12 Aralık 2017 Salı

$ : 3.8401 • € : 4.5278 • A : 156.9300

İsa Özçelik / Gerçekler Hakikate Boyun Eğecek mi?
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Gerçekler Hakikate Boyun Eğecek mi?

02.12.2017

İsa Özçelik/Gerçekler Hakikate Boyun Eğecek mi? İsa Özçelik

Her insan içinde yaşadığı zaman ve mekanın çocuğudur derler. Sosyologlar ise kişinin bilinç ve ahlakının oluşmasında daha birçok etkenin varlığını tartışıp sosyal yapıların oluşumu ve değişiminde dominant unsurlar nelerdir ? sabiteler ve değişkenler hangileridir ? sorularının cevabını bulma peşindedirler.

 

    Ali Şeriati, insanı kuşatıp ona yön veren etkenleri ‘’ İnsanın Dört Zindanı ‘’ başlığında toparlayarak; tabiat, tarih, toplum ve nefis/benlik tahakkümüne karşı insanın serüvenini çarpıcı tespitler eşiğinde ele alır. Şeriati, insanlığın ilk üç zindanı genel olarak aşabildiğini ama dördüncü zindanda takılıp kalması nedeni ile insanlığın, özellikle Batı toplumlarının ilk üç merhaledeki kazanımları da yok etme potansiyeline karşı tüm dünyayı uyarır.

 

    Yaşadığımız coğrafya, konumu gereği yukarıdaki dört kavram ve daha fazlasının her an etkileşimde olduğu fazlasıyla dinamik bir bölge. Hilafetin çökmesi ile yaşanan travma hala aşılabilmiş değil. Ümmet çok ciddi bir şekilde kimlik bunalımı yaşamakta. Bu krizi en sert ve dramatik olarak yaşayan toplum ise Türkiye halkı olsa gerektir.

 

    Osmanlı sonrası yönetici elit, karşısında yenilmiş oldukları emperyalist dünyanın moral değerlerini büyük ölçüde içselleştirmiş gibi gözükse de, hala onların bu öykünmeci tavırları dahi, kendilerini Batılılar nezdinde eşit statüye ulaştırmış gözükmüyor. Bu durum onları derin bir bunalıma sokarken, onca baskı ve ayartmaya rağmen toplumun büyük bir kısmının özünden kopmayıp kendi değerlerine sahip çıkması bu jakoben zümreyi daha bir açmazın içine sürüklüyor.

 

    Cumhuriyetin laikçi kadroları uzun yıllar boyunca tüm devlet imkanlarını kullanarak Müslüman Anadolu halkından, başka bir ulus yaratmak! istediler. Halkın coğrafya, tarih , ümmet ve şahsiyet değerleri ile olan tüm bağlarını koparmaya gayret ettiler. Bu yolda her türlü şiddet ve gayri meşru mücadele yöntemleri, emperyal devletler tarafından kendileri için mübah kılındı. Hakim kılmak istedikleri seküler değerleri Kemalizm ideolojisi içerisinde sunmaya çalıştılar. Bu öyle bir ideoloji idi ki bazen sağ, bazen sol, son zamanlarda ise muhafazakar bir şekilde servis edilebiliyor idi.

 

    Resmi ideoloji onca çabasına rağmen bu doğrultuda ciddi bir mesafe kat edememişti. Kapitalist batı değerleri özellikle aile, ahlak ve kültür alanlarında toplumda çok az karşılık bulmuştu. Yıllardır zorla başarılamayan değişim, küreselleşme sonrası iletişim ve medya yolu ile kısmen de olsa görünür olmaya başlamıştı. Ama dindar toplum bu olumsuz gelişmelere karşı kendi içinden direnç mekanizmaları oluşturmayı başarabilmiş ve tersine değişim potansiyelinin önünü açabilecek vasatları üretebilmişti.

 

    Peki ne oldu da kendini mütedeyyin kitlelerin temsilcisi olarak gören ve dindar bir nesil arzulayan Ak Parti birden bire Kemalizm’i yeniden keşfetmişçesine arz-ı endam eder oldu.

 

     Yoksa akıllarına Demirel’in şu sözümü geldi ;"En az 100 yıl daha Atatürk'ün referansına ihtiyacımız var. Belki bu sürede akıllanıp onun gösterdiği yolda ilerleriz... Bu yüzden Atatürk'ün yanlışını çıkarmaya çalışmayın"… Ecevit’in Vahdettin ile ilgili olumlu bir açıklama yapmasının ardından Demirel bu açıklamayı yaparak Laikçi unsurları bir arada tutabilmek için Mustafa Kemal’i bir süre daha sembolik bir değer olarak kullanmak gerekliliğinden bahsediyordu.

 

    İktidar 2019 da yapılacak seçimlerde kendisine karşı yöneltilen çok yönlü saldırılara karşı yeni bir manevra yaparak, seçimlerde riskleri aza indirmek için mi böyle bir açılım yaptı acaba !? Bu tür söylemler en büyük tarikatlardan birine dönüşmüş Kemalist blokta bir karşılık bulur mu dersiniz ? Resmi statükonun temellerini sarsan, kişi kültünü cesur eylem ve söylemleri ile tartışmaya açan Erdoğan, aslında bir avuç laikçi teyzenin dışında herkesin kanıksadığı normalleşme sürecini tersine çevirecek, Mustafa Kemal’den Atatürk’e giden bu yola neden girmiş olabilir?

 

    Yoksa meselenin yalnızca iç dinamiklerle sınırlı olmayan başka yönleri mi var ?  Yakın bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya olmamızdan ötürü, İktidar hala askeri ve sivil bürokraside çok güçlü olan Kemalist kadroları kontrol altında tutup, Laikçi çevreleri de bir ölçüde yerli bir duruşa zorlamayı mı umuyor !?

 

     Varlık nedenleri ve biçimleri batı emperyalizmi ile başlayıp devam eden Laikçi blok, özellikle gezi kalkışması ile başlayıp devam etmekte olan küresel kuşatma sürecinde, açık olarak ülke düşmanları ile işbirliği yapmaya devam ediyor iken ; ABD veya batı kaynaklı bir fiili saldırıda, farklı bir tavır ortaya koyabilir mi ?  onlardan milli bir duruş beklemek fazlaca iyimserlik olmaz mı ?

 

    Belki iktidar, MHP ile kurduğu yeni blokta, sıkça dile getirdiği yerlilik vurgusu ile CHP tabanından bir bölümüne ulaşmak istiyor ve bu noktada  Atatürkçü söylemlerden medet umuyor olabilir mi ? Böylece Kemalist elitistler ve mevcut CHP lideri ile tabanı arasında bir çatlak oluşturmak istiyor olabilir mi ?

 

Ülkesinden kopuk ve batı başkentleri ile aynı havayı soluyan bu azgın azınlığı kendi dinamikleri ile çökertmek mümkün olur mu dersiniz ?

 

    Peki bir kısım Ak Partili kadronun dillendirdiği ; ‘’Biz fotoğrafın daha net anlaşılması için bu tür bir strateji izliyoruz, Kuzey Kore’de dahi rastlanmayan bir takım akıl dışı kutlama , kutsama ve anma ritüellerini bir süre halkın gözü önüne getireceğiz ki ,  vatandaş kendi bir müddet sonra bu saçmalıkları bir daha dönmemek üzere nihayete erdirecek’’ söylemi biz akıl sahiplerine makul gelebilir mi ?

 

    Birileri bu ülkenin bazı gerçekleri olduğunu ve bunları gözetmeksizin politika üretmenin mümkün olmadığına da kanaat getirmiş olabilir. Bu önerme yabana atılır bir görüş değildir. Evet Kemalizm bu ülkede oluşturulmuş türedi bir gerçekliktir ve sosyal bir tabana da oturmuştur. Bu ülkenin Liberalizm , Alevilik, Solculuk , Etnik Milliyetçilik vb. gerçeklikleri de mevcuttur. Bunlar Seküler hayat tarzını kendine yol edinmiş akraba topluluklardır aslında. İlk bakışta birbirleri ile çelişen ‘’İzmler’’ gibi gözükse de en temel ‘’varlık’’ ve ‘’gaye’’ meselelerinde ortak bir inanç ve eylem birliğindedirler.

 

    Ancak hiç kimsenin gözden kaçırmaması gereken çok önemli bir husus vardır. Bu ülkenin gerçeklerinin yanında tartışılmaz birde HAKİKAT’İ vardır. Emekle, dua ile, alın teri ile, şehit kanı ile elde edilmiş bu hakikat, bu toprakların yegane ortak değerinin İSLAM olduğu hakikatidir.

 

    Farklı etnik grup, din ve mezhepleri barış ve adalet içerisinde bir arada tutabilecek, dışardan gelecek saldırılara karşı bütün bir coğrafyayı harekete geçirip, kesintisiz bir direnişi ortaya koyabilecek tek sığınak noktamız İSLAM’dır.

 

    Müslümanlık bu topraklarda öylesine kök salmıştır ki; bütün türedi zincirleri kırıp, etrafımıza örülen zindanları darmadağan edecek kuvvesi her daim mevcuttur. Mesele üzeri küllenmiş köze soluk verecek yiğitlerin ortaya çıkma meselesidir.

 

    15 Temmuz Müslüman Anadolu Halk Devrimi ile bu toprakların yiğit evlatları; ülkenin gerçeklerinin karşısına HAKİKAT’in sancağını dikmiştir.

 

  O zaman asıl sorulması gereken soru GERÇEKLER HAKİKATE BOYUN EĞECEK Mİ ? sorusudur. Olumsuz yanıt verenlere 15 Temmuz dinamikleri ile cevap verilmelidir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kaya Giyim / Kalitede öncü giyim dünyası
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05