22 Temmuz 2019 Pazartesi •

COĞRAFYAMIZ ÜZERİNE BİR TAHLİL

31.12.2018
Süleyman ARSLANTAŞ

Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyamızda bölge dışı ülkeler ve bölge ülkelerinin de dahil olduğu çeşitli ve önemli olaylar gelişmekte. Bölgenin en güçlü ülkelerinden olan Türkiye ve İran özellikle Suriye’nin toprak bütünlüğünün altını çizseler de, dışarıdan gelenler öyle düşünmüyor. Onlar istiyorlar ki bölge ülkeleri hem nitelik hem de nicelik açısından küçülsünler. Zira bu tasarımlarını daha önce yaşanan iki cihan savaşı öncesinde yaptılar ve başardılar da. Osmanlı sonrası coğrafyamızın haritasını cetvelle çizdiler. Bugün bölgemizde yaşamış olduğumuz kaotik ortamın belki de en önemli nedenlerin başında bu gelmektedir.

Coğrafyamızın kendisinden kaynaklanan ve kendisine tahmil edilen sorunlarının olduğu muhakkak. Kendisinden kaynaklanan sorunların başında AİDİYET sorunu gelmekte. Zira bölgemiz yöneticileri ve yönetilenleri aidiyetlerini, tarihlerini, yaşadıkları coğrafyanın ve insanlarının kaderini göz ardı ettiler. İnsanlar, düşünmeyi düşünmekten vazgeçtiler. İlmin, irfanın, faziletin, ahlakın yerini seküler eğilimler ve anlayışlar aldı. Yönetenleri ve yönetilenleri genelde şöhretin şehveti kuşattı. Allah rızasının yerini “desinler” aldı. Dost ve arkadaş ayrımı birbirine karıştı. Allah, Resulu ve O’na iman edenlerin dostluğu yetmedi insanımıza. Domuz etine gösterilen hassasiyet; dostluğa, İslam kardeşliğine gösterilmedi ve hatta insan olmak ortak paydasına bile gösterilmedi. İlkelerimiz, aidiyetimiz davranışlarımıza hükmedemez hale geldi/getirildi. En önemlisi de dünya ve ahiret hayatı anlayışımızın değişmesi oldu. Dünya hayatındaki konumumuzu kaybettik. Dün, bu dünya hayatımızdaki konumumuz misafirlikti. Bugün kendimizi ev sahibi olarak görüyoruz. Elbette ev sahibi olunca da inanç ve yaşayış biçimimiz ona göre şekilleniyor. Yani seküler eğilim ve yaşantı biçimi insanımızı, coğrafyamızı kuşatmış gözüküyor. Dün, Kuran’ın artırma, artanı kavramının karşılığı fakirin, miskinin, borçlunun, yetimin hakkı olarak ele alınırken; bugün kendimiz için ev sahibi olarak gördüğümüz dünya hayatı için bir güvence olarak ele alınıyor.

Kendimizden kaynaklanan sorunlarımızı daha da genişletebiliriz. Ama başkalarının bizlere, coğrafyamıza tahmil ettiği sorunlar da unutulmasın ki önemli ölçüde bizlerden, zaafımızdan, aidiyetimizi göz ardı etmemizden kaynaklanmaktadır. Şunu demek istiyorum, genellikle başımıza gelenler, hoşnut olmadığımız olaylar ve sorumluları olarak hep başkalarını görüyor ve suçluyoruz. Kahrolsun İsrail, Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İngiltere gibi.. Be Hey! Aklından dolayı Allahu Teala’nın kendisini muhatap kabul ettiği insan/Müslüman bilmiyor musun ki, “Hak gelince batıl zail olur.” Hak ile ilişiğini kesen insanın batılı yok etme şansı olur mu ? Ne zaman tezlerinizle var olacaksınız?

Bu girizgahın ardından bölgemizde, coğrafyamızda yaşanan ve yaşanması istenen olaylara bakalım isterseniz. Aslında karşılaştıklarımız bizlere yabancı değil. Evet bugün de dün olduğu gibi yani 1.Dünya Savaşı öncesindeki gibi topraklarımızı yeniden parsellemek istiyorlar. Dün, Osmanlı sonrası toprakların kimlere verileceğinin hesabını İngiltere ve Çarlık Rusya’sı yapıyordu. Bugün Amerika ve Rusya yapıyor. Günümüzde kıyaslamak bakımından 21 Kasım 1915 ‘de Fransa’nın Rusya büyükelçisi Paleologue ile Çar arasında geçen bir konuşmayı paylaşalım. Çar, büyükelçiye hitaben : ‘’ Aklımdan çıkmayan iki husus var. Zihnimde ikide bir bunlara dönüyorum. Birincisi, Türklerin Avrupa’dan atılması. İkincisi de İstanbul’un gelecekte uluslararası idareye tabi tarafsız bir şehir haline getirilmesidir. İstanbul ve Çanakkale Boğazları boyunca, İstanbul şehrinin kendisi ve yakın civarı dışında geri kalan her şey Rusya’ya verilmelidir.’’ der. ( Altay Cengizer Osmanlı’nın Son Savaşı sh 516 Ötüken Yay.) Bugün de başta Suriye olmak üzere Irak, İran,Türkiye,Mısır,Yemen topraklarının yeniden parsellenmesi hesapları yapılıyor.Yine dün Mekke Şerifi Hüseyin ve oğulları , Emir Faysal,Abdullah ikilisi İngilizlerin,Fransızların coğrafyamıza ilişkin tasarılarının ameleliğini yapıyorlardı, keza bugün de Kral Selman ve oğulları Muhammed ve Halid buna ilaveten Muhammed bin Zayed (BAE), Muhammed bin Dahlan (Filistin), Sisi gibi figürler Amerika’nın emellerinin ameleliğini yapıyorlar.Merak etmeyin bizim kuşak, dünkü emperyalistlere uşaklık yapanları lanetle andığı gibi bugünün ve geleceğin kuşakları da lanetle anacak ve belki de mezarlarına tükürecekler..

Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa ve diğerleri topraklarımızın, coğrafyamızın yeniden parsellenmesini istiyor olabilirler. Hatta Amerika’lı neocon Peters’in tasarladığı yeni haritayı ve haritaları da servis edebilirler. Niçin etmesinler? Neredeyse Müslümanların felaket baharı olan ve fakat adına Arap Baharı denilen olayların üzerinden 8 yıl geçti. Mısır’ın hali ortada, Libya gitti, Tunus ayakta ve hayatta kalma derdinde, Suudi Arabistan menfur emeller peşinde, İran adeta Yemen ve Suriye üzerinde kendisine düşen barışçıl bir rol üstlenmesi gerekirken, bu rolünü yerine getirmekte geç kalıyor. Suriye denkleminde kısmen Türkiye tarafından İran belli bir noktaya getirildi. Bilhassa 7 Eylül 2018 Tahran zirvesi coğrafyamız İran ve Suriye için önemli bir zirveydi. Türkiye ve İran o zirvede çözüm olabilecek iradeyi sergilediler. Rusya başta olmak üzere diğer aktörler açıkta kaldı. Bu güzel bir gelişmeydi. Peki bir güzel başlangıç da Yemen için yapılamaz mı? Yemen merkezli Suud-İran kapışması sonlandırılamaz mı? Yemenli mazlumlara nefes alma imkanı verilemez mi? Her dakika açlıktan ölen çocuklara merhamet edilemez mi? Yoksa Suudilerin kulağına Amerika ve Yahudi dostları Yemen’de dünyanın en büyük petrol rezervinin olduğunu mu hatırlattılar. Yani bu petrol yatakları üzerinde oturan %37 lik nüfusa sahip Şiilerin/Zeydilerin/Husilerin bu topraklardan uzaklaştırılmaları emrini mi aldılar? Olabilir, zira Doğu Akdeniz ‘de de benzer şeyler yaşanıyor. İsrail ve onun şahsında emperyal güç odakları Doğu Akdeniz’deki tahmini üç buçuk trilyon metre küp olan doğalgaza göz diktiler. Tetikçi İsrail’in uzun zamandan beri Gazze’yi vurmasının sebebi bu değil mi? Batı’nın Güney Kıbrıs’a ilgisinin ardında bu yatmıyor mu? Rusya hangi amaçla Doğu Akdeniz ‘e indi? Sakın kimse Rusya’nın Suriye ve Beşar Esed rejimini korumak için Doğu Akdeniz’e geldiğini sanmasın.

İç politikadaki çeşitli uygulamaları keza yargıdaki uyumsuzlukları, çeşitli atamaları tenkit etsek de coğrafyamız için İyi ki Türkiye var demek mecburiyetindeyiz. Eğer Türkiye’nin Filistin, Suriye, Irak ve en genelde bölge hassasiyeti olmasaydı ve yine Katar ambargosuna, Kuzey Irak Referandumu’na, Filistin sorununa, Sisi darbesine seyirci kalsaydı belki de çok daha vahim olaylar yaşanabilirdi. Türkiye ve İran ikilisi Yemen başta olmak üzere Filistin ve Suriye olmak üzere yeniden aidiyetleri ile örtüşen, etnik ve mezhep merkezli olmayan, insan merkezli bir projeyle olaylara eğilirlerse coğrafyamız için yeniden bir umut ışığı doğabilir. Aksi halde meydan çakallara ve yandaşlarına kalır.

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye