15 Aralık 2019 Pazar •

Erdoğan’ın ABD Ziyareti

14.11.2019
Süleyman ARSLANTAŞ

Erdoğan’ın ABD Ziyareti / Süleyman ARSLANTAŞ

İki ülke ve ilgili birçok ülke yönetimlerinin merakla beklediği Erdoğan-Trump görüşmeleri 13 Kasım 2019’da Türkiye saati ile 20.10’da gerçekleşti. Hemen belirtelim ki; hem ABD, hem de Türkiye görüşme öncesi derslerine çalışmışlar. Gerek ikili görüşmeler, gerek senatörlerle yapılan görüşmeler ve gerekse basın toplantısı ile birlikte gazetecilerin sorularına verilen cevaplar görüşme öncesi ciddi bir çalışma olduğunu gösteriyor.

Her ne kadar görüşmeler Türkiye-ABD arasında olsa da ele alınan konular itibariyle Rusya ve Çin’i de yakından ilgilendiren konulara temas edildi. Konuşmalarda S-400’ler üzerinde dikkatlice duruldu. Trump’ın: ‘S-400’ler konusu iki ülke ilişkilerini engelliyor.’ ifadesi aslında Rusya ve Türkiye’yi hedef almaktan çok, Trump’ın ABD Kongresi, Pentagon, Temsilciler Meclisi gibi birimlerdeki sıkıntılarını yansıtıyordu. Bu nedenle de adeta Erdoğan’dan kendisini de bu sıkıntıdan kurtarması için çaba göstermesini istiyor gibi idi.. Diğer yandan Trump’ın özellikle iki ülke ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması üzerinde yoğun bir şekilde durması ve araya “Çin’ faktörünü sıkıştırması, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde ve bilhassa silah alımı konusunda mesafe koyması, keza Çin ile ilişkilerinde de ticari ağırlığın Çin’e değil, ABD’ye kaydırılması gibi talep hissediliyordu.

Görüşmelerde öne çıkan konuları birkaç madde halinde özetlersek öncelikle Trump’ın ve yönetiminin önemli ölçüde Türkiye’nin bölgesel ve stratejik olarak öneminin ve konumunun farkında oldukları anlaşılıyor. Zira Türkiye, Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu’nun kesiştiği bir konumda. Diğer yandan enerji hatlarının geçtiği, Çin’den Londra’ya giden yol güzergahında bulunması, yeni havaalanı ile birlikte güçlü bir hava ulaşım merkezi haline gelmesi gibi konuların yanı sıra askeri açıdan da ortaya koydukları Türkiye’nin öneminin bir kez daha hatırlanmasını beraberinde getirdi. Trump’ın, ‘NATO içerisinde ABD’den sonra en güçlü ordu Türkiye’nindir’ demesi sıradan bir söz olmasa gerek. Zira 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi ardından ordusunun üçte birini tasfiye ettiği halde; Fırat Kalkanı, Zeytindalı, Barış Pınarı harekatlarını başarı ile gerçekleştiren Türkiye, Trump’la masaya eli güçlü bir şekilde oturdu. Üstelik de Macron eliyle NATO’nun varlığının masaya yatırılmasının sonrasında Türkiye’nin NATO içerisindeki konumu yeniden dikkate alınmak durumundadır. Macron: ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.’ demişti. 7 Kasım 2019’da söylediği bu cümlenin ardından NATO üyeleri NATO’nun dışında yeni arayışa başlayacaklar demeyi de ihmal etmedi. İsviçre’de yayınlanan NZZ gazetesi: ‘bu açıklamayla MACRON Rus hükümetine bir hediye verdi.’ Yorumunu yaptı. Fransa De Gaulle zamanında da benzer bir yaklaşımda bulunmuştu ve NATO’nun askeri kanadından çekilmişti.

Suriye meselesinde her iki lider de güvenli bölge konusunda ittifak ettiklerini teyit ettiler. Ne var ki Trump bu teyitle beraber hem Türkiye ile hem de Kürtler ile iyi ilişkilerinin olduğunun altını çizmeyi ihmal etmedi. Tabii ki, bu Kürtlerle ilişkiler ifadesi kapsamında Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütü PKK, PYD gibi unsurlar zikredilmektedir. Oysa Erdoğan gerek basın açıklamasında ve gerekse soru cevap kısmında bu konuya açıklık getirdi. Türkiye'nin bir Kürt karşıtlığı olmadığını, Suriye kökenli 350 bin Kürt kardeşimizin Türkiye'de ikamet ettiğini, Türkiye'nin mücadelesinin Kürtlerle değil, terörle olduğunun altını çizdi. Aslında Trump: ‘Türklerle ve Kürtlerle harika ilişkilerimiz var.’ derken Türkiye ile Kürtlerin içerisinden çıkmış ve fakat Kürtlerin düşünce ve inançlarını yansıtmayan terör gruplarını eşit seviyede değerlendirmiş oldu. Sanıyorum bu kamuflajlı yaklaşımda İsrail ve avenjeliklerin izleri var.

Ermeni konusunda Erdoğan'ın yaklaşımı fevkalade açıktı. Kısaca Ermeni meselesinin siyasilerin, senatonun v.b. işi olmadığını, bunun tarihçilerin meselesi olduğunu ifade ile birlikte, bir milyon arşiv belgesinin açık olduğunu bu konunun tarihçiler ve araştırmacılar tarafından ele alınması gerektiğini vurguladı. Oturumların üzerinden iki saat sonra Senatör Graham’ın girişimi ile ABD Senatosunda ‘Ermeni meselesi’ bloke edildi. İlgili Senatör bunu bir mesajla paylaştı. Mesaj içerik olarak neredeyse tıpatıp Türkiye'nin, sayın Erdoğan'ın söylemlerini yansıtıyordu.

Fetö konusunda Erdoğan adeta ve açıkça ABD yönetimini suçlayan ifadeler kullandı. 15 Temmuz'a atıfla darbe girişimi ve olanları sıraladıktan sonra, bir terör örgütü liderinin 400 dönümlük bir arazide iskan edilmesi ve buradan faaliyetlerine izin verilmesinin müttefiklik ve stratejik ortaklıkla bağdaşmayacağının altını çizmekle beraber, ‘ABD'nin bizden istediği teröristleri biz iade ediyoruz, o zaman siz de FETÖ’yü iade etmelisiniz.’ sitem ve beklentisini de dile getirdi.

Suriye'nin Kuzeyinde herhangi bir ırk, mezhep, din ayırımı yapılmadığını Keldani, Asuri, Kürt, Arap, Hristiyan, Müslüman bütün etnik ve inanç gruplarına eşit mesafede yaklaştıklarını belirterek, PKK'nın ya da YPG'nin yıktığı kiliseyi Türkiye'nin restore ettiğini belirtti. Elbette Türkiye-ABD görüşmelerine ilişkin birçok ayrıntı mevcuttur. Sözü fazla uzatmadan özetlersek ve ara başlıklar halinde ifade edersek:

  • S-400’ler ve Patriot konusu ele alındı.
  • Ermeni meselesi ve konunun tarihçilere bırakılması.
  • Kürtler ve terör konusunun açıklığa kavuşturulması.
  • FETÖ ve terör konusunda çifte standarttan kaçınılması,
  • Ticaretin 100 milyar dolara çıkarılması,
  • Suriye, mülteciler, Türkiye'nin gayret ve masrafları, buna karşın AB'nin duyarsızlığı,
  • İkili ilişkilerde yeni bir sayfa açılması gibi konular öne çıkan ve konuşulan konular oldu.

Tüm bu Konuşulanlar ve özellikle S-400 konusunda Türkiye'nin ABD'de olup- bitenleri Rusya ile Putin ile paylaşma sorumluluğu da ortaya çıkmış oldu.

Ortaya çıkmayan hayati ve bölgesel konuların başında şüphesiz Filistin meselesi gelmektedir. Son bir hafta içerisinde, HAMAS'ın önemli bir komutanı da olmak üzere 35 Mücahit Siyonistler tarafından şehit edildi.

Lübnan kaynıyor. Irak'ta Arap Şiası, İran Şiası arasında adeta bir kavga var ve İran’ın Irak'taki etkisine karşı Basra, Babil, Nasiriye gibi yerleşim birimlerinde ciddi olaylar olmakta. Yemen kaderine terk edildi. Mısır meçhule doğru yol alıyor. Libya Amerikan uşağı General Hafter’in başını çektiği isyanla yıkılıyor

Suriye sanki parçalanma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.  Şimdilik özerkleşme yolunda, buna karşın ABD, Deyrizor ve petrol bölgelerine yoğunlaşmış durumda.

Evet bölgemizin ve coğrafyamızın bu hayati sorunlarına neredeyse hiç temas edilmedi.

En somut gelişme Türkiye problemleri açık ve net bir şekilde ortaya koydu. Buna rağmen ABD ile sorunların halli konusunda mesafe alınır mı? Sanmıyorum… (14.11.2019)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ