17 Kasım 2019 Pazar •

KAZDAĞLARI BİR PROVOKASYONDUR

19.08.2019
Dr. Mehmet Sılay

KAZDAĞLARI BİR PROVOKASYONDUR / Dr. Mehmet Sılay

Bugün Kazdağlarında yapılanlar Bergamanın izdüşümüdür.

Slogana dönüşen mazeretleri – Gerekçeleri birer yalandır. Herpsi de yıllar önce çürütülmüştür.

Eylemleri algı operasyonudur.

1974 ilk “Boğaz Köprüsüne Hayır” diyenler bu güruhtur. Taksimde Gezi olayları tezgâhlayanlar ve alet olanlar bir ihanete figüranlık yaptılar.

İstanbul Havaalanına Hayır. Üçüncü Köprüye Hayır. Hızlı Trene. Hayır.Kanal İstanbula Hayır. İki Kıtayı Boğazın dibinden birleştiren Marmaraya hayır! Diyenler bugün de Kazdağlarına 40 km Biz bu filmi yirmi yıl önce BERGAMA  Altın madenlerine karşı yapıldığı şekilde görmüştük mesafedeki, Başta Orman genel Müdürlüğü olmak üzere İlgili kurumlarca aylarca incelenip raporları görüşülen ve Devlet tarafından ruhsatı verilen Kazdağlarındaki Altın Madenine Hayır diyerek Yanlış bir Algı oluşturmaya çalışıyorlar.

Ağaçlar kesiliyor, Altın Siyanürle çıkarılırken sularımız kirleniyor. Bir balon uçuruyorlar” ahanda 38 öğrenci zehirlendi bile!” Yalanın her türlüsü var bu güruhta.  

Bilinçsiz bir  kalabalık Maden alanının çevresine doğru yürüyorlar.

Alkış, şiir, sloganlarla şartlandırılmış ve kışkırtılmış cahillerle, Tema ve benzeri derneklerin provokasyonuyla bindirilmiş kıtalar halinde getirilen profesyonel provokatörler eylemleri izinsiz Mitinge ve şiddet eylemlerine dönüştürerek muratlarına nail oluyorlar.

 HAZİNENİN FAKİR BEKÇİLERİ

Türkiyemiz Altınla birlikte zengin maden yataklarına sahiptir.

Ancak milli servet olan bu madenler Türk Ekonomisine kazandırılmadığı sürece millet olarak zengin bir hazinenin fakir bekçilerinden farkımız kalmaz.

Türkiye Cumhuriyeti Hükumetlerinin hemen hepsinin Ülke ekonomisine kaynak sağlayacak olan madenciliğimizin geliştirilmesi kararı vardır.

Genelde Madencilik kırsal kesimde faaliyet gösteren bir sektör olarak bilinir. İşsizlere iş sahası açar, istihdam alanı genişler. Büyük kentlere göçü önler ve bölgesel kalkınmayı yükseltir.

Ancak madencilik büyük sermaye ister ve riski yüksektir. Uluslar arası fiyat hareketlerinden hızla etkilenir. Bu yüzden sermayenin kolayca yöneleceği bir yatırım değildir.

Altın madeninin üretim faaliyeti boyunca “insan sağlığına ve çevreye” zarar verdiği bir yalandır ve şehir efsanesidir.

Çünkü her Altın Madeni Projesine beş ayrı bakanlık uzmanlarınca incelendikten sonra gerekli İZİN verilmektedir.

Bugün bütün dünyada cevherden altın çıkarılması sadece SİYANÜR’leme yöntemiyle olmaktadır.

Dünya altın üretiminin %75’ini tekelinde bulunduran Amerika, Kanada, Fransa, İspanya, Portekiz ve Romanya’da 60 yıldır Siyanürleme metoduyla altın çıkarmaya devam ediyor.  

Maden ocağının faaliyeti sona erdiğinde tüm çalışma alanı, yörenin iklim ve toprağına uygun çoğunlukla meyve ağacı ormanıyla örtülür. Bu Devletin kefil olduğu bir şartnamedir.

Bugün Kazdağlarında içimizde Emperyalizmin Truva atları olarak kullanılan herkesin bildiği  Gezi parkından da sabıkalı Vakıf ve Derneklerin kışkırtmalarıyla bir yürüyüş düzenlenmiştir.

Devlet verdiği Ruhsata sahip çıkmak zorundadır.

Gerekli Güvenlik önlemlerinin alınıp kışkırtıcı provokatörlerin yargı önünde hesap vererek bedel ödemeleri toplumsal barış için şarttır.

Madenlerimiz yurdun neresinden çıkarılırsa çıkarılsın 82 milyon T.C. vatandaşının hakkıdır ve ortak malıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
S. Rıdvan Karluk

21.08.2019

Kanada’dan Gelen Kaz Dağları Mesajı Yaklaşık 34 yıldır Kanada’da yaşayan sayın Ozbay Menai’den bana ulaşan bir dileği paylaşmak istiyorum. Çevreye duyarlılığınızdan şüphe etmediğim sizlerden bir ricam olacak. “Bundan yaklaşık 25 yıl önce bir Cumartesi günü öğle yemeği için bir restorana gidiyorum. Hava güzel artı 14 derece.. Ağaçtan bir dal kırdım, elimde restorana götürdüm. Garson kızlar beni tanırlar, her gidişimde tebessümle karşılarlardı. Üniversite öğrencisi kızlar çiçeği elimde görünce tebessümle karşılamadılar. Balkonda oturanlar da çiçeğe doğru baktılar, anlayamadım. Garsonlardan biri ya da müşterilerden biri telefon etmiş olacak ki 20 dakika geçti, çiçek masanın üzerinde. Belediyeye ait çevre koruma arabası geldi, park etti. İçinden 35 yaşlarında bir adam çıktı, gülümseyerek bana doğru geldi. Masadaki çiçeğe baktı. Nezaketli bir şekilde ‘O çiçeği alıp arabama gelir misiniz?’ dedi. O zaman anladım. Bu çiçeği dalıyla kırmak yasak. ‘Mahkemeye mi gitmek istiyorsun, yoksa para cezası mı vereyim’ dedi. ‘Ne kadar para cezası’ dedim. Bir metre çıkardı ve dalın boyunu ölçtü. Yaklaşık 40 cm. ‘40 dolar yazacağım’ dedi ve yazdı. Pazartesi günü 40 doları belediyeye ödedim. Kendi ağacının dalına dokundurmayan Kanadalı bizim Kaz dağlarını dümdüz ediyor. Hem doğayı katlediyor, hem de siyanürle altın arıyor, insan sağlığını tehdit ediyor. Bunlar 40 cm ağaç dalı için ceza kesiyor. Bizimkilerde …… bizim dağlarımızı bunlara peşkeş çekiyor. Bizimkiler gelsin, bunların iki ağacını kessin. Yere iki kazma atsın. Ağacı da, kazmanın sapını da …….ar.” Ozbay Menai, “Kanada Hükümetine, Kanada Büyükelçiliğine, Kanada Sivil Toplum örgütlerine aşağıdaki metni (dilediğiniz uyarlamaları yaparak) yollayabilirsiıniz, bol fotoğraf ekleyebilirsiniz... gruplarınızda paylaşabilirsiniz” diyor. Ben de aynı fikirdeyim. Eğer uygun görürseniz, aşağıda yer alan adreslere gönderebilirseniz, en az Fazıl Say konseri ve Tarkan’ın şarkısı kadar etkili olur kanaatindeyim. KANADA DEVLETİNİN ÇEVREDEN SORUMLU BİRİMLERİ ec.media.ec@canada.ca, ec.enviroinfo.ec@canada.ca, ESRD.Info-Centre@gov.ab.ca, mgi@gov.mb.ca, elg-info@gnb.ca, info@gov.nl.ca, emc@gov.ns.ca, environment@gov.nu.ca, info@mddep.gouv.qc.ca, centre.inquiry@gov.sk.ca, environmentyukon@gov.yk.ca, Gelen cevap aşağıdadır. KANADA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI chair@rcen.ca, secretary@rcen.ca, nsenvironmentalnetwork@gmail.com, p2@planetfriendly.net, info@GoodWork.ca, cnhhe-rcshe@nb.lung.ca, info@conservationontario.ca, info@ecologyaction.ca, ctunnacliffe@ecojustice.ca, communications@ecojustice.ca, info@environmentaldefence.ca, info@earthday.ca, iclei.ws@iclei.org, climate.center@iclei.org, nature@natureconservancy.ca, simond@pembina.org, pprobe@pollutionprobe.org, mahmad@wwfcanada.org, info@cpaws.org, nhattan@climateactionnetwork.ca, tracy@cela.ca, articling@cela.ca, tith@ccic.ca, info@acp-cpa.ca, info@ecoforestry.ca, Burada bir sorun var. 21st August 2019, Ankara Dear Sirs, I am writing this letter to inform you about a Toronto based Canadian Company Alamos Gold’s actions in Turkey. Recently, there has been a big public outcry about deforestation of the “Kaz Dağları” (Kaz Mountains). This mountain range is of critical importance and a nature wonderland. The current government authorities of Turkey obviously gave license to Alamos Gold. To date it was estimated that 195,000 trees were cut in these mountains and below pictures should give you some idea of the disaster. People of the region have been desperately trying to stop this carnage. They claim that theirlivelihood is at stake. Kaz Dağları is known with its clean air that many asthma patients come to feel better. Below please find the points that the CEO of Alamos Gold gave during an interview. He is boasting that the investment they make is only 100 million USD. The estimated earnings from this operation can be as high as 4 billion USD. The people of the region and Turkey will be left with contaminated land and ground water while some take their profits and go away. These types of licensing cannot be received easily. The Turkish company they set up for this operation is Dogu Biga Madencilik has received so many exemptions including financial and tax related ones from the Turkish government. The below link also shows CEO’s comments during an interview: https://streamable.com/ofied I now as a fact that such companies cannot behave the way they do overseas. I am very upset seeing these images day after day and the desperate fight people do. As a citizen of the world, I believe each tree and the nature belongs to all of us. We cannot have different standards for different parts of the world. Canada’s forest areas are even bigger than the entire land of Turkey. Think about cutting close to 200.000 trees in Canada! I can probably hear the public outcry all the way from here. So, why a different standard applies to Turkish forests? This is not moral or ethical either. Protection and preservation of nature is a universal value for all of us…or is it not? Below please find more pictures showing ordinary citizens putting up a fight. They say “forest, soil, water and mercy”. The awareness has been growing and this news has been on the front pages for some time. I am not sure if this may catch your attention. However, I have personally experienced and seen that if a western company did something against people’s will in another part of the world, there is chance that the citizens of that country could change anything. To enable people to have a voice, that country needs a proper democracy and strong public institutions. As a result, the only way out is to bring the issue home, to Toronto and greater Canada. The concern about nature is universal for all of us. I would appreciate your attention to this matter and similar ones.
S. Rıdvan Karluk

20.08.2019

Atalarımız ne güzel demiş: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.” “Madenlerimiz yurdun neresinden çıkarılırsa çıkarılsın 82 milyon T.C. vatandaşının hakkıdır ve ortak malıdır” tespitine bir cümle ile cevap vermek istiyorum: “28 Şubat 2019 tarihinde Maden Yasası değiştirilmiş, devletin değerli madenlerden alacağı pay yüzde 4.5 olarak belirlenmiştir. Devlet 180 milyon dolar olarak hesaplanan gelirine karşılık şirket 3 milyar 820 milyon doları ise şirket alacaktır.” 82 milyon T.C. vatandaşının hakkıdır ve ortak malı kimin cebine gidecektir?
İRFAN CAN

19.08.2019

Bu Bilgi Tweet te K.J. K.J. @kraljulien Den alınmıştır.Teşekkür Ediyorum bu yalın anlatıma. Herkese Merhaba; FLOOD.. Siyanür ve Altın üretimi. Faydalı bulanların RT lemesi dileğiyle Bu siyanürle çalışan altın madenine dair birkaç kelime etmezsem kanıma dokunur. Master tez konum olduğu içinde çok daha bilimsel bakış açısıyla, kendi araştırmalarımı-gördüklerimi ve olası duruma dair genel bilgilendirmeyi yalın bir dille anlatmak isterim Siyanur aslında bir bileşiktir. C ve N elementlerinden oluşur. Uzaktan bakıldığında karbonata benzer. Deneyler için genelde toz şeklinde temin edilir. Bir şişenin içerisinde durduğu ve temas etmediği sürece kimseye zararı yoktur. Ama temas ettiği zaman ppm (part per million) milyonda bir seviyesindeki miktarlardan itibaren yaşamı tehdit etmeye başlar. Çok hızlı şekilde etki ettiğinden dolayı Bir şişenin içerisinde durduğu ve temas etmediği sürece kimseye zararı yoktur. Ama temas ettiği zaman ppm (part per million) milyonda bir seviyesindeki miktarlardan itibaren yaşamı tehdit etmeye başlar. Çok hızlı şekilde etki ettiğinden dolayı Eğer solunum yoluyla aldıysanız o kadar vaktiniz yoktur. Acıbadem kokusunu burnunuz algıladığı an artık siyanür zehirlenmesine maruz kaldığınızı yada kalmak üzere olduğunuzu bilin. Yukarıda bahsettiğim kapsamda bir hastaneye ulaşmak ive müdahale için 8-10 dakikanız vardır. Şöyle bir kötü özelliği vardır siyanürün. Merkezi Sinir sistemini etkiler. Bu nedenle zehirlenmeler çok yüksek oranda ölümle sonuçlanır Peki Altınla Siyanürü bir araya getiren şey nedir? +Altının en büyük özelliklerinden bir tanesi doğada bileşik yapmadan saf hale yakın bulunmasıdır. Filmlerde dere yataklarında ellerinde elekle altın arayanları hatırladınız değil mi? İşte o abiler altının saf olarak dere yataklarında, toprağın içindeki elle tutulabilen, gözle görülebilen boyutlardaki halini ararlar. Altının büyük parçalı olmayan, ufak tanecikli hali ise, altın yataklarının içerisinde milyonlarca ufak parça halinde geniş arazide toprağın derinlemesine bulunur. Şöyle düşünün, tonla toprak var ve içinde küçük boyutlar/ağırlıklarda altın cevheri bulunuyor. Bunu tek tek elle bulabilmek imkansıza yakındır. Siyanür burada devreye girer. Ne yazık ki şöyle bir özelliği vardır siyanürün. Siyanür, tıpkı kesme şekerin sıcak çayın içerisinde karıştırıldıkça kaybolması gibi, içinde altın olan toprağı siyanürlü su ile yıkadığınızda toprağın içindeki altını (basit dille söylüyorum) katı halden sıvı hale getirir ve çözeltinin içine alır. Siyanürlü o çözelti çok yüksek oranda altın barındırır. Sonra o çözeltiye klor gazı verdiğinizde altın çözeltinin + içinde katı halde çöker. Sonra kurutup, külçe haline getirip piyasaya sürersiniz. Buraya kadar süper. Esas sorun burada başlıyor. Zira binlerce ton toprağı yıkayacak kadar çok elinizde siyanürlü suyun (çözeltinin) olması gerekir. Bunun için çoooook geniş ve çooook derin bir siyanür havuzunun olması lazım. O nedenle altın madenine yakın bir yerde tıpkı şu an Çanakkalede olduğu gibi doğanın anasını ağlatıp, benden sonra tufan deyip geniş bir havuz kazarsınız. Madenin ve hacminizin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte çapı 200-250 metre, derinliği 60-70 metredir. Boğaz köprüsünün denizden 67 metre yüksekte, bir futbol sahasının 105 metre olduğunu da belirteyim. O siyanürlü çözeltinin bulunduğu havuz mutlaka açık havada olmalıdır. Zira bu zehiri yine doğa ana sayesinde bertaraf ederiz. Siyanürlü çözeltiyi güneş ışınlarına maruz bıraktığınızda UV ışınları CN yi parçalar ve görece daha az zararsız hale gelen bir çözeltiniz olur. ++Peki sorun ne mi? Sorun şu güzel kardeşim. O kazdığınız havuzun altını, o suyun yeraltına sızmaması için branda gibi (teknik tabir kullanmak istemedim) bir izolasyon malzemesi ile kaplarsınız. +O branda da toplu iğnenin ucu kadar dahi sızmanın olmaması gerekir. Hele ki FAY HATTININ HİÇ OLMAMASI GEREKİR. OLURDA DEPREM OLURSA o aşağıdaki bez hem üzerinde suyun ağırlığı hem de depremin etkisi ile yırtılabilir. O yırtığın sebep olduğu sızıntıyı en iyi ihtimalle1-2 saat sonra farkedebilirsiniz. O da her an ölçüyor olmanız şartı ile ve deprem esnasında o civardaki görevlilerin sağ ve işinin başında olup, oraya müdahale etmek için hazır olması şartıyla geçerlidir. O siyanür havuzunu yaparken aslında baraj yapıyormuşçasına alt yapı ile yapıyor olmanız gerekir. Birde aşırı yağış ve sel gibi riskleride unutmayalım. O baraj taşmamalı. Zira esas tehlike o havuzun (Allah muhafaza) taşmasıyıkılması veya asla farkedilemeyecek boyutta sızıntı ile (her gün sadece 200 litre sızsa) yer altı sularına, bitkilere,hayvanlara ve toprağa karışmasıdır. Siyanür zehirlenmesi direk olmasa dahi, farklı zehirlenme/ rahatsızlıklara sebep olacağı ve ana etkenin siyanür olduğu ancak otopsi vb durumlarda ortaya çıkması mümkün olacağı için çevredeki insan – doğa hayatındaki farklı sebeplerdenmiş gibi görünen ölümler uzun süre farkedilmeyebilir. Peki bu siyanürden başka yöntem var mıdır altın üretmek için? Vardır! Hem de 1 den fazla. Ama daha maliyetli ve daha uzundur. Bir başka Flood da da ondan bahsederim. +Ama özet şu, değil 1 kilo 100 ton altın bile, bir insanın saçının telini geri getirmez. Siyanür havuzunun çökmesi-yıkılması-aşırı yağışlarla hasar görmesi hiç oldu mu diye sorarsanız. Buyrun size canınızı izlediğinde çok yakacak arama kelimesi ‘cyanide spill disaster’. En son Romanya da bu yazdığım risk gerçekleşti ve siyanür havuzu hasar gördü. Çernobilden beri Avrupa da yaşanan ekolojik felaket olarak tarihe geçti. 50 km çapındaki alandaki tüm doğal hayat sona erdi. Bu rakam da resmi açıklamalar. Gerçek durumu asla bilemeyeceğiz. Altın her alanda yadsınamayacak kadar çok kullanımı olan bir emtia. AMA HAYATI KOLAYLAŞTIRIP,ANLAMLANDIRIRKEN , BAŞKA HAYATLARA SON VERMEMELİ, HELE Kİ ALTERNATİF ÜRETİM YÖNTEMİ VARSA! Çok yalın ve bilimsel dilden olabildiğince uzak yazmaya çalıştım. Konuya hakim değerli bilim insanlarının hoşgörüsünü rica ederim.
Dürümiye / Lezzete Davetiye