22 Temmuz 2019 Pazartesi •

Farklı Düşünmek Normal Ama, Hazımsızlığımız Anormal

04.04.2019
Mustafa YILDIZ

İnsanoğlu birlikte yaşadığı ve aynı ortamı paylaştığı hem cinsleri ile gerek güncel sosyal ve siyasal olaylar hususunda olsun, gerekse tarihi olayları sorgulama ve değerlendirmeler de olsun, görüş ve yorumlarını yaparken kişiden kişiye farklı görüşlerin ortaya çıktığını görürüz.Tarih boyu bu fikri ayrılıklar hep yaşanmış, daima aykırı düşünenler hep olmuş ve hiçbir dönemde de yapılan yorum ve ileri sürülen düşüncelerde birlik ve ittifakın sağlandığı da görülmemiştir.Yani farklı tonlarda düşünme, aykırı fikirler serdetme insanlık tarihi ile beraber vardır, var olmaya da devam edecektir.

Fikir ve düşünce aykırılığı sadece “Ötekiler”den kaynaklı olmaz , aynı pencereden baktığını iddia edenler arasında da cereyan eder.Sadece insana has olan farklı düşünce sergileyebilme, kıyas yapma, sorgulama, tahlil etme gibi kabiliyetler, aynı zamanda ona verilmiş ve onu diğer makluklar içinde farklı ve üstün kılan “Meziyetler” olarak görülmelidir.

Zira onun haricinde hiçbir “Mahluk” sorgulama yapmaz/yapamazken, insana düşünmesi/sorgulama yapması için “Tefekkür etme”yi ibadet sayar ve “Yaradan”ı ayrıcalıklı olarak hasseten onu düşünmeye teşfik eder.Mesela, “Allah’ın” sıfatları ile tabiatta-kainatta bulunan canlılar hakkında bilgiler veren bazı “Kur’an” ayetleri, izahları yaptıktan sonra; “Düşünmez misiniz?”, “Tefekkür etmez misiniz?”, “ Akletmez misiniz?” d iye dikkat çekerek bitirir. Önemine binaen de birçok yerde ısrarla tekrar eder. Bazen toplulukları bazende bireysel olarak inananları muhatap kabül ederek düşünmeye, tefekkür etmeye davet ve teşfik eder.

Doğal olarak düşünen her insanda onunla Rab’bi arasında sanal bir dünyası oluşur. Oluşan/oluşacak sanal dünya da pek tabii olarak vakıf olduğu bilgi birikimine paralel olarak şekillenir. Dolayısıyla her insanın tasavvur dünyası oluşurken birbirinden farklı şekillerde olur/olacaktır.

İnsan hafızası yüklendiği/depoladığı bilgilerin bir kısmını eğitim yoluyla okuyarak elde ederken, bir kısmını da sözlü olarak, görerek, yaşayarak tecrübe yoluyla elde eder. Aynı süreçler takip edilse bile, aynı kaynaklardan beslenilse dahi öğrenilen/öğretilen bilgi aynı olsa da, insanda ete-kemiğe bürünürken maalesef farklı şekiller tezahür eder. Çünkü, insanın düşünce dünyası tefekküre yolculuk yaparken farklı yollardan geçeceği için, gördükleri/görecekleri de farklı olur. Bu nedenle insanlar günlük olayları yorumlarken, gördükleri hakkında fikirler beyan ederken farklı şeyleri dile getirmeleri/söylemeleri gayet normal ve “Fıtrat”ın gereği olarak kabül edilmelidir.

Yani, birlikte aynı tabloya baktığımız halde bize, “Gördüklerini anlat” dense, farlı şeyler anlatırız. Bu kaçınılmazdır.

Ayrıca kişinin ailesi, çevresi, gördüğü eğitim, ekonomik standartları, yaşadığı coğrafya, iklim şartları, nufus yoğunluğu v.s.gibi faktörler de kişinin kimlik ve kişiliğinin oluşmasına tesir eden önemli faktörlerdir. Hemen hemen her kişi için bu seyir farklı farklı yaşanacağı göz önüne alındığında yorum ve okumaların farklı olması gayet normal kabül edilmelidir.

“Düşün”, “Tefekkür” et! hitabı inanmış her insanı muhatap aldığına göre, düşünen/tefekkür eden her insanın da penceresinden görünenler farklı olacağına göre, varılacak sonuçlarda ve iddia edilen görüşlerde ihtilafın olması da gayet olağan kabül edilmelidir.

Keza, insanın tasavvur dünyası;bilgi yükleme aynı yapılsa dahi, insandan insana ayrıca kavrama ve algılama da farklı olacağına göre olayları/hayatı okuma ve yorumlamanın da farklı olması, aykırı düşünenlerin çıkması “Olması gereken” olarak kabül edilmelidir.”Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” (Zümer:9) ifadesi, insanın bilgi üzerinden tasnif edidiği bizzat “Rab”bimiz tarafından yapıldığının kanıtı olarak anlaşılmalıdır.

“Düşünme” ve “Tefekkür etme” insana “Varlıkları ve olayları tahlil etme” vasfı sağlarken, “Akletme”de yapılan tahliller sonucu kişinin hangi kanaata vardığını, bir nevi kendini “Test etmesi”, “Rota”sını çizmesidir diyebiliriz. Bir başka deyişle; kalbin düşünce süzgecinden geçirerek inandıklarında “Mütmain” olması, “Huzur” bulması halidir. İşte kişinin sağlıklı olarak takip edeceği bu yolla elde edeceği “İnanç” o zaman kendine ait olan “İnanç” olmuş olur. " Akil ” olmanın gereği de budur zaten.

Üsttelik, farklı düşünme aynı zamanda bir zenginlik olarakta görülmelidir. Zira bizim görmedik/göremediklerimizi, duymadık/duyamadıklamızı başka gözler vasıtasıyla görüyor/öğreniyor olmamızı kazanım olarak görmemiz gerekmez mi?  

Bu konunun dile getirilmesini önemsiyoruz, çünkü; son günlerde ülkemiz genelinde farklı düşüncelere karşı bir hazımsızlık ve bağnazlığın körüklendiği, birbirimize tahammül etmediğimiz/edemediğimizi, hatta birbirini dinleme lütfunda bulunanların bile peşin hükümlerle birbirlerini dinlediklerini görüyor ve şahit oluyoruz. Bu görüntü “ Medeni ve Demokrat toplum ” oluşturma ümidi/umudu olanları hayallerinden uzaklaştırır.

Bu hal toplumun ekseriyeti tarafından bir korku ortamı varmış gibi bir algıya dönüşürse şayet, bu sefer “Bildiklerini konuşma!, düşündüklerini söyleme!” gibi bir prensip yaygınlaşır. Toplum bu algı yöntemleriyle yaşamaya devam ederse şayet, zamanla topyekün ürkekleşir, kapalı bir toplum olmaya başlar. Çünkü korkan düşüncesini ifşa etmez/edemez dolayısıyla riyakar/ikiyüzlü davranır/davranmak zorunda kalır. Ya da arkada konuşarak “ Gıybet etmek ” yolunu tercih eder. İşte o zaman toplumu “İfsat” etme, “Yozlaştırma” başlamış olur.

” Şayet sen sert ve katı olsaydın etrafındakiler dağılıp giderdi .” (Ali-İmran:159) ikazı da bize “ İnsan, ancak rahat ve huzurlu olduğu ortamda verimli olur/olabilir ” şeklinde de yorumlanabilir. Korku; yeni fikirlerin çıkmasına da engel olur, verimi de düşürür, stok yapmayı teşvik eder, para-sermaye bile ürkerse ülkeyi terk eder, ekonomi olumsuz etkilenir. Kısacası korku/endişe toplumda daima istikrarı bozar, güven ortamını zedeler.

Anlatmaya çalıştığımız şudur, “Tek tip insan”, “Robot insan” yetiştirmek mümkün değildir. Öyleyse, bireysel sınırlar ihlal edilmedikçe, hakaret ve tahkir olmadıkça, terör teşfik edilmedikçe, ihanet söz konusu değilse her türlü düşünce hoş görülmeli hatta teşfik edilmelidir. Özellikle siyasetçilerin ayrıştıran, ötekileştiren, dışlayan, nezaketten uzak ve kaba olarak kullandıkları “Dil” ve “ Üslup” ile takip ettikleri “Usul”u bir an önce terk etmeleri gerekir. 

Çünkü; düşünceler rahatlıkla ifade edildiği zaman gelişmenin önü açılır, güzel fikirlerin ortaya çıkması da sağlanmış olur. Esenlik ve barış toplumun sağlığı açısından da önemli yer tutar. Korku ise psikolojik olarak toplumu sürekli gerer. Stresli/gergin olan da negatif duygularla dolar. 

Sağlıklı düşünemez, en ufak bir tahrikte de alevlenebilir.

Gerek insan ve gerekse toplumun zaman zaman “ Deşarj ” olması, içinde birikenleri özgürce dışa aktarması rahatlaması açısından gerekli bir durumdur. Buna izin vermez de aksine toplumu sürekli gerer ve “Şarj ” ederseniz, o toplum fertlerinden yeteri kadar verimde alınmaz/alınamaz. 

Yapılan mahalli seçimleri birde bu gözle okumalı, suçlamalar yerine “ Ben nerde hata yaptım/yapıyorum” denmelidir.

Mustafa YILDIZ

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye