Süleyman Arslantaş / Din ve Sekülerizm
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Din ve Sekülerizm

03.04.2018
Süleyman Arslantaş

DİN VE SEKÜLERİZM

 

DİN NEDİR?

 

Allah, insanı bir kısım özelliklerle yaratmıştır. Buna insanın kaderi de diyebiliriz. Zira Kur’an’ı Kerim’de: “Şüphesiz biz her şeyi bir kader üzere yarattık.”(1) buyrulmakta. İnsan, özellikleri kaderi İtibariyle çeşitli ihtiyaçları olan bir varlıktır. Genel bir ifadeyle bu ihtiyaçlarını uzvi/fiziksel ve içgüdüsel ihtiyaçlar olarak tanımlayabiliriz. İnsanın yemesi, içmesi, uyuması, solunumu nasıl ki onun fiziksel bir ihtiyacı ise, mal edinme arzusu, beka arzusu ve bir şeyleri ululama/tapınma ihtiyacı duyması da içgüdüsel bir ihtiyaçtır.

 

 Din, en genel anlamda Allah’ın çeşitli özelliklerle yaratmış olduğu insanın ihtiyaçlarına cevap veren, onu/insanı mutlu bir yaşama, doğru bir hayata yönlendiren “yol” dur.  İşte bu yol/din kaynağı itibariyle iki ana grupta ele alınabilir. Vahyi yol/din ve beşeri yol/din olmak üzere.

 

                Hz. Allah’ın ilk insan, ilk nebi olan Hz. Adem’ den (a.s.), son peygamber Hz. Muhammed’e (a.s.)kadar göndermiş olduğu bütün nebiler ve peygamberler yalnızca İslam dinini yol olarak insanlara getirmişler ve insanlardan hep Allah’a iman etmeyi O’na ortak koşmamayı ve hayatlarını O’nun emir ve yasaklarına göre tanzim etmelerini istemişlerdir. Kur’an’ı Kerim: “Allah indinde din İslam’dır.” (2) buyururken, O’nun başka hiçbir din göndermediğini de ifade buyurmakta. Mevdudi adı geçen ayetin tefsirinde: “Allah’a göre sadece bir tek doğru sistem ve insan için tek bir doğru hayat tarzı vardır. Bu şu demektir: İnsan Allah’a ibadet etmeli, O’nu mabudu olarak tanımalı, tamamen O’na teslim olmalı, kendisini O’na ibadet ve hizmete adamalıdır. Ayrıca keyfine göre bir ibadet şekli de icat etmemelidir. Bilakis hiçbir şey ekleyip eksiltmeksizin Allah’ın resullerine indirdiği Hidayet’i rehber edinmelidir. Bu düşünce ve davranma şekline ‘İslam’ denir… (3)

 

                 Bir başka ayette ise: “ Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din)ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (4) buyrulmakta.

 

                 Kur’an’ı Kerim, aynı zamanda Allah’ın gönderdiği dinin dışında hiçbir inancın/yaşama biçiminin kabul olunmayacağını da açıkça belirtmektedir. “Dininize uyanlardan başkasına inanmayın…” (5) buyruğunun yanında: “Allah uğrunda, O’na yaraşır bir biçimde cihat edin. O sizi seçti ve din de size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrahim’in dinine uyun…” (6) buyruğu ile de ‘Tevhid akidesinin sembolü olan Hz. İbrahim’in yoluna yönelmemizi emrediyor. Yalnızca bu ayet bile, Allah’ın gönderdiği tek din olan İslam’ı Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi farklılaştıranların yanlışlığını ortaya koymaktadır. Sonuç itibariyle Hz. Musa’nın da (a.s.), Hz. İsa’nın da (a.s.) ortaya koyduklarının Hz. İbrahim’e indirilen Tevhid dini olduğu ifade edilmektedir.

 

                 Etimolojik olarak ‘Din’ çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Din alimleri, din kelimesinin Arapça deyn kökünden mastar veya isim olduğunu kabul ederler. Cevheri, dinin adet, durum, ceza, mükafat, itaat şeklinde üç anlamını verir ve terim olarak dinin bu son anlamdan geldiğini belirtir. Kur’an’ı Kerim’de din kelimesi doksan iki yerde geçmektedir; ayrıca üç ayette de (9/29, 37/53, 56/86) değişik türevleri yer almıştır. Bu ayetlerde dinin başlıca şu anlamlarda kullanıldığı görülür: zül, yönetme-yönetilme, itaat, hüküm, tapınma, tevhid, islam, şeriat, hudüt, adet, ceza, hesap, millet gibi…

 

                  Mekke döneminde din kavramı, ‘tarihin akışına ve aleme hükmeden, dini ortaya koyan, hesap gününü elinde tutan Allah otoritesi’ şeklinde özetlenebilecek bir muhteva kazanırken, Medine döneminde bu muhteva genişletilerek kişinin Allah’a bağlı bir hayat sürdürmesi, Müslüman topluluğuna karşı görevlerini yerine getirmesi; Allah’ın mutlak tasarruf ve hakimiyete sahip olması (2/193, 8/39) gibi unsurlarda dinin muhtevasına katılmıştır. Öte yandan her iki dönemde de din kelimesi sadece Müslümanların değil başkalarının inançlarını da ifade etmek üzere kullanılmıştır. Mesela Mekke döneminde müşriklere hitaben: ‘sizin dininiz size, benim dinim bana’ (109/6) derken: Medine döneminde bütün insan toplulukları muhatap alınarak: ‘Bütün dinlere üstün kılmak üzere Peygamberini doğruluk rehberi olan Kur’an ve hak din ile gönderen O’dur.’ (48/28) buyrulmaktadır. (7)

 

                Sosyolojik olarak da din kavramı muhtelif zaman dilimlerinde farklı şekillerde ele alınmıştır. Özellikle 18. Yüzyılda tüm Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya yayılan ve entelektüel bir değişim, hareket olarak ifade edilen ‘Aydınlanma’ akımı ile birlikte tamamen farklı bir şeklide din kelimesine yaklaşılmıştır. Marksizmin, laikliğin ve sekülarizmin doğuşuna da beşiklik eden bu ‘Aydınlanma dönemi’ diyeceğimiz, tamamen tepkisel çıkış; dini, kah marksizm de olduğu gibi afyon olarak nitelendirmiş, kah toplumsal kalkınmanın önünde engel olarak tanımlanmış ya da laiklik versiyonunda görüldüğü gibi Allah’ı (haşa) yeryüzünden sürgüne göndermek gibi bir anlayış ortaya koymuştur. Ve tabii ki ‘Aydınlanma çağının’ en kötü miraslarından biriside sekülarizm olmuştur. Modernizm, çoğulculuk, rasyonalite, sekülarizm, laiklik evet bunların tamamının oluşumunda ‘Aydınlanma çağı’ diye adlandırılan dönemin anlayışı hakimdir. Zaten bu anlayışta dine karşı duruşun sonucunda ortaya çıkmıştır. Aslında dinin sosyolojik tanımı bile Aydınlanma felsefesine yönelik bir tepki tanımı olarak da ifade edilebilir. Çünkü Aydınlanma felsefesi daha çok Kral-Klise ittifakının ortaya koyduğu din ve yasayışa bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Ama ilerleyen zaman dilimleri içerisinde bu yaklaşım tüm dinleri etkilemiştir. Gerçek olan o ki, İslam başından beri hiçbir şekilde din ve dünya ayrımı yapmadığı için, İslam dininin sosyolojik tanımına bile gerek yoktur. Zira bu tanımlama ihtiyacı, Aydınlanmanın en çok etkili olduğu Batı’da, kilisenin hakimiyeti karşısında, dinin  (Hıristiyanlığın) insanın sosyolojik ihtiyaçlarına cevap verebilmesinin mümkün olmadığı varsayımından hareketle ortaya konulmuş ve adeta 20. Yüzyılın başlarından itibaren de müstakil bir bilim dalı olarak ‘DİN SOSYOLOJİSİ’ adını almıştır.

 

                Adı geçen bilim dalı 1960’lı yıllardan sonra gerek uygulamaya ağırlık veren Amerika’da ki, gerekse teoriyi öne alan Avrupa’daki çalışmalarda dinin ve özellikle Hıristiyanlığın modern dünyaya intibak, sekülarizm, çağdaşlaşma, ihtida, irtidat, klasik ve modern dini gruplar, Hristiyanlık’ta ve bilhassa İslam’da Fundamentalist, geleneksel din ve dini muhtelif organizasyonlarda kadının eski ve yeni durumu, din ve aile, dini farklılaşma, dini bütünleşme, din ve gelişme, çeşitli dini ahlak ve konular din sosyolojisinin başlıca meselelerini oluşturmuştur. (8)   

                

                Özetle din, insanın hayatta inanması ve yaşaması gereken bir yoldur. Her ne kadar bu yol çeşitlilik arz etse de Allah dini tektir. Nitekim Kur’an Kerim: “Ve şüphesiz ki bu; Benim dosdoğru yolumdur. Ona hemen uyun. Başka yollara uymayın ki; sonra sizi O’nun yolunda ayırırlar. İşte sakınasınız diye size bunları emretti.” (9) ifadeleriyle yolların çeşitliliğini, ancak Allah’a giden yolun tekliğin ortaya koymakta. İbn Kesir bu ayeti tesir ederken; Allah-ı Teala; Ona hemen uyun, başka yollara uymayın- ayetinde; kendi yolunu tekil olarak zikretmiştir. Zira hak birdir. Dağınık olması ve birçok şubeleri bulunması sebebiyle ise diğer yolları çoğul zikretmiştir. Nitekim başka bir ayette şöyle buyurur: - Allah, inanların dostudur. Onları karanlıktan aydınlığa çıkarır. Küfredenlerin dostlar ise, Taguttur. Onları, aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar ateş yaranıdırlar. Onlar, orada temelli kalacaklardır. (2/256)’ demekte. (10)

 

                Adı geçen ayetin tefsirinde Mevdudi’de şöyle demekte: “ Bu yolu izleyin, çünkü bu Doğru Yoldur.” Yukarıdaki andığımız “Tabi Ahd” insanın Allah’ın gösterdiği yolu izlemesini gerektirir. Çünkü bundan isyan ve bağımsızlık yollarına koyulma bu ahdin ilk çiğnenmesi olacak ve kişiyi birbiri ardınca daha başka sapmalara götürecektir…” (II)

 

                Kur’an da İslam kelimesi ile din eş anlamlı kullanılmakta (3/19) ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin İslam olduğu ifade edilmektedir. (3/85, 4/125, 5/3, 42/13)

 

                Hadislerde de din haniflik ve İslam ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.

 

-------

KAYNAKÇA

1-) Kuran’ı Kerim 54/49

2-) Kuran’ı Kerim 3/19

3-) Tefhimul Kur’an Cilt 1 sh. 197

4-) Kur’anı Kerim 3/85

5-) Kur’anı Kerim 3/73

6-) Kuranı Kerim 22/78

7-) İslam Ansiklopedisi Cilt 9 sh.312 (DİB)

8-) İslam Ansiklopedisi Cilt 9 sh.345 (DİB)

9-) Kur’anı Kerim 6/153

10-) İbn Kesir sh.2869

 

(DEVAM EDECEK)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları