19 Kasım 2019 Salı •

Düşüncede ideal ve realite…

07.09.2019
Abdulaziz TANTİK

Düşünce, ideal üzerinden farkı ve kendi dinamizmini oluşturur. İdeal olan üzerinden reel olanı eleştiriye tabi tutmanın imkânını buluruz. Düşünce, kendi idealleri üzerinden bir söylem inşa eder ve sorunu çözme adına teknikler ve teklifler oluşturur. Düşünce eğer, idealini oluşturmazsa, sığ, kuru, amaçsız bir düşünce üzerinden sorun çözme yerine sorunu çoğaltan bir sonuç doğurtur. Düşünce, neye yönelirse yönelsin, onu değerlendirirken veya ona bir kıymet verirken, onun ideal olanla bağı üzerinden bunu yapar.  Eğer düşünce kendi idealini oluşturmazsa reel olanı ideal olan olarak tanımlamak zorunda kalır. Bu da düşünceyi belirli bir sığlığın ve sınırlılığın içinde tutmaya neden olur.

İdeal olan nedir?

Bu soruya her düşünce kendi zemini içinden bir cevap üretir. Ama bizim için gerekli olan düşünce mekaniği açısından neye tekabül ettiğini tanımlamaktır. İdeal; düşüncenin sürekli yeni bir durumu karşılamak için gerekli olan soyut ve hayatı anlamlı kılan, eleştirel bir duruşun imkânını oluşturan tümel ilkelerdir. İdeal ve reel arasındaki farktan dolayı reel olanı ve reel olanı oluşturan düşünceyi yeniden ele almayı sağlayan bir tekniği sağladığından dolayı düşünce için ideal olan kaçınılmazdır. Bir düşünceyi kendi iç dinamiği açısından tutarlı olup olmadığı konusunda bir eleştiriye tabi kılmanın yolu da bu ideal ve reel olan ayrıma sahip olabilmesidir.

İdeal olan, doğayı, Yaratıcıyı, yaratılanı ve yaratılanların birbirleri ile ilişkisi yanında Yaratıcı ile ilişkisinin niteliğini de belirleyen soyut, kuşatıcı ve indirgenebilir olandır. Düşünce, ideal olanı kendi dinamiği içinde hiyerarşinin en üstüne koyar ve oradan hareketle mevcut olanı betimler ve tanımlamalar yapar. Yani herhangi bir şeyi betimlerken veya tanım yaparken mutlaka ideal olana bir gönderme yapma zorunluluğu vardır. Örneğin; herhangi bir varlığı, olayı, durumu ve hiyerarşi ile ilişkinin niteliğini Tanrı kavramı olmadan betimlemek veya tanımlamak mümkün görünmez. Ancak Tanrıyı yok sayarsanız bu seferde doğa diye Tanrı yerine koyacağınız bir başka ideal kavramı kabullenmek zorunda kalırsınız. Çünkü işlev aynıdır. Meseleyi ister Doğa üzerinden ister Tanrı üzerinden tanımlayın aynı sonuca çıkacaksınız. Bu yüzden ideal olana karşı olanlarda kendilerince farkında veya değil ama muhakkak idealize edilecek yaklaşım, bakış veya ilkeler koymakla yükümlü tutacaktır kendilerini...

Yaşamın zıtlıklar üzerine yaratıldığı gibi düşünceler de zıtlıklar üzerine kuruludur. Sonuç itibarıyla düşünce ile yaşam birbirini besleyen temel unsurlardır. Aslında biri ideal olanı diğeri ise reel olana karşılık gelir. Bu döngüsellik, düşüncede ideal ve reel olana tekabül ediyor. Bir düşünce zaten yaşamın kendisini yani reel olanı veri olarak alır ve onun üzerinden yeni bir reel durumun oluşumunu sağlamak adına hareket eder. İşte bu hareketi ideal olandan hareketle yapmaktan başka seçeneği de yoktur.

Düşünce bir kalıp ise bunun içeriği reel olan içeriğinin ruhu ve anlamı ise ideal olanı işaret eder. Dolayısıyla düşüncenin canlı, dinamik ve anlam yüklemesi yapabilmesi sahip olduğu ideallerle ilişkilidir. Düşüncede hareketi sağlayacak olan ve bu hareketin yönünü belirleyecek olan, ona niteliğini verecek olanda ideal olandır. İdeal olanı alın düşünce sadece bir yığın olarak iş görür. Bu yüzden yığılıp kalmamak adına ideal olana karşıt fikirlere sahip olanlar da düşünce için o somut, reel ve işlerliğin mekanizmasını ideal seviyeye çıkarak sorununu çözer. Maddeyi önceleyen düşünce de ruhu inkâr eden bakış da mesele düşünce mekaniği olduğunda ideal işlevi görecek ilkeleri ileri sürmekten imtina etmemektedir.

Bir düşünceyi diğerinden ayırt etmek ve uygulamada yeterli olup olmadığını değerlendirebilmek için sahip oldukları ideal ilkelerin işlevselliği üzerinden yapılır. Düşünceler, sahip oldukları ideal ilkeler üzerinden bir birinden hem farkını hem de uygulamada başarılı olup olmadıklarını eleştiriye konu edilirler. Bu yüzden ideal olan hem içerde hem de dışarıda önemli işleve sahiptir.

İdeali ideal kılan en önemli unsur ise reel olanı doğru bir şekilde betimlemek ve ona yönünü tayin etmektir. İdeal olandan hareketle reel olanın kurulması, reel olanın sorumluluğunu ideal olana yükler. Ve bu durum düşüncenin niteliğini belirgin kılar. Böylece ideal olan ile reel olan arasındaki doğru bağ, düşünceyi derinleştirir ve işlevsel kılar. Salt ideal olan ve reel olana indirgenmeyen soyut ilkeler, yararsız ve gereksiz olarak betimlenir ki bu haklı bir tanımlama olur. Çünkü ideal olan reel olanı belirlemez ise bu ideal olanın zaafı ve ideal olandan uzaklığını da işaret eder.

Reel olan ise ideal olandan hareketle tanım alır. Kendi başına varlığı bir anlamı taşımaz. Reel olan ideal olandan bağımsız bir anlamı taşıdığı ifade edilse bile adı konulmamış bir başka ideal üzerinden o tanımı kazanır. Yoksa kendi başına bir kaosu ifade eder. Çünkü sürekli devinim içinde olan reel olanı bir bağ kurmadan anlamlı bir tanımlama yapmak imkânsız gibidir.

İdeal olan kafa ve kalp ise reel olan da beden, el ve ayak mesabesindedir. Reel olan olmazsa ideal olanın neye tekabül ettiği tartışmalı hale gelir. Bu yüzden reel olanı görmezden gelen düşünce soyut ve anlamsız kalmaya mahkûm kılar kendisini… Reel, ideal olanın varlık kazanması ve bu varlığı kazanırken ete kemiğe bürünmesidir. Bir düşünce reel olana matuf olarak bir görüş ileri sürmezse hayattan kopuk sayılır. Bu yüzden her düşünce reel olana dönük ilkeler ortaya koyar ve reelin nasıl oluşması gerektiği konusunda bir söyleme sahip olmalıdır.

O zaman reel olan nedir?

Reel olan; mevcut olma halidir. Hayatın öne çıkan yüzü ve bu yüzü oluşturan hareketliliğe verilen addır.
 Düşüncede reel olan ise; bir düşüncenin hayata dokunan yüzünü oluşturan dinamiğidir. Yaşamın kendisine dair bir bakışı öne çıkarmanın imkânıdır reel olan… Bu yüzden reel olan aynı zamanda ideal olanın uygulamada somutlaşma halidir.

Düşüncede ideal olan ile reel olan hem birbirinin uzanımı, hem de birbirinin zıttı olarak işlev kazanır. Düşünce diyalektiği de bu uzanım ve zıt ilişkisi üzerine kurulu olarak değer kazanır. Çünkü diyalektik olmadan düşüncede derinlik ve şümullük kazanılmaz. Bu yüzden ideal olan ile reel olan düşüncede en önemli iki temel olguyu işaret eder. Ve bu ikisinden birinin eksikliği düşünceyi sorunlu hale getirir.

Reel olan, düşüncede ilkenin somutlaşması ve ete kemiğe bürünmesinin karşılığıdır. Bu karşılık düşünce açısından hayata tekabül edişinin işareti olarak tanımlanır. Realite, varlığın belirli veya belirsiz etkenler üzerinden oluşmuş halin kendisidir. Bu oluş düşünce açısından bir sorun olarak algılandığı gibi bir çözüm olarak da tanımlanabilir. Çünkü düşünce sorunu da çözümü de realite açısından ele alır.

Düşünce mekaniği açısından reel olan hareket kabiliyetidir, dişlilerin çalışması ve üretimin gerçekleşmesi anlamına gelir. Yani düşünce realitesi üzerinden hareket eder ve üretimde bulunur. İmalat hatasının sorumlusu ise idealize ettiği ilkeler, çalışma prensipleri olarak kabul edilebilir. Bu yüzden realite ile bağını ilkeleri üzerinden kuran tutarlı düşünceler sonuç üzerinden eksiklik elde etse de onu gidermenin yöntemini bulmakta zorlanmaz. Mesele, sağlıklı ve sahici bir ilişkiler ağı içinde üretimde bulunma ve yanlışa meydan veren bir sonuç ile karşılaşıldığında ise işleyişi yeniden ele alarak ideal ile reel arasındaki korelâsyonu yeniden değerlendirerek çözüme gitmektir.

Bir düşüncenin insana değen boyutu hep realitesidir. Bu realite hayatın kurulmasında ve devamında da önemli bir etkendir. Reelin değişmesi, çoğu zaman idealin değişimini de beraberinde taşıyabilir. Bu yüzden reel olanı dışlayan her yaklaşım kendi sorunsal alanını da genişletmekten imtina edememektedir.

Düşünce kendi dinamiğini zıtlarını birlik ve bütünlük içinde tuttuğu sürece sağlıklı bir işleyişe sahip olacaktır. Çünkü dinamizm, zıtların bileşkesinde gizlidir. Bu bileşkeler, diğer zıtların bileşkelerinden de bağımsız değiller. Bu yüzden düşünce dinamiği her zıt çiftini diğer zıtlaşan çiftlerle birlikte bir uyum ve bütünlük içinde kavradığında anlamlı hale dönüşür. Çözüm yolu bulmada sınırsız imkânlar kazanır. Sonsuzluğu da bu döngüsel zeminde kazanır. Reel olan ve ideal olan bu zıtlaşan çiftlerin hem ayniliğini yaşarken aynı zamanda o zıtları bir bütünlük içinde kavrama, tanımlama ve tasvir edebilme gücü verir düşünceye…

Düşünce, her boyutu ile realiteye dokunmak ve realitenin anlamını ve rengini vermekten imtina edemez. Bu yüzden düşünce, hep ideal olanla bir bağ kurarken reel olana dönük yüzünü de güçlü tutma zorunluluğunu hissetmelidir. Bu hissiyatı kaybeden düşünceler kendilerini yokluğa tevdi edenlerdir. Tarihin çöplüğünde bu düşüncelere rastlamak her zaman mümkündür.

Mevcudat üzerine düşünmeye başladığımız andan itibaren mevcudiyetin neliği meselesi meselemiz haline dönüşür. Bu mevcudiyet bir süreci ve oluşu içinde taşır. Her süreç ve oluş ise süreklileşen bir realiteyi gündemimize taşır. Her realite ise bir konum kazanmak için ideale ihtiyaç hisseder. Ve bu döngüsellik süreklileşerek devam eder…
 
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye