Gardiyandan Al Haberi

26.01.2020
Ahmet GÜRBÜZ

Ahmet GÜRBÜZ / Gardiyandan Al Haberi

Birkaç önemli olayı silsile-i meratip ile ele alalım ve aralarındaki ilintiyi bulmaya çalışalım.

Önce 19 Ocak Pazar günü Bitlis’in Güroymak (Norşin) ilçesinde yaşayan, bölgenin itibar ettiği, ilim ve tasavvuf erbabı, kanaat önderi Abdülkerim Çevik, baş müderrisliğini yaptığı medresede uğradığı silahlı saldırı sonucu şehid oldu.

Çocuk yaşlarında bölgedeki geleneksel medreselerde İslami ilimler tahsil etmeye başlayan Çelik Tillo medresesinden 1991 yılında icazet aldı. Aynı zamanda ilahiyat ve sosyoloji eğitimi de alan merhum, şahsında ve söyleminde gelenek ve moderniteyi meczetmiş ender bir ilim adamıydı. Geliştirmiş olduğu dil ve hizmet anlayışı yöre halkında büyük bir teveccüh ve makes bulmuştu.

Aralarında arazi yüzünde anlaşmazlık bulunan iki ailenin arasını uzlaştırması sonucu, taraflardan birinin adına serkeş bir genç tarafından ders verdiği medresesinde silahla vurularak öldürüldüğü duyuruldu haber kaynaklarına.

Olay bölge halkında infiale sebep olurken, tüm Türkiye ve hükümet erkânında da üzüntüyle karşılandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu attığı twitte; “Çok hüzünlüyüm... Bir âlimin ölümü bir âlemin ölümüdür.” Diyerek tepkisini dile getirdi. Cenazesi on binlerin şahitliğinde toprağa verildi.

Bölge dinamikleri göz önünde bulundurulduğu zaman olay hiç de öyle sıradan bir cinayete benzemiyordu. Bir terör bağlantısı da şimdiye kadar ortaya çıkmadı. Her şeyden önce Seyyidlerin, ulema ve sufilerin halk nezdinde manevi bir dokunulmazlıkları vardır. Bu olay medresede silahla cinayet olarak ilklere girmiştir.

Merhum Çevik’in akrabası araştırmacı yazar Müfid Yüksel'de olayı değerlendirirken cinayetin medresede yaşandığını belirterek, bunun “sıradan bir cinayet olmadığını” ileri sürdü.

“İki aile arasındaki arazi anlaşmazlığı nedeniyle arabuluculuk yapıyor. Bizim geleneğimizde arabuluculuk yapılan yere silah sokulduğu görülmemiştir. Sıradan bir olay değil. Tıpkı İsmailağa Cemaati’nde Bayram Ali Öztürk Hoca’nın öldürülmesi gibi, perde arkasında başka bir şey olan planlı bir cinayet.”

Şimdilik buraya bir virgül koyalım.

Son günlerde belli mahfillerde ‘Türkiye’de sıra dışı olaylar beklendiği’ algısı yayılmaya çalışılıyor. Star’da yazan, Nazlı Ilıcak’ın kuzeni Aziz Üstel ‘İkinci Darbe Kapıda mı’ başlığıyla 21 Ocak 2020’de bir yazı kaleme aldı. Yazıya Tayyip beyle Putin’in girişimleriyle pekiştirilen iki ülke arasındaki ittifakın, İngiliz derin devlet belasına karşı tüm vicdan sahiplerince desteklenmesi gerektiğini belirterek başlamış. Dış politikamızın cumhuriyet döneminde ilk kez kaygan zeminden bu sayede çıkarıldığının altını çizmiş.

Ama Üstel devamla; “Emekli Albay Uğur Attila bir basın açıklaması yaparak ikinci darbe için İngiliz İstihbarat Teşkilatının (MI6) Doğu'daki aşiretlerle görüşmelere başladığını ve yapılacak darbeye destek olmaları için yüklü miktarda para sözü verdiğini” aktarmış.

Siyaset bilimci ve akademisyen Kenan Karataş’tan şu iktibaslarla kısa yazısını sonuçlandırmış: " Asıl hedef 2. Darbe değil, Kürt yurttaşlarımızı isyana teşvik etmektir. Ben MI6'nın 2. darbeye yönelik çalışma yaptığı görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Biz, hendek çatışmasından bu yana emperyalist ajanların Doğu'ya yerleştiklerini, yöreye özgü kıyafetlerle dolaştıklarını, Kürtçeyi ana dilleri gibi konuştuklarını, bütün taşeron örgütleri yöreye kaydırdıklarını belirtmiştik. Sadece MI6 değil, CIA, MOSSAD, KGB ve diğer haber alma örgütleri şu an Doğu'dadır. Aşiretlerle konuşulmakta, askeri üsler, karakollar ve hükümet binaları gibi önemli merkezlerle ilgili, ayrıntılı bilgi toplamaktadırlar."

"İsrail ve İngiltere himayesinde Maraş'ı, Antakya'yı hatta Adana'yı da içine alacak bir Federasyon Devlet kurulmak istenmektedir. Bu yapı içerisinde Türkiye asla düşünülmemektedir. Daha sonraları Irak ve Suriye'nin, devlet olarak bu Federasyona katılmaları öngörülmektedir."

Üçüncü ve asıl dikkat çekici haber ise The Guardian Gazetesinden geldi, tarih 22.01.2020.
İngiliz gazetesi DEAŞ terör örgütünün yeni liderinin Iraklı Türkmen Abdurrahman El Selbi olduğunu duyurdu. Gerçi Telaferli bir Türkmen olduğunu daha önce kıymetli dostum Ömür Çelikdönmez “Örgütün yeni lideri Türkmen “Hacı Abdullah el-Afari" lakaplı Abdullah Kardaş…” diye yazmıştı.

Gazetenin iki istihbarat kaynağına dayandırdığı haberin detayında; El Selbi DEAŞ’ın kurucularından, Irak’ta 2014 yılında Ezidilere yönelik kıyımdan sorumluydu ve örgütün dünya çapındaki eylemlerini denetliyordu.
Selbi Telafer doğumlu ve Musul Üniversitesi mezunuydu. Haberde El Selbi’nin 2004’te ABD askerleri tarafından tutuklanıp Buka Kampı’na götürüldüğü ve Bağdadi ile bu kampta tanıştığı bilgisine de yer verildi.

Bağdadinin ölümünden sonra yerine kimin geçeceği çok yazılıp çizildi. Güvenlik ve koruma amacıyla bir müddet açıklama yapılmasa da çözülme endişesiyle örgütün medya kolu olan el-Furkan web sitesinde yayınlanan ses kaydında detaylı bilgiye yer verilmeksizin DEAŞ’ın yeni liderinin Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi olduğu açıklanmıştı. 

Elbette bu isim sahada kullanılan takma addı. Künyede el-Kureyşi ve el-Haşimi ifadelerine yer verilmesi ise sözde kan ve kabile bağıyla Hz. Peygamber ile ilişkilendirilmek istenmesidir.

Şimdi toparlayalım. Bunun için biraz daha geriye gidip Fetö'cü savcıların ilk kamikaze denemesi olan mit tırları operasyonlarının arkasından çıkarılmak istenen dedikoduları anımsayalım.

Bu tırların Suriye’de savaşan terör unsurlarına silah taşıdığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terör destekçisi olduğu, savaş suçlusu olarak Lahey’e çıkması gerektiği, Deaş’ın Irak ve Suriye de şii yayılmacılığına karşı savaşan Sünni bir örgüt olduğu, akla hayale gelmeyecek vahşet görüntülerinin Deaş infazları olduğu, Ezidilerin soykırıma tabi tutulup kadınlarının Deaşlılarca cariye yapıldığı vs vs…

Ayn El-Arap; YPG nin Kuzey Suriye’de başkent ilan ettiği Kobani. Esedin göz yumması, ABD ve müttefiklerin himayesiyle özerklik ilan eden Kürt yönetimine en ağır darbe Deaş tarafından vurulur ve ciddi zayiat verdirilir.

HDP yönetimi Kobani’ye destek için halkı ayaklanmaya çağırır. Onlarca Kürt vatandaşla beraber Yasin Börü ve dört arkadaşı HDP liler tarafından kurban eti dağıtırken hunharca öldürülür.

Dikkat ederseniz hep yöre halkının sinir uçlarına basılmaktadır. Irkçılıkla devşirilenler devşirildi, devşirilemeyenlerde 5.kol faaliyetleriyle aynı yöne kanalize edilmek istenmektedir. Fetö ve PKK yandaşlarının içerde ve dışarda kol kola koalisyonları bunun en bariz delilidir. Beka olayına bir de bu açıdan bakalım ne dersiniz?

“Dişe diş savaş akıllı savaşçı için son çaredir.” Sun Tzu

Yorum Ekle
Yorumlar
Ahmet Turtanak

27.01.2020

Hocam Kaleminize ve gönlüne sağlık bilgilendik, öğrenmenin yaşı yoktur.Var ve sağ olunuz.
Ömür Çelikdönmez

26.01.2020

Kaleminize sağlık
Enver Yalçın

26.01.2020

Kıymetli kardeşim Farkındalık olusturan Ozgun tesbıtlerın yapıldıgı Dikkate deger bir yazı olmus Rabbım ferasetini ..öngörülerini bereketlendirsin daimen İnş.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ