12 Aralık 2019 Perşembe •

Golan Tepeleri'nin İlhak Kararı ve Bölgenin Geleceği

27.03.2019
Süleyman ARSLANTAŞ

Golan Tepeleri'nin İlhak Kararı ve Bölgenin Geleceği / Süleyman ARSLANTAŞ

ABD Başkanı Trump, 21 Mart’ta twitter hesabından yapmış olduğu açıklamada: “52 yılın ardından ABD için İsrail’in Golan tepeleri üzerindeki egemenliğini tam olarak tanımanın zamanı geldi.” demişti.

Acaba öyle mi? Golan tepelerini İsrail seçimleri öncesi üstelik de İsrail’in gelmiş-geçmiş en şedid siyasetçilerinden olan Netanyahu’nun yargı ile başının dertte olduğu bir zamanda yapılan bu açıklama ve onaylanan Başkanlık kararnamesini açıklandığı gibi mi okumalıyız? Ya da bu karar daha kapsamlı bölgesel harita değişimlerinin öncüsü mü?

Hatırlanacağı üzere 1. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın gözünde ‘Hasta Adam’ olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti’nin ne olacağı tartışmaları sürerken, ittifak kuvvetleri, Osmanlı egemenliği altında bulunan ve özellikle enerji kaynaklarının yoğun olduğu Arap topraklarının ne olacağına karar vermek istiyorlardı. Rusya, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını isteyerek Akdeniz’e açılmak istiyordu. Fransa, Suriye ve Halep çevresini isteyerek Doğu Akdeniz’i kontrol etmek istiyordu. İngiltere ise neredeyse Bilad-ı Şam’ı (Ürdün, Filistin, Lübnan ve Suriye) istemenin yanı sıra, Suveyş kanalını ve Basra Körfezi’ni de istiyordu. Zira İngiltere bir taraftan Bilad-ı Şam’a hakim olmak, petrol bölgelerini elde etmek isterken, diğer yandan Hindistan’a yönelik güvenli bölge oluşturma gayretindeydi. İngiltere, Rusya’daki devrimin ayak seslerinin duyulmaya başlamasını da istismar ederek bir bakıma savaşın sonunda İstanbul ve Çanakkale boğazlarının Rusya’ya verilmesi vaadi ile Rusya’yı oyaladı. Rusya’nın bulunmuş olduğu cephelere Rusya’yı adeta hapsetti. Ardından Fransa ve İngiltere temsilcileri biraraya gelerek Osmanlı sonrası, Osmanlı’nın hakim olduğu toprakları parsellediler. Bu anlaşma siyasi tarihe Sykes-picot Anlaşması olarak geçti. 16 Mayıs 1916’da imzalanan anlaşmayla ‘böl ve yönet’ projesinin kalıcı bir sonuca ulaşması için Osmanlı’ya ihanet eden Arap devletçiklerinin müstakbel devlet başkan adayları adı geçen proje için yeterli olmayabilirlerdi. Zira ihanet de kabiliyet ister! Nitekim bölgenin şiddetle bir tetikçiye ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacı da İngiltere tayin etti. İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour 2 Kasım 1917’de Yahudi Lord Rothschild’e göndermiş olduğu bir mektupla İngiltere’nin, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını onayladığını belirtir. Nitekim Osmanlı sonrası gerek sykes-picot ve gerekse Balfour deklarasyonu hayat bulur.

ABD Başkanı Golan Tepelerini tanıma kararını açıklamadan önce damat Kushner Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölgesel bir ziyaret gerçekleştirdi. Kushner’in bu ziyarette öne çıkan mesajı Filistin ve İsrail için ‘Nihai Barış’ anlaşması Formulü idi. 27 Şubat 2019’da Türkiye’ye gelen Kushner adı geçen formülü Türkiye ile paylaştıktan sonra da Suudi Arabistan ve Katar’ı da ziyaret etti. Kushner’in bölge ziyaretini değerlendiren çeşitli analistler,  ‘Nihai Barış’ adı altında sunulan formülde bağımsız bir Filistin Devleti’nin olmadığı, daha çok Kushner planında denizin taşı ile denizin kuşunu vurma formülünün öne çıktığı ifade edildi. Yani zaten Kushner 65 milyar dolarlık bölgesel bir yatırım fonundan bahsetti. Keza bu parada petrol zengini Arap devletlerinden tahsil edilecek. Adı geçen parayla Kushner’in özellikle Filistinlilerin ekonomik, ticari sorunlarının giderilerek bir bakıma bağımsızlık isteklerinin para ile satın alınmasını içeren bir ‘nihai barış’ planı sunduğu aşikar. Yani Trump’un 25 Mart’ta imzaladığı Golan’a ilişkin başkanlık kararnamesi sürpriz olmadı. Kanaatim odur ki, Kushner’in bölge ziyaretinde bu konu taraflara ya da ilgililere direkt veya dolaylı yoldan duyuruldu. Kararın ilanından sonra dökülen gözyaşlarının timsahın gözyaşlarından farkı yok. Ben Gurion 1951’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan ettiğinde de taraflar olayı fazla da dikkate almamışlardır. Nitekim Trump bu kararın da üzerinden 66 yıl geçtikten sonra ABD’nin Tel-Aviv’deki Büyükelçiliği’ni Batı Kudüs’e taşıma kararı aldı ve uyguladı (6 Aralık 2017). Aynı şekilde Golan Tepeleri kararını da önce duyurdu sonra da kararname ile kabul etti. Muhtemelen yakın ya da uzak bir gelecekte Siyonistlerin, evanjeliklerin, İsrail hayranlarının yer yer dillerine pelesenk ettikleri “arz-ı mevud” söylemi de gündeme gelirse şaşmam. Zira bu söylemin de alt yapısı uzun zamandan beri oluşturuluyor. Hatta TC. Başbakanlarından birisi 7 Kasım 1994’de Kazablanka dönüşü İsrail’e yaptığı bir ziyarette Kudüs’de King David otelinde maktul İsrail başbakanı İzak Rabin’in onuruna verdiği yemekte kadehini kaldırırken; “kadehimi İsrail halkının tüm umut ve rüyalarının gerçekleşmesi için kaldırıyorum” demişti.. Dilerseniz özellikle cumhur ittifakı liderlerinin beka sorunu söylemlerini bir de bu zaviyeden okuyunuz. Bu önemli kavramın siyasi bir argüman gibi konuşulması ve ele alınması doğrusu beni rahatsız ediyor. Oysa bu kavram, içeriği, yerel ve bölgesel olarak kavramın muhtevasına giren siyasi ve coğrafi konular daha ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.

Şunu demek istiyorum; evet bölgemizde gerçekten beka sorunu var. Bu sorunun aktif aktörleri ABD ve İsrail, destekçileri bazı bölge ülkelerin yöneticileri ve de Kushner’in 65 milyarlık yeniden imar fonuna göz dikenlerdir. Sykes-picot revize ediliyor, yarın ah vah demenin bir anlamı kalmayacak. Görmüyor musunuz ABD, İsrail ve yandaşları hukukun gücünü değil, güçlerinin hukukunu icra ediyorlar. Muhtemeldir ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canhıraş bir şekilde yerel yönetimler seçimi öncesi ortaya koyduğu çaba sıradan bir çaba değildir. İsterseniz Cumhurbaşkanının ekonomik, bürokratik, siyasi tasavvur ve uygulamalarını tenkit edebilirsiniz. Ama bu tenkitleriniz var olan ve hızla kendi topraklarımıza da yaklaşan yeni bir Sykes-picot sürecini görmenize/görmemize engel olmasın..

6 Haziran 1967 savaşlarını dün gibi hatırlıyorum. Zira o dönemde TSK’da görevliydim. Savaşa iştirak eden Mısır, Suriye ve Ürdün’ün de 5 Haziran günü az çok ne halde olduklarını da biliyorduk. Nasır başta olmak üzere söylemler çok üst perdedendi. Ne var ki o söylemler, Arap Birliği teşkilatının varlığı bir avuç İsrail’i durdurmaya yetmedi, yetmezdi de. Çünkü adını saydığım ülkeler Filistin’e ilk ihanetlerini 15 Mayıs 1948’de başlayan ve Şubat 1949’a kadar devam eden 1. Arap-İsrail Savaşı sonrasında ortaya koydular. Doğu Kudüs, Batı Şeria fiilen Ürdün’de kaldı. Mısır, Gazze başta olmak üzere birçok Filistin toprağını kendi denetimi altına aldı. Yani Mısır ve Ürdün İsrail’le birlikte Filistin topraklarını adeta paylaştılar. Bu paylaşım 6 Haziran 1967 savaşına kadar gitti. Aradan geçen 20 yıl içerisinde Mısır ve Ürdün başta olmak üzere Arap ülkeleri Filistin Devletinin kurulmasının önünde adeta bir engel teşkil ettiler. Üstelik de ellerini güçlendiren 181 sayılı BMGK kararına rağmen.

BMGK’nin 181 (1947), 242 (1967), 338 (1973) kararları iki devletli çözüm ve Doğu Kudüs’ün uluslararası bir statüye kavuşturulmasını öngörür. Lakin İsrail hiçbir zaman bu kararları kabul etmedi. Demem o ki; lütfen Trump’ın Golan tepelerine ilişkin kararını BM’ye götürelim demeyiniz. Bu sorunun çözümü için de galiba birinci derecede görev Türkiye’ye düşüyor. Unutmayınız ki BM hangi kararı alırsa alsın eğer bu kararlar İsrail ve ABD’nin istediği gibi değilse her ikisi de bu kararlara uymazlar. Türkiye bu bağlamda Esed karşıtlığını devam ettirmekten çok, Suriye’nin dolayısıyla Türkiye’nin ve bölgenin geleceğine öncelik tanımalı, bu uğurda bölge ülkeleri ile ve halklarıyla daha sık temas halinde olmalıdır.

Siyasi mülahazalardan uzak bir ifade ile şunu gönül rahatlığı içerisinde söyleyebilirim ki; cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde hiçbir siyasi lider ümmetin keder ve sevincini bu günkü kadar paylaşmamıştır. Yeni Zelanda’dan Mozambik’e kadar neredeyse kimin burnu kanasa ilk koşan Türkiye olmuştur. Son olarak şunu demek istiyorum; yine siyasi mülahazaları bir tarafa bırakarak gerçekten beka sorunu var mı yok mu, yarın bir başkası ümmetin keder ve sevincini bu günkü gibi paylaşır mı? Golan tepelerinin ilhak kararı ardından ABD-Siyonizm işbirliğinde gelişecek yeni harita değişimlerine nasıl karşı konulacak? Ya da dün Abdülhamit’i beğenmeyenler Filozof Rıza Tevfik gibi “Sultan Abdülhamit Han’ın Ruhaniyetinden İstinbat” başlıklı şiir yazmak mecburiyetinde kalırlar mı? 

Yorum Ekle
Yorumlar
Selman

30.03.2019

Süleyman Abi herzamanki gibi mükemmelsiniz.. Allah şifa versin size.. İyi ki varsınız
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ