandığı belirsizken, eşyanın egemenliği altında ezilip yiten, gölgeye dönüşen insanoğlu, yaratıcısı ile iletişimini dert bile etmez.

Yeryüzünde cenneti kurmaktır seküler aklın kızıl elması.

Milyonluk tablolar, arabalar, uçaklar, yatlar, çağdaş arenaların gladyatörü sporcular. Sanal dünyada ayakkabıdan tutun kullanılan her şey, başka bir şeydir. İnsanı aslından koparmanın gözbağcılığıdır.

Topyekûn katliamlar, işgaller sanal dünyanın oyun malzemeleridir.

İnsanın içinde ve dışında kötülüklere dur diyecek direnek noktalarının kalmadığı bir yüzyıl.

Paranın, seküler sistemlerin tanrılaştırıldığı; şeytan karşısında tercihe şayan görülen insanın buharlaştığı yüzyıl.

Mümin gönüller, şeytan karşısında tercih edilmenin yükü altında; hayatı, ölümü, Yüce Yaratıcıyla bağı korumakla mükelleftirler.

Zaten her yüzyıl, dünya insanlığının neredeyse tamamının hayattan ayrıldığı bir dönemin hikâyesidir.

Yeryüzünü; azgınlık özgürlüğünün, Yüce Yaratıcıya meydan okumanın teknik ve ideolojik üssüne çevirenlerin, insanı şeytanlaştıranların kalelerinin bir çığlıklık canı vardır.

Gölgemizden aslımıza yürür, donmuş ruhumuzu diriliş esintilerine açarsak, insanı yeniden yüceltmenin huzurunu iliklerimizde hissedebileceğiz.

Ruhumuz kanatlandığında Yüce Yaratıcıyla iletişim kurulmuş demektir. Üstelik fiber optik kablolara da ihtiyacımız yoktur.

 

22.06.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye