Gerçekten İslami Eğitim İstiyor muyuz?

23.02.2017
Ömer Faruk Altuntaş

Eğitim kendimizi ve çevremizi bir anlam çerçevesinde gerçekleştirme faaliyetidir. Bizi diğer varlıklardan ayıran, işlerimize kattığımız anlam/iman, bu anlama/imana dayalı olarak, tarzı olan inşa faaliyetimizdir. Eğer yaptığımız işin özel bir anlamı/imanı yoksa bunlar alışkanlıklara dönüşür ve bir kuşun uçmasından, zamanı geldiğinde yumurtlamasından farksız bir hal alır.

 

Eğitimin İslamiliği, hayata Müslümanca baktığınız andan itibaren başlar. Ama hayata Müslümanca bakmanız yetmez. Aynı zamanda o anlamı inşa edecek İslami bir tarzınızın da olması gerekir. Ya da tersinden bakarsak; tarzınızın İslami olup olmadığını sorgulayacak Müslümanlığınızın olması gerekir.

 

Aynı şey diğer dünya görüşleri için de geçerlidir, eğitimin sosyalistliği, laikliği, pragmatistliği, faşistliği vb. Herkes kendi anlam dünyasına göre bir eğitim inşa eder. Bu noktada sorulması gereken en önemli soru; Acaba Müslümanlar eğitimi inşa ederken hangi anlam dünyasına dayanıyorlar.

 

İnşa sürecini, bireyden aileye, aileden topluma, müfredatından öğretmenine, sınıfta kullanılacak malzemeden, zaman çizelgesine kadar her şeyi içeren bir süreç olarak alırsak bunun cevaplanması hem rikkat, hem dikkat hem de dayalı olduğu anlam dünyasına iyi nüfuz etmekle mümkündür. Aksi takdirde ömrümüzü, guguk kuşlarının koyduğu yumurtalara annelik yaparak geçiririz. Malum olduğu üzere guguk kuşu yumurtasını bazen başka kuşların yuvasına gizlice bırakır, o yumurtadan çıkan guguk kuşu ise daha feci bir şey yapar, kendisinden sonra çıkacak diğer yumurtaları yuvadan dışarıya atar.

 

Bugün İslam dünyası başka dünya görüşleri tarafından eğitim yuvasına konan yumurtalara bakmakta ve çıkan ürünler de bir türlü kendi eğitim anlayışını yansıtan yavrularına benzememektedir. Bu sonuç çok tabiidir. Eğer kendi anlam dünyanıza (yuvanıza) hakim değilseniz, yuvanız yol geçen hanı olur ve sonucuna da katlanırsınız.

 

1,5 milyar nüfuslu İslam’ın; günümüz dünyasına çare olacak maddi ve manevi ürünlerinin olmaması yuvasını kaptırdığının en büyük delilidir.

 

Fransa’da İslami bir teşkilatın Eğitim Başkanları toplantısına gözlemci olarak katılmıştım. Orada bir teşkilat başkanı “İzcilik” konusunda yaptığı harika çalışmaları anlatıyordu. Toplantıdan sonra kendisine; “izcilik” konusunu ne kadar bildiğini sorduğumda beklediğim cevabı aldım: “hocam kaynağı ne olursa olsun güzel bir şey, aldık ve çok güzel uygulamalar yapıyoruz”. Arkadaşımızın muhtemelen kaynağını (yumurtasını) İslam’dan alan “fütüvvet” geleneğinden haberi yoktu. Yuvayı kaptırmıştı ama daha da kötüsü yumurtanın kendisine ait olduğuna inanıyordu.

 

İlkyazımız teşhisti. Devam edeceğiz inşallah…

 


 


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye