Emekli Albayla hasbihal - 2

15.10.2017
Mehmet Yavuz AY

Abiciğim,

 

“Öğrendim ki… Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

 

Öğrendim ki… hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli…

 

Öğrendim ki… Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem , fırsatın yanında cüce kalır.”

 

Kardeşim,

 

Ben Harp Okulu’nu bitirdiğimde sen yeni girmiştin Anadolu çocuğu ürkekliğini zihninde ve yüzünde taşıyarak.

 

Dediğin gibi kimseyi kendimizi sevmeye zorlayamazdık.

 

Özümden bahsedersem Harbiye’den itibaren hep dediklerini yaptım, kurallara uydum. Çalışkan ve bilgili olmaya gayret ettim. Emanete ihanet etmedim. İmanımı ve hayatımı istediklerinde orada durun dedim.

 

Acılı ve sancılı ülkemizin dört yanından buraya gelenler, rütbe alıp komutan olanlar nasıl da farklıydı. Askerî okullar, kışlalar, senin girme ve bitirme fırsatı bulduğun Harp Akademisi bir karakter havuzu değil miydi? O havuza gönüllü dalanlar ruhuyla başka bir canlıya dönüşmedi mi?

 

Sevilecek insan olmak için çok özelliğim vardı… Dürüstlüğümden, mesleki başarılarımdan, liderlik vasıflarımdan hep istifade ettiler.

 

Ne var ki sevmediler…

 

Allah’a imandan, imanı hayatla birleştirmeden bu denli uzak duran, bununla kalmayıp önyargı ve nefret kusan komuta kadroları nerede ve nasıl yetişti? Maruz kaldığım muameleye gönlü el vermeyenler bile korkuları ve ikballeri için sustular. Zulüm ateşine odun taşıdılar. ‘İnanmak ve Yaşamak’ kırmızı çizgileri oldu hep.

 

Benim gibi eşi örtülü olanlar manevî işkencelerden geçti. Sicilleri bozuldu. Ülkenin mahrum bölgelerine sürüldüler. Emperyalist- Siyonist bir projenin gereği olarak ordudan atıldılar. İntihar eden, aklını yitiren arkadaşlarımız oldu. Birçok aile dağıldı gitti.

 

Birkaç insaflı komutanın dönemi  hariç, zehir-zemberek bir meslek hayatım oldu. Yüzüme gülenler, başarılarımdan bahsedenler sicilime neler neler yazdılar. Hiç istediğim bir yere tayin etmediler. ‘Eşinin temsil kabiliyeti yok’ diyerek, dil kurslarına, yurtdışı görevlere göndermediler. Harp Akademisi sınavına bile almadılar.

 

İçimizden kimileri dayanamadı teslim oldu. Kimileri şiddetli sarsıntılar, manevî yıkımlarla eşlerinin başını açtı. Kaza eseri eşi başörtülü olanları Harp Akademisi’nden ‘Refüze’ ederek attılar. Adını da ‘İlmî yetersizlik’ koydular.

 

Senin gibi bazı arkadaşlarımız Harp Akademisine girdiler ve ‘Kurmay’ oldular.

 

‘Bizim gibi inanın bizim gibi yaşayın size şefaat edeceğiz, sizi aramıza alacağız’, dediler ama…

 

Benim gibi kartları açık olanlar kışlalarda, senin gibi manevî acılarını içine gömerek, devşirme komuta kadrolarının formatına uygun görünenler Akademide, kurmay subaylar arasında, inançlı generaller diğerleri arasında ikinci sınıf muamele görmekten kurtulamadı. Hatta eşlerinin başını açanları bile atmaktan geri durmadılar.

 

Bu nasıl bir kindir, yabancılaşmadır, kendi halkının değerlerine karşı koyuştur, Yaratıcıya savaş ilânıdır!

 

Tanzimat döneminden bu yana eğitimin teslim edildiği ülkeler Fransa, Almanya ve Amerika.

 

Mülkiye kadroları da İngiltere’ye emanet…

 

Hem askerî hem sivil okullar, eğitim merkezleri emperyalist ülkelerin elinden kurtarılmazsa yapılmış ve yapılacak olan yollar, köprüler, havaalanları, hastahaneler v.s. onurlu, inançlı ve bağımsız bir ülke olmamıza yetmeyecektir.

 

Sultan Abdülhamid de birçok okulun kurulmasına bizzat vesile olmuş ama o okullarda yetişen devşirme kadrolar tarafından ‘Hal’ edilmiştir.

 

Müfredât; ülkemizi ayrıştıran, birbirine düşman eden, değerlerimize saygısızlığı empoze eden, nihayet Allah’a düşmanlığı marifet sayan Truva atıdır.

 

Kültürel mücadeleyi neye inandığımızı, nerde durduğumuzu, kiminle olduğumuzu netleştirdiğimizde kazanabiliriz.  

 

Müfredâtın bozduğu yapılarıyla imanımızı, amelimizi, kültürümüzü sevemediler…

 

Yeryüzünde gökyüzünde ve arasında güç ve zenginliğin Allah’a ait olduğunu söylerken Kutlu Kitabımız, Batı adına devşirilmiş kadrolar, Nirvanalarını dünyaya üşüşmekte buldular. Ruhlarının, bedenlerinin bile sahibi değilken… Haydi onları anladım. İnançlı olup şeytanın kervanına katılanlara ne diyeceğiz? Makam, mevki, rütbe, zenginlik, kudret, gençlik, sağlık; değil sonsuza dek, insan ömrünün kısa bir dilimine sığarken, dünyaya iman etmeyi nasıl karşılayacağız? Evet haklısın. Kiminle olduğumuz çok önemli. Kiminle isek kimliğimiz ona göre hayat buluyor. Ünlü filozofun dediği gibi : ‘ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.’  

 

Şairin dediği doğru : “Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.”

ALLAH’IN İZNİ İLE YAPABİLİRİZ…

Yorum Ekle
Yorumlar
Erhan

06.11.2017

28 Şubat sürecinde yapılanların bazılarına şahit oldum. Bütün baskılara rağmen ok gibi dosdoğru oldunuz.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları