BİZİ KİM YÖNETİYOR?

23.11.2018
Ayten DURMUŞ

İnsan iki zıttı tek bünyede birleştiren, tek kalbe sahip bir varlıktır.

İnsan; çamurdan (15/26), merhale merhale (71/14), en güzel bir biçimde (32/7, 95/4), tesviye edilerek, olgunlaştırıp yükseltilerek (15/29, 32/9), ilahi ruhtan verilerek (15/29,32/19), değişik değişik dillerde ve renklerde (30/22), ilahi fıtrat kodlanarak (30/30), neslinin oluşumunu hakir bir damla suya indirgeyerek (32/8, 95/5), işitmek, görmek, akletmek, anlamak ve sevmek özellikleriyle donatılarak (32/8) en mükemmel ve muhteşem biçimde yaratılmıştır.

Yine insan, bu bedensel olgunlukla beraber sayılabilecek daha pek çok güzel özellikle de donatılmıştır. Tüm güzel özelliklerinin karşısına ise; insanın iç dünyasını bir mücadele arenasına çevirecek, irade özelliğinin alt yapısını oluşturacak, seçebilme/tercih edebilme hakkının anlamlı olmasını sağlayacak şu özellikler de verilmiştir.

İnsan; aceleci (21/37), nankör ( 76/3, 80/17, 100/6), mağrur 82/6, 4/36, 31/18, 57/23), cimri (92/8), fitneci ( 85/10), hileci ( 86/15), dünya hayatını çok fazla seven ( 75/20,21, 6/27), iyiyi olduğu gibi kötüyü de seçim hakkı bulunan ( 91/8), zıtlaşmaktan hoşlanan ( 88/23,92/6), tuğyana, isyana, fesada eğilimli (89/11,12, 92/9), malı, mülkü çok seven (89/20, 92/8, 104/2,3, 100/8), güçten hoşlanan (90/5, 102/1), azgınlaşabilecek yapıda ( 96/6, 13/5), kendini müstağni ( Allah’a karşı ihtiyaçsız) gören ( 96/7), âciz (40/18), cimri (3/180,4/37,17/100), hainlik edebilen ( 4/107, 5/13, 8/27), zanlarıyla hareket eden ( 6/116, 10/36,49/12), yalan söyleyip iftira edebilen ( 4/112, 24/4, 49/11,12), kindar ( 3/118, 5/14,64,91, 9/15), çabuk öfkelenen (3/119, 9/15,22/15) gibi özelliklere de sahip bulunmaktadır.

Bütün bu özellikler, ilk bakışta da fark edileceği üzere, insanların kendilerinde bulunmasıyla mutlu olacağı güzel özellikler değildir. Ama, vardır. Yani insan iki zıddı tek bünyede birleştiren, tek kalbe sahip bir varlıktır. Tek kalbe sahip olması sebebiyle her zaman iki zıttan birini tercih etmek veya kabul etmek durumundadır.

İnsanın yapısı ile ilgili aktarmaya çalıştığımız bütün bu ön bilgiler, insanın kendisini tanıması için peşin peşin öğretilmiştir. Böylece kendisinin yapısı, yaratılışı ve fıtratı hakkında en doğru bilgiye ulaşan insan, kendisini tanımanın bir sonucu olarak, kendisini kontrol edebilecek, yaptıklarını ya da yapacaklarını değerlendirirken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu algılayabilecektir.

Bir insanın kendisini tanıması, bilmesi, anlayabilmesi en büyük bilgelik ise de insanoğlunun, insan fıtratı hakkında en doğru olan tek kaynaktan, yani insanın yapıcısı/yaratıcısı olan Âlemlerin Rabbinden öğrendiği bu bilgiler, onun kendi kendisini tanımasından başka şeyler de öğretir. Sosyal bir varlık olan insan, bu ön bilgiler sayesinde çevresinde bulunan insanların hangi özelliklerle güzel, hangi illetlerle malul olduğunu bilecek ve muhatabı olmak durumunda olan diğer insanların yapılarına göre davranış geliştirebilecektir.

Bu bilginin en peşin öğrettiği bir diğer şey de insanın tek boyutlu olmadığıdır. Yani insan, artılar ve eksilerle donatılmıştır. Bilgi ve düşünce dünyasında bunlardan hangileri hâkim olur, baskın olursa; davranış dünyasında ve sözlü dünyasında da onu görmek mümkün olur.

Yine bu bilginin öğrettiği bir diğer şey, en kötü durumda olan bir insanın bile, bilgilerinin ve düşüncelerinin düzeltilip arındırılması yoluyla, en güzel eylemleri yapan, davranışları hayranlık uyandıran bir insan haline gelebileceğinin mümkün olduğudur. Yani bu ön bilgiler, insan değişimi noktasında kapatılmamış umut kapısıdır.

Yine insanın yaratılışı, yapısı ve hem artı hem eksi olmak üzere yapısında mevcut olan özellikleriyle ilgili doğru bilgiye sahip olmak, insanı mutlaka sahip olması gereken, alçak gönüllülük ve haddini bilme özelliklerine sahip kılar.

Tüm bu bilgilerin insana öğreteceği en önemli şeyse insanın yaratıldığını ve yapısını idrak etmesidir. İnsan, kendi yapısını idrak etmenin sonucu olarak -BELKİ- yaşadığı şu hayat seyri içerisinde daimî olamayacağını idrak edebilir.

İNSANIN BEDENSEL VARLIK MERKEZİ

Tarihin en eski dönemlerinden beri gözle görülen varlıkların ve tabi insanın da yapısı üzerinde düşünülüp tartışılmış ve bu yapı incelenmeye çalışılmıştır. Günümüzün en yaygın görüşü, varlığın ‘toprak, su, hava, ateş’ adını verdiğimiz dört ana öğeden oluştuğu şeklindedir. Bazıları derler ki, buna beşinci bir unsur eklenecek olsaydı o da mutlaka ‘SEVGİ’ olurdu.

İnsan da varlığı itibariyle iki bölümden oluşur:

1-) Somut yanlarıyla insan, 2-) Soyut yanlarıyla insan. (Bu ayrım, değerlendirme yapabilmek içindir. Yoksa insanın bu yanları gül ve kokusu kadar birbirine aittir.)

Somut Yanlarıyla İnsan

1.a.-) Yapı maddesi itibariyle insan: Toprak + su + hava + ateş maddelerinin kendine has dengeli bir bileşiminden oluşur.   

1.b.-) Beden biçimi itibariyle insan: Beş bölüme ayrılabilir:

a-) Baş, b-) Göğüs, c-)Mide, d-)Cinsel Bölge, e-) Ayaklar

Bunlar üzerinde duralım:

a-) Baş: Beyin ve aklın bulunduğu kısımdır. Gıdası; doğru, yeterli ve gerekli bilgidir. Bunlar sağlanırsa, kendi kendini yemek zorunda kalmaz. Değilse eski ve yeni hurafeler kıskacındaki insan, akıllı bir insanın yapmaması gereken her şeyi rahatlıkla yapacak hale gelir. Sık sık görüldüğü gibi

b-) Göğüs: Kalp, vicdan, nefis ve gönlün soyut makamıdır. Bilginin düşünülüp, özümlenip bilinç haline gelmesini sağlamalıdır. Bunu yapabilir ve bu bilinç tüm azalarda eylem haline dönüştürülürse, gıdası tefekkür olan kalp, vicdanî huzuru sağlayabilir. Bu huzur bilinç ve eylem ile olduğu kadar gönüllü bir sevgi ile de sağlanmak durumundadır. Yani sevilmesi gerekenleri sevmek ve gerekmeyenleri sevmemek de bu huzur için gereklidir. Bunlar olmazsa sebebi bilinmeyen huzursuzluk denizleri insanları sağken tüketir.

c-) Mide: Yeterli, doğru ve helal rızık ile doyurulmalıdır. İnsan yetersiz beslenirse güçsüz, aşırı beslenirse obez olur.

d-) Cinsel bölge: Cinsel ihtiyaç da yeterli, doğru ve helal şekilde karşılanmalıdır. Bu ihtiyacın karşılanmama durumu, harama gidebilecek en kolay kapı ve pencere olarak hep bir kenarda durur.

e-) Ayaklar: İnsanın başka insanlarla birlikteliği ve ihtiyaçlarını giderebilmesi için gezip dolaşma, tanışma, bilişme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı az gideren asosyal olur. Çok gideren; doğru giderirse gezgin, yanlış giderirse aylak olur.

Bugün hayat, insanların ilk iki makamının ihtiyaçları unutulduğundan veya yeterli giderilmediğinden ve ağırlıklı olarak son üçünün ihtiyaçları doğrultusunda SINIRSIZCA yaşandığından insanlar adını koyamadıkları bir huzursuzluğun içerisindedirler.

(İnsanların bu beş makamını, devletler kategorisine aktarırsak aynı sırayla ‘Âdil Devlet, Erdemli Devlet, Emperyalist Devlet, Sapkın Devlet ve Türedi Devlet/Çadır Devleti’ olmak üzere beş tür devlete karşılık gelir, diyebiliriz. Bu anlamda her devletin durumu, yönetiminin ve insanlarının ağırlıklı olarak hangi tür insanlardan oluştuğu ile ilgilidir.)  

İnsan Bedeninin Soyut Merkezleri:

a-) Baş Merkezli İnsan: Beynin işlevi olan akıl ve bellek, bilgiyi öğrenir ve depolar. Bilgiyi belleğinde depolayan insan, bilgindir, bunlar bilgileriyle konuşur, izah eder, anlatır, öğretirler. Bu bilgi, düşünen akıl süzgecinden geçirilerek idrak boyutuna ulaşır ve insan anladığı şeyi kavrar, onu eylem haline çevirebilir. Düşünce teknesinden geçirilerek, kullanıma sunulamayan bilgi, un haline getirilmemiş buğdaydır, güzeldir, lakin kullanıma hazır değildir. Beyni-aklı-bilgisi bedeninin merkezi olmuş insan, diğer uzuvlarını bu doğrultuda kullanacaktır. Bilgiye ulaşacağı vasıtaları sevecek, onlarla vakit geçirmekten hoşlanacak yani bilgiyi içeren her unsur, onu mıknatıs gibi çekecektir. İnsanlardan bilgili olanlarla birlikteliği isteyecektir.

b-) Göğüs Merkezli İnsan: Bir insanın varlık merkezi göğüs kısmı ise, burada hükümran olmuş duygu ve düşünce hangi yöndeyse alacağı kararlar ve davranışları ona göre olacaktır. Akleden kalbin sunduğu hususların eylem haline geçebilmesi, insan sadrındaki/göğsündeki ‘nefis, kalp, vicdan, gönül’ makamlarının bu eylemi onaylaması veya onaylamaması ile mümkündür.

c-) Mide Merkezli İnsan: Vücudunun merkezi; midesi olan insanın, tüm çabası daha güzel ve leziz yemeye yönelik şekillenir. Bir yere gidecekken en güzel yiyeceklerin olduğu yeri seçecektir. Güzel yiyeceklerin bulunduğu yerleri sevecektir. Herhangi bir ziyaretinde, kendisine güzel yiyecekler sunulmuşsa, orayı sever ve kendisine değer verildiğini düşünür; değilse, kendisine değer verilmediği kanısına varır. Esasında böyleleri, hak etmedikleri şeylerin kendilerine sunulması yönünde de sürekli bir beklenti ve doyumsuzluk içindedirler.

d-)Bel Altı Merkezli İnsan: Bir insanın vücut merkezi, cinsel bölgesi olmuşsa, artık o insan şehvetinin kulu kölesi haline gelir. Ölçü, sınır, helal, haram tanımaz. Böyleleri, kendilerine göre her uygun vakitte karşı cinsten bahsederler. Şiirleri, fıkraları, şakaları hep cinsel merkezlidir. Bunlar da hakikati en zor gören, en zor işiten ve en zor anlayan kişilerdendir.

e-) Ayak Merkezli İnsan: Hayatını ayak merkezli yaşayan insanın en büyük arzusu gezmek tozmak, yeni yerler, yeni insanlar görmektir. Bunlar için gezilmeyen bir hayat yaşanmamış sayılır. Konuşmaya başladıklarında gördükleri veya gidecekleri yerleri anlatmaya başlarlar. Hayatın gayesini kaybetmedikleri sürece bu faydalıdır ancak gezmek için yaşamak haline gelmiş bir hayat elbette arzu edilen güzel ve uzun vadede pişman olunmayacak bir hayat değildir.

Bu sebeple sözün özü: Bir insan, kendi bedeninin bu bölümlerinden hangisini vücudunun merkezi haline getirmişse; hayata, eşyaya, insana, olaylara bakışı ve değerlendirmesi de o merkezden olacaktır. Soyut bedenin başkentine neyi hâkim kılmışsa gerisi onun yönetimine girecektir. Bu yüzden kişi, kendisini, vücut ikliminin hangi bölgesinin yönettiğine iyi bakmalıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye