12 Aralık 2017 Salı

$ : 3.8401 • € : 4.5278 • A : 156.9300

Ali Bayramoğlu / Büyük ideolojik buluşma ve Kürt sorunu
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Büyük ideolojik buluşma ve Kürt sorunu

23.11.2017

Ali Bayramoğlu/Büyük ideolojik buluşma ve Kürt sorunu Ali Bayramoğlu

Türkiye’deki yeni siyasi dengelerin oluşumunda Kürt sorununa yönelik yaklaşımın değişmesinin de rolü olduğunu söyleyen Ali Bayramoğlu, bu konuyu tekrar normalleştirmek gerektiğini savunuyor.

 

Türk siyasi hayatındaki yerleşik denge ve ittifakları alt üst eden temel unsur nedir sorusuna verilecek ilk yanıt, şüphe yok ki, “İslami kesimin içinde baş gösteren büyük iktidar savaşı” olacaktır. Gerçekten de, bu savaşın 2012’deki ilanından 2015’te sistemi tarumar eden infilakına kadar geçen üç yıl, açık toplum arayışından kapalı topluma düzenine geri dönüşün pek çok işaretiyle dolu. Ve bu işaretlerin hatırı sayılır bir kısmı bu savaşa has.

 

Bununla birlikte, “Gülenci kalkışma” bu “geri dönüş” öyküsünün tek faktörü olarak ele alınamaz. Arap baharı, Gezi olayları, kimlikçi ve ataerkil söylemde doz artışı gibi gelişmeler de bu açıdan kritik rol oynadılar. Bunlar arasında Kürt meselesinin altını özellikle çizmek gerekir. Kürt meselesi etrafında yaşanan gelişmeler, siyasi eksenlerin kaymasında en az Gülen meselesi kadar önemli ve özerk bir rol oynadılar, oynamaya devam ediyorlar. AK Parti’nin politikalarını, daha da öte Türkiye’nin bugünü ve yarınını yerli yerine oturmak, doğru değerlendirmek bakımından “Gülen şoku” kadar, bu rolü anlamak hayatidir.

 

YENİ SİYASİ İTTİFAKLAR

 

Hafızaları tazeleyelim.

 

4 Kasım 2016. Yaklaşık bir yıl öncesi.

 

Olağanüstü Hal rejimi altında, Gülencilerle mücadelenin ötesine geçen adımların en keskini atılıyor, 12 HDP’li milletvekili gözaltına altına alınıyor, ardından bunların 11’i tutuklanıyordu. Bir yıl önce yapılan genel seçimlerde yüzde 10 oy almış, çözüm sürecinde hükümetin muhatabı olmuş HDP ile 106 yerde belediye başkanlıkları elinde bulunduran BDP’nin sistem tarafından “gayri meşru” ilan edilmesinin ilk fişeği atılmıştı. 17 Kasım günü geldiğinde 34 BDP’li belediye başkanının yerinde atanmış kayyumlar vardı. Bu rakam bugün 82’ye ulaşmış durumda. İstatistikler 2016 Kasım’ından 2017 Kasım’ına 27 HDP’li milletvekilinin 67 kez gözaltına alındığını, 15’nin tutuklandığını, 9’nun hala tutuklu olduğu gösteriyor. 4 Kasım’daki fişeğin 15 Temmuzla uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Nitekim Kürt meselesinde makas değişikliğiyle ilgili ilk işaret, darbe girişiminden önce, Mayıs 2015’te, AK Parti-MHP-CHP işbirliğiyle Kürt milletvekillerini hedef alan bir şekilde dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla atılmıştı. Kürtlerin Ortadoğu’da, PKK’nın Suriye’de alan genişletmesi, 2015 yazı aylarında Güneydoğu’da başlattığı kalkışma girişimi siyasal sistemin sinir uçlarına dokunmuş, siyasi elitin temel korkusunu, beka endişesini devreye sokmuştu. 15 Temmuz sonrası iklimde ve olağanüstü hal koşullarından istifadeyle başlatılan tutuklama furyası ve izleyen gelişmeler başka bir kaynaktan gelen ve kararlaştırılan siyasi bir kopuşa işaret ediyordu.

 

22 Aralık 2016. Yaklaşık 1.5 ay sonra.

 

Erdoğan bu kopuşu, yeni güvenlik stratejisi çerçevesinde  şu sözlerle açıklayacaktı:

 

“İçeride ve dışarıda hangi tehdit söz konusu olursa olsun biz üzerine gidecek, sorunları bizzat kaynağında çözeceğiz. Suriye ve Irak konusu bizim için bir beka meselesidir. Buradaki güvenlik kavramı sadece asayişi, sadece sınırların korunmasını kapsamıyor. Savunmadan emniyete, adaletten sağlığa, ekonomiden ulaşıma, enerjiden eğitime, bilişimden şehirleşmeye her konu yeni güvenlik konseptimizin içindedir (...) İşte görüyorsunuz, dokunulmazlık tahtındaki milletvekillerinden tutunuz belediye başkanlarına varıncaya kadar bütün bu teröre malzeme olanlar, malzeme taşıyanlar bunun bedelini ödüyorlar ve ödemeye devam edecekler.”

 

5 Ocak 2017. 10 gün sonra.

 

Askeri çevrelerle iyi ilişkileriyle bilinen, legalist ve Atatürkçü eğilimde bir gazeteci olan, Milliyet Gazetesi Yayın yönetmeni Fikret Bila, bu “yeni bakış” konusunda Erdoğan’ın yalnız olmadığını gösteren “Bir Asırlık Oyun” başlıklı bir yazı kaleme alıyordu:

 

“Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaş ve parçalanma süreci emperyalist devletlerin Ortadoğu’da ikinci paylaşım savaşının sonuçlarıdır. İkinci paylaşım savaşında, sınırları tehdit altında olan hedef ülkelerden biri de Türkiye’dir. (...) Günümüzde Büyük Kürdistan projesinin ön almaya çalıştığını görüyoruz. PKK’nın, Suriye’deki gelişmeler ve özellikle Kobani olayından sonra Güneydoğu’da hendek politikasına geçmesi ve şehir savaşları yoluyla bölgeyi işgal etmeye kalkışmanın amacı bu projeyi hayata geçirmekti. (...) Ankara ‘büyük resme’ bakıyor, sürece doğru teşhis koyuyor. ‘Bir asırlık oyunu’ bozmak için Çanakkale’deki, Kurtuluş Savaşı’ndaki ruha ihtiyaç vardır.”

 

On gün sonra, 15 Ocak 2017’ta tarihe ve ortak ruha vurgu sırası bu kez Erdoğan’daydı:

 

“Bundan sonrası, önümüzdeki gerçekler ışığında yeni Kurtuluş Savaşımızı hatta yeni Çanakkale Savaşımızı verme ve zafere ulaştırma dönemidir, Anayasa’mızın 104. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olarak milli bir seferberlik ilan ediyorum”.

 

Ertesi gün. 16 Ocak 2017.

 

TSK içindeki ulusalcı gruptan emekli Albay Üçok, “milli seferberlik ilanı”nı ülkenin bekasına karşı birlik olma çağrısı” olarak değerlendiriyor, “birliği sağlayacak tek gücün Cumhurbaşkanı” olduğunu söylüyordu.

 

Nihayet milliyetçi-ülkücü cephe. 16 Mart 2016’ta Bahçeli parti teşkilatlarına gönderdiği bir genelgede şunları yazacaktı:

 

“Terörizmi dış politika aracı ve Türkiye’ye şantaj vasıtası olarak kullanan mihrakların milli birlik ve kardeşliğimize, tarihsel hak ve çıkarlarımıza diş biledikleri açık ve meydandadır. 8 Şubat 2016 tarihinde, Rusya’nın PKK ve YPG’yi terör örgütü olarak görmediğinin ilanı hem Astana görüşmelerine hem de önümüzdeki Cenevre sürecine gölge düşürdüğü tartışmasızdır. (...) Türkiye’nin milli uzlaşma ve kaynaşmayla saflarını sıkılaştırması kaçınılmaz ve inkar edilmez bir zorunluluk olarak en başta siyasi partilerin görevidir.”

 

ÜÇ POLİTİK SONUÇ

 

Yukarıda tablonun tarif ettiği en az üç sonuçtan söz edilebilir.

 

Bunlardan birincisi Türk siyasal sisteminin derin korkularının, bölünme ve kuşatılma endişenin devrevi yükseliş dönemlerinden birisine girmiş olmasıdır.

 

İkincisi, siyasi analizlerde sık zikredilen ittifak değişikliklerinin, parlamentoda Kürt meselesi konusunda AK Parti-MHP-CHP yakınlaşmasının, genelde muhafazakâr-ulusalcı yakınlaşmasının temelinde, sadece Gülen meselesinin, iç paylaşım kavgasının yatmadığı aynı zamanda Kürt meselesi bu açıdan etkili bir rol oynadığıdır. Suriye’deki iç savaş,  Türk sınırı boyunca yaşayan Kürt topluluklarının PKK-PYD’nin yönetiminde siyasi bir egemenlik alanı elde etmelerini sağlamıştır. Ardından bu ikili IŞİD’le mücadelede uluslararası ittifakın parçası olarak meşruiyet imkanlarına ulaşmışlardır. Irak’da bağımsızlık eğilimi ortaya çıkmış ve Kerkük-Musul Kürt egemenlik alanı içine alınmaya çalışmıştır. Bu hareketlilik Türkiye’nin Kürt sorununu ulusal sınırlar ötesinde algılaması ve ela almasına yol açmıştır. Suriye’deki bu gelişmeler Türkiye’nin endişe ve korkularını beslemiş, siyasi yollara olan güvenini azaltmış, asayiş ve reddiyetçi politikalara dönmesine vesile olmuştur. O zaman büyük resme ilişkin tespit şudur: Bugün ülkede hüküm süren milliyetçi popülizm merkezli güvenlikçi yeni siyaset paradigmasının derin kökü Kürt sahasındaki gelişmelerde ve Türk siyasal sisteminin bu gelişmelere uyum sağlama zorluklarında yatmaktadır. Siyasi yelpazedeki yeni yapılanmada, büyük ideolojik buluşmada, Kürt meselesi hayati bir rol oynamaktadır.

 

Üçüncü sonuç yeni iktidar bloğunun iç çekirdeğine ve “ekonomi politiği”ne ilişkindir. Bu iç çekirdek AK Parti ile MHP arasında Kürt meselesi, olağanüstü hal politikaları ve otoriter istikrar modeli konusunda oluşan  fiili bir koalisyona işaret eder. Türk usulü başkanlık sistemini de içeren bu istikrar modelinde, yapıştırıcı rol oynayana husus FETÖ krizinden çok Kürt meselesidir. Bu kriz, diğer ifadeyle Gülen meselesi, onun devlet omurgasında yarattığı tahribat, olağanüstü hal rejiminin imkanları, kullanım biçimi, çöken ordu ve yargının sorunlu ve ideolojik yeniden yapılanışı üzerinden bu modelin yerleşmesinin bir vesilesi olarak karşımıza çıkıyor.

 

2019 seçim sonuçları ne olursa olsun, siyasi dengeler nasıl oluşursa oluşsun, Türkiye’nin siyasi gidişatı ve demokrasi karnesi, bu sonuç ve gelişmelerden bağımsız düşünülemez.

 

Açık toplum fikrine tekrar geri dönüş imkanları da bu çerçevede aramak gerekir. İki yol açıkça kendisini gösteriyor: Bölgedeki siyasi koşullara uyum ve Kürt sorununu tekrar normalleştirmek...

 

(Karar)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kaya Giyim / Kalitede öncü giyim dünyası
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05