Dogmatik Bağlılıklar

31.05.2016
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Günümüz dünyasında, toplumlarında, Avrupa kaynaklı kategoriler, kavram ve kurumlar, hegemonik çıkarlar adına sorumsuzca araçsallaştırılıyor, sınırsız bir biçimde sömürülüyor. Bu kavramların, kategorilerin, kurumların farklı toplumlarda/kültürlerde, özellikle de, İslam dünyası toplumlarında, gerçek anlamda bir karşılığı olup olmadığı hiç bir biçimde konuşulamıyor, gündeme getirilemiyor. İslam dünyası toplumlarının, İslami bünyeye uygun olup olmadığını tartışmaksızın, Avrupa merkezli, seküler merkezli yapıları içselleştirmeye çalışması ortada çok ciddi bir tercih sorunu olduğuna işaret ediyor.


Her durumda Avrupa'ya ayrıcalık tanıyan bir zihin ve ruh dünyasının baskısı altında yaşıyoruz. Bu konu etrafında her gün, toplumlarımız bir şekilde ideolojik ve medyatik manipülasyonlara tabi tutuluyor. Her durumda Avrupa'ya ayrıcalık ve üstünlük tanıyan bir zihin dünyası, adil-nesnel bir dünya tarihini imkansız kılıyor. Batılı hayat tarzını “mümkün tek hayat tarzı” olarak görmek, Avrupa mutlakiyetçiliğinin korkunç bir despotizme dönüştüğünü gösterir. Terör bahanesiyle dünyanın militer kontrolü de, bu konuda hatırlanması gereken başka bir husustur. Hiçbir hukuk tanımayan önleyici savaş doktrini de bir başka barbarlık biçiminin açık tezahürüdür. Bütün bunların somut bir gerçek olduğu bir dünyada, sansasyonel biçimde “demokrasi” tartışmaları yapmak çok tuhaf bir durumun adıdır. Finansal kapitalist küresel sisteme dahil olan, bu durumu normal kabul eden, bu durumdan rahatsız olmayan kültürler/toplumlar, bu tercihleriyle, bu tavırlarıyla, bu teslimiyetçi konumlarıyla, çok küstah bir söylem olan, sömürgeci bir söylem olan, tarihin sonu söylemine de güç kazandırmış oluyor. Hangi şekilde olursa olsun, piyasa değerlerinin dünyasına katılanlar, İslami değerler dünyasına yabancılaşıyor.

DOGMATİK BAĞLILIKLARIN ETKİNLİĞİ

Avrupa kaynaklı seküler kategorilerin, kavram ve kurumların her tür meşrulaştırmanın temeli haline getirilmesi, farklı bir modeli, kategoriye, kavram ve kurumu, özellikle de, bunların İslami bağlamda gündeme ve hayata kazandırılmasının önünde çok büyük bir engel oluşturuyor. Toplumlarımızda seküler seçkinler, seküler entelektüeller, kolonyal bir araç olarak düşünüldüğü için, konumlandırıldığı için, bu kesimler hiç düşünmeksizin, düşünme ihtiyacı duymaksızın, sömürgeci her dayatmayı, her tasarıyı, entelektüel-felsefi bir üstünlük olarak görüyor ve takdis ediyor. Avrupalı kimi filozof ve düşünürler, rönesanstan başlayarak Aydınlanma dönemine kadar ürettikleri ideolojik ve ırkçı fikirlerle modernleşme projesini oluşturdular, bu projenin dünya ölçeğinde etkili olmasını sağladılar. Birkaç filozofun, birkaç düşünürün oluşturduğu bu ideolojik ve ırkçı proje, İslam dünyası toplumları ve kültürleri, patolojik bir nostaljiye kapandıkları için gereği gibi değerlendirilemedi, sorgulanamadı. Toplumlarımız sözünü ettiğimiz bu patolojik nostalji sebebiyle, bugüne ve geleceğe yönelik sorumluluklarımızı hatırlamıyor, dikkate almıyor. Toplumlarımızda dogmatik bağlılıklar bir gelenek halini aldığı için, akla ve düşünceye ihtiyaç duymuyoruz. Akla ve düşünceye dayalı eleştirel bağlılıklar, eleştirel tercihler, analizler, konumlar toplumlarımızda hiç de iyi karşılanmıyor. Dogmatik bağlılıkların, tercihlerin, geçmişin ve geleneğin ürettiği bireylerin/cemaatlerin, bugünün dünyasına dönüştürücü katkıları olamaz. Bugüne ilişkin sorumluluklar almak, bugünü çözümleyebilecek, bugünü etkileyebilecek yeni bir dil bulmak, yeni bir dil/düşünce oluşturmaya çalışmak, hiç bir şekilde geçmişi, tarihi ve geleneği hiçleştirmek anlamına gelmez. Bu noktada her şeyin değiştiğini, değişebildiğini bilmek ve anlamak gerekir. Biz Müslümanlar bugün, geçmişin, geleneğin, bugüne, hangi ölçüde, nasıl, nerede katkıda bulunacağını, bulunabileceğini belirlemeliyiz. Bizler bu konu etrafında gereği gibi hassasiyet göstermiyoruz, eleştirel analizler yapmıyoruz. Bu nedenle de, geçmişin kısıtlamalarına maruz kalmaya devam ediyoruz. Analitik ilişkilere, analitik stratejilere yabancı bir gelenek, her durumda tek tip, tekdüze çözümlemeler üretiyor. Geçmişten yararlanmakla geçmişe sığınmak birbirlerinden çok farklı şeylerdir. Yenilenmek, yeni bir dil-düşünce-yöntem kurmak, yeniden başlamak, geçmişi bir araştırma nesnesine dönüştürmeyi, geçmişi şeyleştirmeyi gerektirmez.

İSLAMİ REFERANSLARIN BELİRSİZLEŞTİRİLMESİ

Yeni bir dil ve düşüncenin kurulması, İslami bir mücadelenin, bugünün seküler dünyasında da yürütülebileceğini kanıtlamak için hayati bir başlangıç olacaktır. Bu tür bir mücadele, İslami bütünü, bütünlüğü temsil bilincine, liyakatine ve içtenliğine sahip olanlar tarafından yürütülebilir. İslami kesinliklere ve sınırlara yabancılaşanların bu tür bir mücadele yürütmeleri beklenemez. Bugün en büyük yabancılaşma, pratik anlamları yansıtmayan soyut tartışmalarda, teori ile pratiğin birbirinden ayrılmasına yaşanıyor. Teori ile pratiğin birbirinden ayrılması durumunda, Müslümanlar için yapılabilecek fazla bir şey kalmıyor, umut kalmıyor. Her alanda yaşadığımız çözülme, bütün İslami referansları belirsiz hale getiriyor. İslami referanslar belirsiz hale gelince, çıkarların, ihtirasların ve araçların belirleyici olduğu amaçlar oluşuyor. İslami/ahlaki referanslar/sorumluluklar belirsiz hale gelince, her tür putperestlik, ideolojik putperestlik, etnik putperestlik, hizip putperestliği vb. gibi putperestlikler, her şeyi kendi bencil/bağnaz sınırlarına kapatarak, bütün ufukları karartıyor ve insanları körlüğe mahkum ediyor. Manipülasyon ve propaganda kurbanı haline getirilen genç kuşaklar düşüncesizleştirilerek, fikirsizleştirilerek kontrol altına alınıyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları