Mehmet Yavuz AY / BOSNA BİLGESİ ALİYA İZZETBEGOVİÇ KONUŞUYOR!
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

BOSNA BİLGESİ ALİYA İZZETBEGOVİÇ KONUŞUYOR!

13.04.2018

Mehmet Yavuz AY

“Görüyorsunuz, Allah bizi zor bir imtihandan geçiriyor. İnsanlarımız boğazlanıyor; kadınlarımız ve çocuklarımız öldürülüyor; camilerimiz yıkılıyor ve biz ne onları, ne de onların kadınlarını ve çocuklarını öldürmek, kiliselerini yıkmak istiyoruz. Bunu yapmak istemiyoruz. (s. 25) (…) Aslında, herhangi bir kutsal nesneyi tahrip etmemiz, bizlere, sarih bir biçimde yasaklanmıştır. Sırbistan’a dört asır boyunca Türkler hükmetmiş olmasına rağmen, bu yasaklama sayesinde Decani, Gracanica ve Sopocani manastırları yerlerinde duruyorlar. Türkler buraları tahrip etmediler. Çünkü inandığımız Kitap, bu türden bir tahribatı reddediyor.

 

 

(…) Nihayetinde, çalışması ve savaşması gerektiğine, ancak olaylara hükmedemeyeceğine inanan bir halka mensubuz. İnsanlar tarihe hükmedemezler. Tarihe, Allah hükmeder ve O ne (s. 26) derse, o olur. Büyük Rus yazarı Tolstoy, bu sözü ispatlamak için iki bin sayfa yazmıştır. İnsanlar tarihi yönetemezler. Bunu ne siz yapabilirsiniz, ne de Napolyon, İskender gibi mağrur liderler. Bunu ancak Allah yapar. Bu böyledir. Yapmamız gereken, mümkün olan en iyi şekilde savaşmak, çalışmak ve bilincimizin ve kapasitemizin en üst düzeylerini ortaya koymaktır. (s.27)

 

(…) Zira Bosna’da şu anki durum son dünya savaşı ile mukayese edilemez. Bu, entelektüeller tarafından kabul edilen bir plânla önceden tasarlanmış, sistematik ve vahşi bir soykırımdır. Bu savaşın, ünlü Sırp entelektüelleri tarafından düşünülüp sahneye konulduğu gerçeğinin altını çizmek istiyorum. (s. 46)

 

(…) Ben Batı’nın müdahale etmediğini asla düşünmedim! (…) Batı buraya geldi, bizim elimizi kolumuzu bağladı ve çekip gitti. Batı’nın müdahalesi askerî ambargo koymak oldu. (…) Batı hem bizi korumuyor ve hem de kendi kendimizi savunmamızı yasaklıyor. (s. 55)

 

(…) Bugün Sırbistan’da ve Bosna Sırp Cumhuriyeti’nde hâkim olan rejimler uzun süremez. Kendiliğinden yıkılacaklardır. Bosna Hersek yeniden doğacaktır. (s. 60)

 

 

(…) Ne Sırbistan içinde Bosna Sırp Cumhuriyeti’ni ne de Hırvatistan içinde Hırvat Cumhuriyeti’ni kabul ediyoruz. Bosna-Hersek’in bütünlüğü şansını koruyan bir birliği kabul ediyoruz. Bosna Cumhuriyeti’ne gelince, elbette bu, çoğunlukta olan bir Müslüman nüfusu barındıracak, fakat bir İslâmî Cumhuriyet olmayacaktır. Tek şansı, Bosna-Hersek’e demokratik  cumhuriyetin yerleşmesidir. Bosna Cumhuriyeti demokratik bir devlet olacak, sık sık vurguladığımız gibi orada hiç kimse dini, milliyeti veya politik görüşü sebebiyle sürgüne gönderilmeyecek. (s. 61)

 

 

(…) Sırplar, toplumların ortak hafızalarında ebedî olarak soykırımlarla, katliamlarla, kadınlara tecavüzlerle, kültürel müesseseleri yerle bir etmeleriyle ve benzeri özellikleriyle kalacaktır. (…) Bizim insanlarımız ve kendimize ait ahlâkımız vardır. Onların ise teknikleri ve maddî üstünlükleri vardır. Burada gerçekten ruh ve madde mukayesesi sözkonusudur ve bu savaşta ruh galip gelecektir. (63)

 

 

(…) Asılardır büyük sınırda, dünyaların kesişme noktasında yaşayan, aynı anda her ikisine de aidiyet hisseden; akıl ve düşünce olarak Batılı, ruh ve duygu olarak Doğulu halkımın bir ferdi olarak doğdum. Bundan dolayı inancım odur ki, İslâm ve Müslümanlara hizmet ederken, aynı zamanda, tüm sağduyulu insanların hizmetinde bulunuyorum. (s. 66)

 

 

(…) Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak, bunu onlardan dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil. (s. 75)

 

 

 

 

(…)Eğer, dürüst olan ile kabiliyetli olan arasında bir tercih yapmak durumunda kalırsanız, dürüst olanı tercih ediniz. Bazılarınızın anlayacağı gibi, kabiliyetli insanlara ihtiyacımız olmadığını ima etmiyorum. Elbette ki, kabiliyetli olmalılar. Söylemek istediğim şudur: Eğer bir ikilemdeyseniz ve elinizde daha az yetenekli ancak kesin olarak dürüst bir birey varsa, dürüst olanı tercih edin, hata yapmayacaksınız. Büyükannem, biri hariç bütün torunlarını severdi. Garip bir biçimde, o torun içimizdeki en iyi talebeydi. Bir defasında ona sordum: “Büyükanne, neden Hasan’dan hoşlanmıyorsun. O içimizdeki en mükemmel talebe.” (s. 83) Şöyle cevap verdi: “Aliya, o kendine karşı mükemmel, ancak bana karşı değil. Üç bayramdır beni görmeye gelmiyor.” İnsanların mükemmel olmaları güzel bir şeydir. Ancak önemli olan kendileri için mi, halk için mi çalıştıklarıdır. (s. 84)

 

 

(…) Hatırlama gelişmiş ve medenî halklarla, geri kalmış ve ilkel halkları birbirinden ayıran bir şeydir. Medenî halkların anıları vardır. Önemli şeyleri hatırlayan halklar, tarih dediğimiz şeye sahip olurlar. (s. 88)

 

 

(…) Tüm büyük hakikatler sade ve tüm insanlar için makuldür. Onları anlamak için ne çok okumaya ne de eğitime ihtiyaç vardır. Sadece temiz bir kalp ve düzgün bir zihin yeterlidir.

 

 

(…) Bizler, Allah’ın izniyle, Bosna ve halkımız için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kendi devletimizi istiyoruz çünkü devletsiz bir ulus, evsiz bir aileye benzer. Allah, devleti olmayan bir halka mensup olmayı yasaklamıştır. (s. 89)

 

 

(…) Eğer bizler, başı dertte olan Müslüman bir halk değil de, Hıristiyan bir halk olsaydık, gerek Amerika’nın, gerekse Avrupa’nın cevabı daha sert ve kesin olurdu.

 

 

Ayrıca sözkonusu bir diğer şey, Batı dünyasının, konforun, servetin, zevk ve sefanın sonucu olarak ahlâkî yönden zayıfladığıdır. Onları doğrudan etkilemeyen bir adalet sorunu için riske girmeyi ya da ölmeyi istemiyorlar. Servet ve idealler birlikte yürümezler. Tarih, daima aynı hikâyeyi tekrarlar: Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.

 

 

(…) Bu jeopolitik konumda ve içinde bulunduğumuz şu durumda, radikalizm bizi yalıtılmışlığa götürür. (s. 204) Radikalizm, laf kalabalığına ve belagata indirgenebilir; oysa mücadele ve direniş hiçbir şeyle kıyaslanamaz. (s. 205)

 

 

İslâm Dünyası, sadece denizler, ırmaklar ve dağlarla değil; farklı menfaat ve etkilerle de parçalanmış durumdadır. Bunların tümünün aşılması hayli zor olacaktır. Bunu hiçbir zaman tam anlamıyla yerine getiremeyiz, fakat bu birlik için çalışmaktan da hiçbir zaman geri durmamamız gerekiyor. Her Müslüman ülkenin güvenlik ve kurtuluşu bundadır. (s. 226)

 

 

Aliya İzzetbegoviç, Konuşmalar, Klasik Yayınları, İstanbul, 2005 (5. Baskı)

 

Mehmet Yavuz AY

 

07.04.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05