Ömer Faruk Altuntaş / Gerçekten İslami Eğitim İstiyor muyuz? II
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Gerçekten İslami Eğitim İstiyor muyuz? II

08.03.2017
Ömer Faruk Altuntaş

Bir şeyin aslını taklit ettiğinizde, aslı varken kimse taklidine itibar etmez.

 

İnsanların hayatına yön veren ideolojilerin bizi ilgilendiren bir tanımı; “zaman ve mekan sınırlılıklarını aşan, her toplumu ve her dönemi ilgilendiren önermeleri ve formülleri olan tutarlı ve sistematik fikirlerdir”, tanımıdır.

 

Bu anlamda İslam bizim için bir din, bizim dışımızdakiler için bir ideolojidir. Dolayısıyla özü kaybetmeden bu farkı bir kenara koyuyorum. Aslında yukarıda yaptığımız tanımlama pekâlâ İslam dininin de evrenselliğini vurgulayan, eskilerin deyimiyle “efradına cami ağyarına mani” bir tanımlamadır.

 

Bir önceki yazımıza atıfta bulunursak, yuvamız ve içindeki yavrularımızın bize aidiyeti, kendi fikrimizin dünyaya sunduğu tutarlılıkla ilgilidir. Bu çağın ve önceki çağlarda faydacı yaklaşımın en önemli sonucu yamalı bohça yaklaşımıdır. Her fikirden topladığınız ve en iyisi diye düşündüğünüz fikirleri, eğitimleri, binaları, mimariyi, sanatı, edebiyatı bir araya getirdiğinizde, en mükemmeli elde etmek bir yana, çirkin,  yamalı bir bohça elde etmiş olursunuz. İşte buna Eklektizm deniyor.

 

Bizim zannettiğiniz veya sizin diye yutturulan bir sürü yumurtayı yuvamıza alıyoruz ve sonra da ortaya çıkan yavrulara garip garip bakıyoruz. Her şeyi doğru yaptık ama bu bizim yavrumuz değil acayipliği?

 

Eklektizm aslında düşünce tembelliğinin, hızlı köşe dönmeye dönüşmüş zekâ fırıldaklığıdır. Eğitim yapacağınız sınıfı kendi düşünce dünyanıza göre tartışmak, planlamak yeniden düşünmek yerine açıyorsunuz literatürü, açıyorsunuz magazinleri ya da günümüz kültür endüstrisinin taşıyıcısı interneti ve aradığınız her şeyi buluyorsunuz ya da bulduğunuzu zannediyorsunuz. Bulduktan sonra yapmanız gereken planladığınız sınıfa biraz İslami boya. Hem zaten “Paris’i yeniden keşfetmeye gerek yok ki…!”

 

Sonra bu temel üzerine inşa ettiğiniz müesseseden, okuldan, eğitim biriminden sokaklarda boş boş gezen dünyaya yeni bir şey sunamayan edilgen, korkak, kompleksli insanlar elde ediyorsunuz. Sonuç bu olunca içinizi bir hüzün, bir hiddet ve bir çökmüşlük kaplıyor. Bu nasıl olur? Diye kara kara düşünüyorsunuz.

 

Sene 1999; bir zamanlar sınırında görev yaptığım İran’a devrimden 20 yıl sonra giderek ne olup bittiğini görmek istedim. “hacı hacıyı mekke'de deli deliyi dakkada bulur” derler. Eğitimci olarak benim de İran’da aradığım devrimden beri İran’ın İslamilik iddiasının Eğitim alanındaki yansımasıydı. “Ne Batı, Ne Doğu, İslami İran” sloganı atan İran belirgin bir şey yapamamıştı. Çünkü Eklektizm tuzağına düşmüştü. Bu tuzağa düşmek istemeyenleri de ya rejim düşmanı ilan ederek susturmuş ya da topraklarından uzaklaştırmıştı.

 

İran’da Şahlık dönemine göre önemli bir değişiklik olmuştu ama pozitif değil negatif bir değişiklikti ve çok hayatiydi. Gençler devrim yıllarındaki gibi camilere gitmiyordu artık. Camii bizim Türkiye’de şikayet ettiğimiz yalnızca ihtiyarların gittiği bir mekana dönüşmüştü. Camiilerin peygamber mescidi gibi hayatın tam ortasında yer alması gerekirken fiziki olarak şehrin meydanlarındaki camiiler, manen toplum dışına itilmişti. Tabii burada tek örnek İran değildir. Afrika’ya mazlumların umudu olarak kurulan Sudan’a ne demeli? Maalesef örneklerimiz o kadar çok ki… Sudan’da çok değerli hizmetleri olan Enver Arpa hocamızın bir sohbetinde Sudan hakkında anlattıkları İran’dan çok farklı değildi.

 

İran’da da, Pakistan’da da, Sudan’da da Müslümanlar gerçekten islami eğitim istemişler miydi? Belli ki oraların halkları: “Aslı varken taklidine itibar etmemişti” ve sonuç fiyaskoydu.

 

Bu yazımızı gelecek yazımıza ilham olacak bir soruyla bitirelim: “Müslümanların klasik İslami ilimleri almaya gittikleri ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile bugünkü Müslümanların durumu arasında bir bağ kurulabilir mi?

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye