Detoks; İçimizdeki Temizlik Sistemleri (1)

11.04.2018
Ümit Yurtkuran

Kirlilik hayatın temel gerçeklerinden biridir. Ancak gelmiş geçmiş tüm zamanların en kirli dünyasında yaşıyoruz. Soluduğumuz hava; toz, duman, egzoz gazı ve endüstriyel atıklarla kirlenmiş. Yediğimiz meyve ve sebzeler; hormonlar böcek ilaçları, bitki ilaçları ve diğer tarım kimyasalları ile dolu. Devamlı olarak antibiyotikler, hormonlar ve başka kimyasal ilaçlarla beslenen hayvanlardan elde edilen et ve et ürünleri, yumurtalar, içi kimyasal katkı maddeleri ile dolu, çeşit çeşit yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri yiyoruz.

 

Çeşitli kimyasal katkı maddeleri ile lezzetlendirilmiş fast food tarzı yapay gıdalarla beslendiğimizi sanarak, rafine edilmiş, işlenmiş, sayısız fabrikasyon yapay yiyeceklerle, sayısız kimyasallar tüketiyoruz.

 

Genel olarak günlük hayatımızda; yoğun şekilde kanserojen kimyasallar içeren tuz ruhu, çamaşır suyu, deterjanlar gibi temizlik ve çok çeşitli kişisel bakım ürünleri kullanarak zehirleniyoruz. Vaktimizin pek çoğunu doğal yollarla havalandırılmayan, modern inşaat teknikleri ile yapılmış, enerji tasarruflu, alışveriş merkezleri, rezidanslar, hastaneler ve işyerleri gibi, soluduğumuz havanın sürekli kimyasal toksinlerle kirlendiği, negatif iyon yoksunu kapalı mekanlar da geçiriyoruz.

 

İnşaatlarda kullanılan hava geçirmez yalıtım malzemeleri, boyalar, yanma geciktirici kimyasallar, evde ya da iş yerlerinde kullandığımız eşyalardan yayılan toksinler soluduğumuz havayı sürekli kirletiyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, sürekli stres altında çeşitli bahanelerle her fırsatta kimyasal ilaçlar kullanıyor, alkol ve tütün ürünleri tüketiyoruz. Örneğin ev ve işyerlerinde kullanılan sentetik halı ve halı yapışkanları üzerinde yapılan kimyasal analizlerde; Formaldehit, ftalat, benzen, tolüen, ksilen, metakrilat, tetraklor, etilen, metil naftalin ve stiren gibi toksik kimyasal maddeler olduğu görüldü.

 

Bunların tamamı da insan sağlığı için çok tehlikeli kanserojen toksik maddeler. Yani; sadece sentetik halılarla kaplı bir ortamda soluduğumuz hava bile kanserojen kimyasallarla dolu. Çocukluğumuzdan itibaren bedenimizin dış temizliğine ve bakımına ilişkin pek çok şey duyar, öğrenir ve uygularız. Çeşit çeşit sabunlar, şampuanlar, kremler, losyonlar, çeşit çeşit makyaj malzemeleri, deodorantlar, parfümler, jöleler vesaire (tamamı da toksin kaynağıdır) hep dış temizliğimiz ve görüntümüz içindir.

 

Ancak günlük hayatımızda yaptıklarımız, yediklerimiz, içtiklerimiz, kullandıklarımız, soluduğumuz hava ve diğer etkenlerle, vücudumuz içinde neler olup bittiğini, kirlenip kirlenmediğini, kirleniyorsa temizlenip temizlenmediğini, temizleniyorsa nasıl temizlendiğini, pek düşünmeyiz. Şikayetlerimiz başlayıp hasta oluncaya kadar, hatta hastalandıktan sonra bile bedenimizin iç temizliği aklımıza bile gelmez. Oysa sağlığımız için, vücudumuzun iç temizliği, bedenimizin dış temizliği ve bakımından çok daha fazla önemlidir. Çünkü insan vücudu trilyonlarca hücreden meydana gelir. Bu hücreler “Allah'ın koyduğu yasalara uygun olarak, sürekli ölür ve ölenlerin yerine yenileri oluşur”.

 

Bu sayede bütün organlarımız ve sistemlerimiz (bağışıklık sistemi, sindirim sistemi, solunum sistemi, dolaşım sistemi, lenf sistemi, sinir sistemi, iskelet sistemi, kas sistemi gibi sistemler) canlılığını devam ettirir ve hiç ara vermeden sürekli çalışır. Beynimizin, kalbimizin, karaciğerimizin, pankreasımızın böbreklerimizin, dolaşım sistemimizin ve diğerlerinin ömrümüz boyunca 5 dakika bile tatil yapma imkanı yoktur. Sürekli çalışmak zorundadırlar ve bu da ancak sağlıklı hücre yenilenmesi ve muntazam çalışan bir metabolizma ile mümkündür.

 

Kısaca sağlıklı ve uzun bir hayat sürebilmemizin en önemli şartı; “Hücre yenilenmesinin düzenli bir şekilde devam etmesidir”. Hücre yenilenmesinin sürekliliği için ise, öncelikle ortamda bulunmaması gereken “Asit ve toksinlerin yok edilmesi” ve imalat için gerekli olan oksijen, negatif iyonlar, mineraller, vitaminler, elementler, iz elementler ve yağ asitleri gibi ismini bildiğimiz ya da bilmediğimiz sayısız malzemenin, “tam zamanında ve en uygun miktarlarda” hücrelerimize ulaştırılması şarttır.

 

Bu işlemlerin gerçekleşebilmesi için ise; öncelikle sindirim sistemimizin, özellikle bağırsaklarımızın sağlıklı ve düzgün çalışır durumda olması ve kanımıza detoks sistemlerimize taşınacak toksin miktarının minumum seviyede olması gereklidir. Eğer dağ başında ormanlık bir alanda veya deniz kenarında, stresten ve modern çağda hayatımızı kolaylaştırmak ve daha eğlenceli hale getirmek adına üretilen, teknolojik araç, gereç ve cihazlardan uzak yaşamıyor, günlük olarak taze meyve, sebze ile beslenip suyumuzu doğal bir pınardan içmiyorsak, bugünkü şartlar altında ve zaman içerisinde vücudumuzda toksik kalıntıların birikmesini engellemenin hiçbir yolu yoktur. Günümüzde; kanser, siroz, diyabet, hormon bozuklukları, kemik erimesi, sindirim sistemi bozuklukları ve obezite gibi pek çok hastalık; doğrudan virüsler, bakteriler veya diğer patojen mikroplar nedeniyle olmaz. Genel olarak günlük hayatımızda ve beslenme tarzımızla yaptığımız uzun süreli yanlışlar sonucu oluşan kapasite fazlası "Toksinlerin ve asidik atıkların vücudumuzda uzun süreyle biriktirilmesinden” ve bunların, patojen mikro organizmaların vücudu hasta etmesi için, gerekli ortamı hazırlaması nedeninden kaynaklanır.

 

Benzer şekilde eklem romatizması, damar sertliği, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ve bağışıklık sistemi problemleri gibi sağlık problemlerinin çoğu da, vücudumuzda biriken asitler, toksinler, enfeksiyonlar ve bunlara bağlı olarak gelişen çürüme ve “Hücre bozulması" nedeniyledir. Hücrelerin bozulmaya başlaması ile, organların tahrip olup, hastalıkların ortaya çıkması arasın da çok uzun yıllar geçmesi nedeniyle, hücrelerimizin ölüyor olmasını pek fark etmeyiz. Örneğin; kendisini kilolu zanneden yetişkin bir insanın kalın bağırsağında (yıllarca yaptığı yanlış beslenme alışkanlıkları sonucu biriktirdiği) ortalama 5 – 15 kg. arasında katılaşmış dışkı bulunur. Bu durumdan da, bağırsak florası iyice bozulup, şişkinlik ve tuvalet problemleri rahatsız edici boyutlara ulaşıncaya kadarda pek şikayetçi olmaz. Şikayet etmeye başladığında ise, sadece bağırsakları ile ilgili problemlerini çözmek için doktor aramaya başlar. Halbuki tüm vücudumuz için gerekli olan mikro gıdaların pek çoğunun emilimi kalın bağırsakta gerçekleşir. Bu emilim sırasında kalın bağırsak çürümüş atıklarla dolu ise, gerekli maddelerin yanı sıra, çürümüş, hastalık yapıcı zararlı toksik maddelerde özümsenerek kana karışır. Yıllar boyu özümsenen bu zararlı maddeler vücudumuzda birikir, birçok hücremizi öldürür, bazı organlarımızı hasta eder ve vücudumuzda birçok şikayetin ortaya çıkmasına neden olur. Hiç kimsede bu hastalıkların ya da şikayetlerin asıl nedeninin, senelerce yaptığı beslenme yanlışları sonucu, bağırsaklarında biriken çürümüş atıklar olduğunu düşünmez.

 

Peki; tüm bu kimyasal kirliliğe ve olumsuzluklara rağmen nasıl oluyor da günlük hayatımıza devam edip çoğalabiliyoruz?.. Yediğimiz, içtiğimiz pek çok şey kimyasal toksinlerle dolu ve sağlığımız için zararlı, soluduğumuz hava kirli, ilaç diye kullandığımız kimyasalların tamamı zararlı, düşüncelerimiz kirli, sinirlerimiz bozuk ve tüm bunlara rağmen biz ölmüyoruz, hem de uzun sayılabilecek bir zaman yaşıyor ve çoğalıyoruz. Bu sorunun cevabını basitçe “Vücudumuzdaki Detoks sistemleri” şeklinde verebiliriz. Genelde “Detoks sistemlerimiz hakkında ya hiçbir şey bilmeyiz ya da çok az şey biliriz”. Vücudumuzda hiçbir işlemin şansa bırakılmadığını, hiçbir hastalığın tesadüfen olmadığını görmek, bedenimiz içinde olup bitenler hakkında basitçe fikir sahibi olarak, “Görevlerini zorlaştırmamak ya da kolaylaştırmak için destek olmak açısından, detoks sistemleri hakkında” kısaca bilgi sahibi olmamız gerektiğine inanıyorum. 



(devam edecek)


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye