En Vahşi Saldırılar Savunma Amacıyla Yapılır

24.12.2018
Osman YURT

Geçtiğimiz yıl içinde, Ankara’da, bir grup Iraklı sığınmacı, öğrenci, o zaman yakında yapılacak Irak genel seçimlerine katılan adaşım bir avukatla sohbet ediyorduk. Dinleyenler arasında, epeyce sarsıcı bilgiler veren, unutulmaz anıları olan insanlar vardı.

Son aylarda Irak’tan gelen sığınmacıların çocuklarının eğitimleri ile ilgili sorunlar artmıştı. Onlarla ilgilenirken, çok kısa sürede, Iraklı-Telaferli ellibine yakın insanın Ankara’ya geldiğini, yoğunluktan göç idaresinin zor durumda kaldığını, gecikmeler olduğunu öğrenmiştik. Çatışmaların varlığı, güvenlik kaygısı anlaşılır bir durumdu. Yaşananlar herkes için çok acı idi. Rüzgâr ne taraftan esse birileri için tam bir felaket olmuştu.

Telafer’in çoğunluğu Türkmen. Aşağı yukarı yarı yarıya Şii ve Sünni. Musul’a taşındıktan sonra, lise öğrencisi iken aylarca ağır işkence görmüş, aleyhinde hiçbir şey bulunmayarak serbest bırakılırken de ‘deden suçlu’ denen bir gencin anlattıkları ve başkaları tarafından da ısrarla tekrarlanan bir olay vardı: Telafer’de Şii ve Sünni mahallelere arka arkaya roketler atılmış, akabinde büyük çatışmalar olmuş; daha sonra iki tarafa da düşen roketlerin aynı yerden ateşlendiği öğrenilmiş. Herkeste birikmiş öfkeler var. Çok ağır hikayeler anlatılıyor. Daha yeni gelmiş 30’lu yaşlarında bir Türkmen vardı. Bölgeden kaçarak Kerkük’e yerleşmiş. Şüpheli olarak Telafer’e götürülmüş. Bir odada 100 kişi tutulurken, İşid geliyor diye hepsi kurşuna dizilmiş. Kurşuna dizen Türkmen, öldürülenlerin çoğu da. Bir kişi lavabo tarafında olduğu için, kendisi de yaralı olarak ölülerin altında kalarak kurtulmuş. Oradan kaçarak, ilgisi olsa İşid’e katılacakken Kerkük’e geçmiş. Bir süre sonra yine kaçırılmış, kaybolmuş. Uzun süre sonra, Kızılhaç tarafından Süleymaniye’den kurtarılıp serbest bırakılmış. O da Türkiye’ye kaçmış. İşid’in gelişi, yaptıkları ayrı bir felaket; esir aldıklarını kurşuna dizmekten başka, 2000 kişiyi Telafer’de, 4000 kişiyi Musul’da kesmiş. Zaten yaptıklarını internette yayınlayacak kadar da pervasız.

Sünnilere yapılanlar olarak anlatılan korkunç olaylar, Şii hacı kafilelerinin, Pazar yerlerinin bombalanması başlı başına incelenmesi gereken konular. Karşı tarafa yapılandan haz alma, öfke ile en vahşi cinayetleri işleme psikolojisi, tespit edilmesi gereken hayati olgular. Bölgede tırmanan/tırmandırılan bu öfke, nefret, ölümün sıradanlığı, savaşlarla birlikte rakamların soğukluğuna hapsedilen yüzbinlerin ölümü, gelecek için herkesi uyarması gereken tehlikeler içeriyor.

Sohbetimizdeki adaşım Iraklı Türkmen avukat adayın listesinin bu mezhebi, etnik gerilime karşı çözüme odaklı bir çerçeve geliştiriyor olmaları görüntüsü, sorunlarla ilgili Türkiye tecrübesinin bize kazandırdığı değerleri paylaşma fırsatını verdi.

Sohbette bulunan bir Türk arkadaşım ayrı özellikleri olan birisi idi. Uzun süredir görüşmemiştik. Çevresindeki Iraklı sığınmacılara yardım ettiği için bir kez daha buluşmuştuk. İlk olarak 1982 Kasım’ında iki yıllık aranmadan sonra teslim olduğumda götürüldüğüm Mamak Askeri Cezaevi A Blok 3. Koğuşta tanışmıştık. Bir Anadolu kasabasından 18 yaşında bir olaya katılmış olduğu için Mamak’ta idi. Koğuşta ilk olarak onu görmüştüm; coplardan şişen el ve ayaklarıma, alışkın ve soğukkanlı tavırlarla sürdüğü kremden dolayı benim için çok özel bir arkadaşımdı. Başka dosyaları incelemiş olmama rağmen, onunkini görmemiştim; hangi suçtan yattığını da bilmiyordum. Dört yıla yakın birlikte dayak yediğim sevgili kardeşim koğuşta tüberküloz olup tedavi görenlerden birisi idi.

Türkiye’deki sığınmacıların da oy kullanacak olmasından dolayı seçmenlerine hitap eden adayın konuşmasından sonra ben de söz aldım.

Gördüğüm kadarıyla bölgede büyük çatışmaların tetiklenmeye çalışıldığını, bunun için var olan fay hatlarının kullanıldığını, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de bunda başarılı olunduğunu, aklı başında olan herkesin bu yangını söndürmek için elinden geleni yapmasının her açıdan büyük bir görev olduğunu söyledim. Türkiye’de sorunlar, riskler, operasyonlar olmakla birlikte büyük oranda bunun aşıldığını, her kesimde farkındalık oluştuğunu, kan davalarının gelişmediğini, 12 Eylül döneminde yaşanan Çorum, Sivas, Maraş olaylarında toplumdaki fay hatlarında provokasyonların uygulandığını, görünürdeki güçlerin gösterildiğini, arkadan çok büyük operasyonların yürütüldüğünü anlattım. 28 Şubat öncesi Sivas Madımak felaketinde de benzer bir operasyonun olduğunu, darbe için zeminin uygun hale getirildiğini, ancak yaşananların toplumda devam ettirilmediğini, çok canların yandığını, hayatların karardığını, yaşanırken ne olduğunu ve olmadığını kimsenin fark edemediğini ifade ettim. Bizzat yaşadığım bir olayı da örnek verdim: 1980 öncesi MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak öldürülmüştü. O güne kadar, solculardan haber getireceğim diyen, verdiği haberler doğru çıkan, daha önce ve daha sonra kendisini tanımadığımız birisi, grup halinde toplanıp okula gelen solcuların içinde bomba patlatmayı teklif etmişti; günün psikolojisi ile olumlu bakılabilirdi, zaten teknik olarak da mümkün olmayan bu öneriyi reddetmiştim. Birçok kimseden farklı olarak okuyan birisi idim. Cemil Meriç’in yazdığı Bir Facianın Hikayesi kitabını okumuştum. Meriç, ‘En vahşi saldırılar savunma amacıyla yapılır,’ diyordu. Teklifi reddederken korkaklık gibi bir ithama muhatap olmayı göze almıştım. Bu sayede bir felakete izin vermemiştim. İstenen şey yapılsa idi çok can yanardı. Daha sonra bir daha görmediğimiz teklifi yapan şahıs kimdi, hangi arka planla bunu zorlamıştı, çok şey söylenebilir. Kavgalar, mücadeleler yapılıyordu. Hatalar da vardı. Ancak Gün Sazak’ın öldürülmesi ve sonrasında bir gariplik vardı. Nitekim yüzlerce olay meydana geldi. Nasıl olduğu anlaşılamıyordu. Doğrusu o anda parçalar birleştirilemiyor. Ortam hazırlanmış, oda ısıtılmış, davranışları kontrol etmek çok kolay değil. Ancak olağanüstü bir farkındalıkla bir projenin parçası olmaktan uzak durulabilir. Savunma amacıyla, öfke ile birçok yapılan vahşi bir saldırı olmaktan öteye gitmeyecek, yeni acılardan başka bir işe yaramayacaktır. Irak’ta Şiiler, Sünniler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, yok olmayacaklar; ne kadar problem olursa olsun sonunda bir gün beraber yaşanacak. Bunun yolunu şimdiden bulmak gerekir.

Sohbet bitti. Grup dağıldı. Kadim dostumla ikimiz kaldık. Az konuşan, hep yere bakan arkadaşım özel konuşmak istediğini ima etti. “Bizim olay tam da anlattığın gibi olmuştu. Abi diye bildiğimiz birisi bize, Gün Sazak’ın öldürülmesi sonrası olayı yaptırdı. Şahsın yapısının tam da senin anlattığın gibi sorunlu olduğunu sonra öğrendik,” dedi

Canlar yanmıştı. Genç insanların bütün bir hayatları felaket olmuştu. Ülke o gün yüzlerce insanın ölümü ile sarsılmıştı. Türkiye 12 Eylül operasyonuna muhatap olmuştu. Darbe sonrası Mamak’ta çevremde yatanların ciddi bir kısmının o günkü olaylardan dolayı mağdur olduğunu tahmin ederdim. Ancak sevdiğim bir kardeşimin de o günün mağduru olduğunu öğrenmiş oldum.

Bizdeki olayların bir benzerinin Ortadoğu’da yaşanmakta olduğunu, Türkiye’de toplumun operasyona büyük oranda direndiğini, ancak bölgede çok başarılı bir şekilde yürüdüğünü görebiliyoruz. Irak ve Suriye ortada.

Kanı kanla temizlemekten vazgeçmek, empati ile bakmak, insanların birbirini tanımasını, anlamasını sağlamak, sürekli iletişim kanallarını açık tutmak, birlikte yaşama hukukuna odaklanmak problemleri çözeceği gibi, sorun sebebi olarak kullanılan farklılıkların gerçekte tam bir zenginlik ve büyük bir enerji kaynağı olduğu/olacağı anlaşılacaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
SELAHATTİN YÜCEL

25.12.2018

Müthiş tespitler ve analiz için teşekkür ederim Osman Yurt Abim.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye