20 Ekim 2019 Pazar •

Düşünce de Mutlaklık ve Dogma…

27.09.2019
Abdulaziz TANTİK

Düşünce de Mutlaklık ve Dogma… / Abdulaziz TANTİK

Düşünce kendi mekanik işleyişini sürdürmek için mutlak ile bir ilişkiyi geliştirmeli ve ona bakışını netleştirerek varlık sahasına yönelmelidir. Çünkü mutlak, düşüncenin sabit, durağan ve mekanik bir duruşunun varlığını kaçınılmaz kılar. Bu yüzden düşünce, mutlak ile bir ilişki geliştirmeyi ve ona göre bir tavır takınmayı kaçınılmaz addeder.

Düşünceye yöneltilecek eleştirilerin niteliğini de düşüncenin mutlak karşısında takındığı tutuma göre belirginlik kazanır. Ayrıca bu mutlağın düşüncede ne kadar yer alacağı ve her boyutuna sirayet edip etmeyeceği meselesi de önemlidir. Yani mutlak yoktur derken sorunlar silsilesi ile karşı karşıya kalacağı gibi mutlak, düşüncenin her tarafına sirayet etmelidir, temel belirleyenidir demek de başka sorunlara kapı aralayacaktır. Bu noktada temel mesele dengeyi bulabilmektir.

Düşünce tarihi bağlamında mutlakçı düşünceler ve göreli düşünceler olmak üzere ikili bir yapının varlığı biliniyor. İslam düşüncesi bağlamında Şia mutlakçı iken Ehli Sünnet ise çoğulcu bir bakış geliştirmiştir.

Düşüncede mutlaklık, aslında nasıl tanımlandığı ile ilişkili olarak varlık kazanacaktır. Bu yüzden bir düşünce, elastikiyet, dinamizm, değişim ve sürekli gelişim çizgisi oluşturacaksa onun mutlak tanımının hem kapsayıcı hem de soyut bir özellik kazanarak epistemik çoğulculuğa imkân tanıması kaçınılmaz olmalıdır. Düşünce, tarih içi ve tarih dışı ayrımını metafizik anlamda teori ve pratik olarak betimleyebilir. Tarih içinde oluşan her şey göreliliği makul bir düzeyde kabule şayan olarak görmelidir ki düşünce sürekli yeni durum karşısında çözümün odağı olma imtiyazı kazansın.

Mutlak, ontolojik olarak kabul edilebilir. Allah’ın varlığı ontolojik bir kabul olarak mutlaktır. Aslında reddedenler de kabul edenlerde bu mutlaklığın dışında kalamıyorlar. Kabul eden için zaten bir sorun yoktur. Reddedenler de ise olmadığını dile getirirken bile böyle bir varlığı ima ederler…  Zaten yaratılışın varlığı Yaratıcının varlığını zorunlu kılar. Şekli, şemaili, gücü, ismi, istidadı vesaire önem sıralamasında ikincil durumlardır.

Bir düşünce yaşadığımız hayatı betimlemek ve onu tanımlayarak varlığı, oluşu, yaşamı, olay ve durumları tanımlayarak bir çıkış arayışında olmalıdır. Bu yüzden düşünce bir mutlak anlayışını ortaya koymakla yükümlüdür.

Mutlak, kesinliği tartışılmaz olandır. Neye mutlak diyorsak o konudaki bütün tartışmalar ve eleştiriler ortadan kaldırılmış olmalıdır. O zaman mutlak olma hali ortaya çıkar. Ontolojik düzeyde mutlak olan Yaratıcı güç Allah’tır. Bu tarih dışıdır. Zaman üstüdür. Allah isim ve sıfatları ile zamana müdahil olduğu andan itibaren ise insan ve varoluşla birlikte göreli hale gelir. Mutlaklık burada asli hüviyetinde kalır, hayata dâhil olduğu andan itibaren hayatın dinamik yapısında yeni bir karakter kazanır. O yüzden mutlak, tarihsel olana dâhil olduğu andan itibaren ona yönelen akıl ve sezgi, farklı eğilimler üzerinden yeni betimlemeler yapabilir.

Düşünce mutlak’ı ontolojik zeminde kabul eder. Epistemik alana dâhil ettiği andan itibaren dogmaya dönüştürür.  Bir düşünce kendi dogmasına tam kani olurken başka düşüncelerin dogmasına ise eleştirel bakmayı öne çıkartır. Bu durum düşüncenin farklı zeminlerde ortaya çıkmasına neden olur.

Hayatın deveranında yer alan mutlak, dogma olarak açığa çıktığında bu deveranın belli bir mihver etrafında dönmesine zemin hazırlar. Yoksa tam bir karmaşa ve kargaşa ortamına doğru sürüklenir düşünce…

Dogmaya karşı çıkan düşünme biçimleri, aslında kendileri de dogma olmadan yol alamazlar. Mesela, dogmaya karşı olmanın kendisi de bir dogma olarak kabul edilir. Sonuç itibarıyla sabiteniz olacak ki üzerine düşünce bina edesiniz, söylem geliştiresiniz ve bunu adalet ve sosyal yaşama uygulama zemini kurabilesiniz…

Dogma, doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen, olduğu gibi benimsenen ve bir öğretinin ya da ülkünün dayanağı yapılan sav. Bir felsefe okulunca benimsenen ve doğru diye öne sürülen öğreti. Bu temel çerçeve içinde dogma, düşünce açısından kaçınılmaz bir şey olmaktadır. Düşüncenin kendi iç mekanizması bağlamında dogma kabule şayan olandır. Tabii ki bir düşünceyi dogma olarak gördüğü ilkeleri üzerinden eleştiriye tabi tutulabilir. Bir düşünceyi diğer düşünceden farklı kılan ve onun uygulamada yeterliliğini gösteren şey onun sahip olduğu savlarıdır. Ki bu dogma demektir. O zaman düşünce, düşünce olarak var olma şartını kendi dogmalarına bağlar.

Düşünce, temelde hayata dair bütün olup bitenin neliği meselesini doğru bir zeminde tartışmaya açmak ve onu sahih bir şekilde yorumlama gücünü elde etmeye matuftur. Hayat, dinamik ve çok katmanlı bir yapı arz eder. Bu devingen yapıyı ancak nirengi noktalar aracılığı ile sabitleyerek onu betimleme imkânı elde edilebilir. Dogma işte burada iş görür. Düşüncenin devingenlik karşısında sabit noktalarını oluşturur ve böylece sürekli hareket halindeki yapıyı gözlem alanına taşır.

Mutlak ile dogma arasında bir bağ olmalıdır. Mutlaka dayanmayan bir dogma zaten sorunlu bir yapı oluşturur. Bu yüzden düşünce hem bir mutlak algısına hem bir dogma algısına sahip olma zorunluluğunu taşır. Mutlak ne kadar tarih dışı ve dinamizmin dışında kalacaksa dogma tam olarak tarih içi ve bu dinamik yapının bel kemiğini oluşturma arayışında olacaktır. Bu yüzden dogma, mutlak ile bir bağ üzerinden bu görevi sorumluluk çerçevesinde yerine getirecektir.

Mutlak, dışsal zeminde varlığı, dolayısıyla düşünceyi kuşatıcı ve aynı zamanda içeriği de belirleyerek varlığını hissettirir. Bu durum tabii ki zahir batın denkleminde batın olana tekabül eder. Zahir olduğu andan itibaren ise dogma devreye girerek ilkeler üzerinden zuhuratı düşüncenin konusu kılar ve yorumun şartlarını oluşturur.

Bir düşünce yaşamın kendisini yorumlarken zaafa düştüğü andan itibaren dogmalarına/savlarına yönelik eleştiri kaçınılmaz hale gelecektir. O zaman düşünce hangi savlara sahip ise bu savların niteliği ve etkileyiciliği tartışma alanına taşınacaktır. Zaten düşünceye matuf eleştiri düşüncenin bizzat sahibi olduğu dogmalara yönelik olacaktır. Burada dogma açısından sorun teşkil eden şey; düşüncenin bütününü dogmatik hale dönüştürmek ve eleştiriye kapalı bir sistem kurmaktır. Bunun kabul edilebilir bir zemini yoktur. Her düşünce, düşünce olmaklığı bağlamında eleştiriye açıktır. Dogmaları da buna dâhildir. Ama düşünce mekaniği açısından bakıldığında eğer düşünce dogmalara sahip değilse dağılıp saçılmaktan kurtulamaz. O zaman da düşünce adını alma konusunda zorluklara duçar olur.

Bu noktada kesinlik kavramını tartışmaya açmak gerekli hale gelir. Kesinlik neye göre olmalıdır. Matematiksel kesinlik, mantıksal kesinlik, duygusal kesinlik gibi farklı kesinliklere sahip olabiliriz. Düşünce bu tür kesinlikleri kullanır. Ancak her kesinliğin kendisine göre ölçüsü bulunur. Matematiksel kesinliğin vakıa da karşılığı vardır. Ve bu ölçülebilir, denetlenebilir bir kesinliktir. Yani rakamsal bir kesinliği dile getirenin kesinliğini doğrulama imkânımız vardır. Mantıksal kesinliğinde hangi mantığa sahip ise o mantık ölçüsü içinde o kesinliği onaylama veya reddetme imkânımız vardır. Ama duygusal kesinlik öznel bir yapı arz eder ve bu kesinliği ölçme ve değerlendirme imkânımız yoktur.

Artık bir dogmanın neye tekabül ettiğini, ne ölçüde mutlak ile bir ilişkisi olduğunu ve bu durum üzerinden bir kesinlik arz edip etmediğini doğrulamaya sahip olabiliriz. Öznelliğe sahip olunan bütün kesinlikler ölçülemez olana tekabül eder ve sadece inancın konusu olur. Diğer dogmalar ise somut durumlar üzerinden ölçülebilir özellikler taşıyorsa onların vakıa ile ilişkisi bağlamında değerlendirmeye konu edinebilir ve hakkında bir düşünce sahibi olabiliriz. Her halükarda dogma düşünce açısından kaçınılmaz görülmektedir. Ama düşüncenin mekaniği açısından elzem olduğu içindir. Bir başka düşünce açısından farklı dogmalara sahip olma hakkı hep vardır ve olacaktır. Bu da bize dogma olma halinin yaşam ile ilişkisi bağlamında farklı perspektifler üzerinden farklı dogmalara sahip olunabileceğini gösterir. Yani bir düşünce için dogma olan bir başka düşünce için dogma olma özelliği göstermeyebilir ve bu normal olarak görülmelidir. Mesele, düşüncenin, vakıa ile mutabakatı ve ortaya çıkan sorunlara yönelik doğru çözümler bulmasıdır. Her vakıa ile örtüşmeyen çözüm arayışları dogmaya yönelik bir kuşkuyu da beraberinde taşıyacaktır.

Mutlak, düşünce için gözetleyici ve sorumluluk mevkiinde duran konumu taşır. Dogma düşünce açısından vakıaya mutabakatı sağlayarak onu sorun olmaktan çıkarmayı başardığı oranda mutlak ile ilişkisi kurulur. Bu yüzden mutlak ne kadar soyut ve kuşatıcı olursa o kadar tarih dışı olarak varlığını aşkınlaştırır. Dogma ise varlığa yönelerek varlığın oluş serüveninde mutlak ile bağının sağlıklı kuruluşunu sağlayacak ilkelere tekabül eder. Ahlak, erdem ve adaleti ikame ettikçe dogma ilke vasfını sürdürmeyi de garanti altına alacaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye