ÇOCUK VE DÜŞMAN

04.05.2017
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sağlam

ÇOCUK VE DÜŞMAN

 

İnsan doğarken, aslında en büyük düşmanı da onunla birlikte dünyaya gelmiştir. Bu düşman ihtiyaçlarını karşılarken hiçbir engele takılmak istemez, ister ki gönlünden geçen her şey olsun, hiçbir şey buna engel olmasın. Aslında bu durum yani düşmanın(nefsin) bu talepleri çocuk için normaldir, çünkü çocuğun ahlaki değerleri henüz oluşmamıştır. Çocuk büyüdükçe, yaşam deneyimleri arttıkça, çevresinde olup bitenleri gözlemledikçe nefsin bu ilk aşamasını(nefsi emmare, Freud’un ifadesi ile İD) yavaş yavaş sorgulamaya başlar. Çocuk artık dünyada yalnız olmadığını, sadece kendi isteklerinin varolmadığını, dünyada başka insanlar ve onların arzuları da olduğunu fark etmeye başlar. Bu fark ediş çocuğun nefsine karşı aslında ilk muhalefetidir. Hala onun isteklerini yapmakla birlikte artık bu yaptıklarını sorgulamaya başlamıştır. Bu sorgulamalar onu nefsin ikinci aşamasına(nefsi levvame, Freud’un ifadesi ile EGO devreye giriyor) geçmesine neden olur.

 

Nefsin isteklerini her ne kadar yerine getiriyor olsa da çocuk artık nefsin otoritesini sorguluyor ve onun bu aşırı ve kontrolsüz taleplerinde bir yanlışlık olduğunu düşünürken bir yandan da onun bu isteklerine direnmek istiyordur. Bu uzun mücadelenin ilk dönemlerinde yalnızca sorgulayan çocuk, dönemin sonuna doğru artık vicdan, ahlak, değer gibi kavramları oluşturmaya başlamış, her ne kadar zaman zaman nefsine uymaya devam etmekte ise de yanlış giden bir şeyler olduğunu fark etmiştir. Bu fark edişle birlikte bir taraftan çocukluktan yetişkinliğe evrilen insan büyük bir adım atarak nefsin üçüncü aşamasına(nefsi mülhimme, Freud’un ifadesi ile EGO daha baskın) geçer.

 

Bu büyük adım nefsin arzularına dur demektir, yani kişi artık nefsin her isteğini yapmayacaktır. Edindiği ahlaki değerler nefsin taleplerini süzgeçten geçirmekte, bazı istekler bu süzgeçten geçerken bazıları ve genelde çoğu bu süzgece takılmaktadır. Bu süzgeçten geçirmeler sırasında kişi her defasında nefsine dur diyerek aslında onu kontrol etmeye başlamış ve bu büyük mücadelenin sonunda kişi savaşı kazanıp, nefsini alt ederek bir üst aşamaya(nefsi mutmain, Freud’un ifadesi ile SÜPER EGO) geçmiştir. Artık nefis emir veren değildir, kişinin izin verdiği ölçüde talep edebilmekte ya da kişinin yaptıkları ile yetinmektedir.

 

Bu mücadele dolu süreç insanında doğumdan ölüme olan serüvenidir. Çocuklukta nefsin emrine uymak makul görülürken ilerleyen zamanda kişinin bundan kurtulması beklenir. Ne yazık ki biyolojik ömrü son aşamaya geldiği halde insan, hala nefsin ilk aşamasında kalabilmektedir. Oysa insanı diğer canlılardan ayırt eden en önemli özelliklerinden biri düşünme ve iradenin birlikte kullanılmasıdır. Ne kadar acıdır ki milyarlar içinde yalnızca kendinin varolduğunu zanneden ya da öyle olmasını isteyen insan bu hedonist yani hazları doğrultusunda yaşamanın bir sınırı ve sonu olmadığını görememektedir.

 

İnsan ne zaman bu büyük düşmanı tanır ve fark edebilirse o zaman kendisinden başka kimselerinde canının acıyabildiğini, onlarında acıkabildiğini, üşüyebildiğini fark edecek, sorumluluklarını hatırlayacak bu da onu insani özelliklerine döndürecektir. Bu mücadele dolu süreç elbette zorluklarla doludur. Ama unutulmaması gereken biyolojik gelişim aşamaları ile nefsin aşamalarının uyumlu gelişmesidir. Biri önde iken diğerinin geride kalması dengesizliğe yol açacaktır. Bu durum nefsin aşamalarının biyolojik gelişimin önünde gitmesi içinde geçerlidir. Çünkü bu durumda da sağlıklı bir ilerleme sağlanamaz ve ileriki yıllarda geriye gitmeler ortaya çıkabilir.

 

Anne-babalar çocuklarına bu düşmanı tanıtmaktan sorumlu birincil kişilerdir. Onlar bu tanıştırma işinde geciktikçe fizyolojik gelişim ve nefis arasındaki fark açılacak ve her geçen gün farkı kapatmak için daha fazla gayret gerekecektir. Bu yüzden henüz çocuklar çocukken, anne-babalar işini yapsın ve çocuklarını düşmanın eline ve insafına-ki onda insaf yok- bırakmasın.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye