25 Ağustos 2019 Pazar •

Fail İle Fiili Arasındaki Denge

01.08.2019
Mustafa YILDIZ

Fail İle Fiili Arasındaki Denge / Mustafa YILDIZ

Bazen arzu etmediğimiz, istemediğimiz halde elimizde olmayan nedenlerden ötürü ortaya çıkan/vuku bulmuş/bulan hareketlerimiz/davranışlarımız olabiliyor/olmuştur da.Bunun yanısıra bazende çok da arzu ettiğimiz halde tahakkuk etmeyen/ettiremediğimiz, fiiliyata geçmemiş/geçemeyen pek çok hareketlerimiz de mutlaka vardır.

Gerçi, niyet edilen şey her ne ise gerçekleşmese bile, kalp dünyamızda yeşerip tezahür etmişse şayet, artık o şey sahibince bir hakikat olarak kayda geçmiş demektir.Keza aynı şekilde kasıtsız, gayri ihtiyari bir şekilde zahiri dünyamızda bazı fiiller de istem dışı vukua geliyor/gelmişse eğer, onların da iç dünyamızla bir alakası olmamasına rağmen onlarda kayıt altına alınırlar.

Mesela, hiç kimsenin aklına dahi gelmemiş/getirmediği halde, sürekli meydana gelen trafik kazaları, deprem, sel felaketlerin vs.gibi hadiseleri bu kategoride sayabiliriz.Yani her insanda varlığını idame ettiren tek bedende iki ayrı dünya, iki farklı kişilik mevcut.Biri dünyaya yönelik, diğeri ukbaya.

İstekler ile fiiller daima aynı paralelde devam etmezler/edemezler.Bu durum; bilginin artması ile teknolojinin sürekli gelişme göstermesi gibi saikler düşünce dünyasını kaşıyarak tetiklediklerinden, arzu ve istekler pratik hayata nispeten daima önde seyrederler.Bundan dolayı çoğu zaman istekler gerçekleşmez/gerçekleşemez ve temenni boyutunda kalarak, hayal dünyamızın raflarında  çürürler.Sonradan kullanıma sunulmayanlar da bir süre sonra unutulurlar.

Kalp dünyamızda oluşan bu düşünceler eyleme dönüşmeyince/dönüşemeyince, anlam dünyasında niyetlere göre değerlendirilmeye tabi tutulurlarken, engelleri aşarak zahir dünyamızda gerçekleşen fiiller ise neticelerine/sonuçlarına göre hukuki boyutlarıyla değerlendirilirler.Yani insanda mevcut materyalist boyut devreye girer.Görünenler, tespit edilenler değerlendirmeye tabi tutulurlar.

Bu nedenle bir kişinin yaptığı eylemleri yakin derecesinde anlamak ve hüküm vermek için niyetine de bakmak icap eder.Bu da imkan dahilinde olmadığına/olamayacağına göre, birinin sadece ortaya çıkmış/çıkan fiillerinden yola çıkarak niyetiyle ilgili su-i zanlarda bulunmak isabetli bir iş olmaz.Belki, fiili olarak işlenen amellerine bakarak o kişinin niyet ve ahlakı ile ilgili bazı ip uçlarına dair işaretler elde edilebilir o kadar.

Niyet, kişinin tasarrufunda oluştuğu/oluşturulduğundan kişinin kendisini bağlar, ancak tahakkuk eden fiillerde bazen irade dışılık olabilir.Zira; niyet, istek hürdür.Sorumluluğu da kişinin kendine aittir.Ancak, tahakkukta, eyleme dönüşmede tahdit vardır, zira bazı yasalara ve şartlara bağlı olmaları söz konusudur.

İç dünyamızda oluşarak yuvalanan niyet ve isteklerin hareket noktaları “Din” veya “İnanç” temelli menbalardan beslenerek filizlenip komut aldıklarında artık değişmezler, kabul veya red edilirler.Fiillerimiz ise, hukuka dayalı yasalardan neşet ettiklerinden, zamana ve şartlara göre değişme, gelişme, daralma ve genişleme istidadı gösterebilirler.

İşte insan denilen varlığın bu iki farklı dünyası arasındaki ahengi sağlaması, orta yolu tercih etmesi, bileşkeyi bulması insanın asli görevi olarak karşısına çıkmaktadır.Kişi bu tasniflerde bulunurken önüne çıkacak/çıkan engelleri aşmada yaptığı/yapacağı say ve gayretlerin de “Büyük cihad” olarak adlandırılması, öncelikli görülmesi, vazifenin nedenli zor ve  önemli olduğunun göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Günümüz müslüman aydınımızın belkide asli görevleri arasında ilk sıralarda yer alan, insanların tefekkür etme ve sağlıklı düşünebilme ortamının oluşmasını sağlayarak, inanan insanların bu manevi iklimden yararlanmasını temin ve teşvik etme, zahiri ve batıni dünyası arasında kurulu terazinin kefesini dengede tutmaya çalışması esnasında karşılaşılan problemlere dair teşhisler koyup, çözümler üreterek kişinin işini kolaylaştırması vs.gibi sorunlara/sorulara çözümler aramaya-bulmaya yoğunlaşmaları beklenirken, maalesef bazen problemlerin öznesi bizzat kendileri olmaktadırlar.

Üsttelik problemleri geriden takip ettikleri şundan belliki çoğu zaman toplumun da gerisinde kalmışlar/kalabilmişlerdir.Sürekli zevahiri kurtarma babından geçici yamalama ve pansuman yapma ile meşgul olduklarından, toplumun istikbal ve istiklali adına umut taşımaları, ümitvar olmaları için öne sürdükleri, ürettikleri, geleceğe yönelik ne tasavvurları ve nede söyleyecek sözleri olmadığından, topluma heyecan ve şevkte veremiyorlar.Kitlelerin manevi atmosfer dışında kalarak sağa-sola savrulmaları elbette acı ve üzüntü verici olmaktadır.

Sanırım bunların yazılması kolay fakat yapılması zor işler olduğunu duyarlı her insan bilir.Zira toplum için yararlı olmaya talep olmayınca, bu görevlere talib de maalesef yok denecek kadar azalmıştır.Ancak şu da bilinmeliki; ”Asra (Zamana) yemin olsun ki, bütün insanlar gerçekte zarardadır.Ancak; İman eden, salih amel (İyi işler) işleyen, hakkı (Doğruyu,güzeli) tavsiye eden ve bu fiilleri işlerken (Gerçekleştirirken) karşılaşacağı zorluklar karşısında sabr edenler hariç.” İşte dustur budur.

İnsanlığa klavuz olarak hazırlanıp servis edilen bu kurtuluş reçetesi haricinde yollar, metodlar ve çözüm adına sunulanların, mevzi faydaları olsa da, çok da sağlıklı, kalıcı çözümler olmadıklarını düşünüyorum.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye