22 Temmuz 2019 Pazartesi •

Bizde Her Seçim Niye Çok Önemli?

21.03.2019
Mustafa YILDIZ

Bizde Her Seçim Niye Çok Önemli?  / Mustafa YILDIZ

Avrupa ülkelerinde de sürekli seçimler yapılır ama, bizdeki gibi basılı ve görsel medyada bu kadar yer işgal etmez.Elbette seçim tarihi belirlenirken, sonuçlar ilan edilirken, yönetim değişikliği yapılmışsa şayet bu durumlarda halkı bilgilendirme adına seçimlerle ilgili bilgiler kamuoyu ile mutlaka paylaşılır.Normal olanı da budur zaten.

Seçimler genel olarak sessiz-sedasız geçer. Hatta bazı Avrupa ülke halkı seçimlere o kadar ilgisiz ve duyarsızdır ki, ilgiyi artırmak, seçmeni sandığa yönlendirmek ve katılımı artırmak için seçimler bazen hafta içine alınarak bir-iki güne sarkıtılarak yapılır.Maksat seçmen hafta içinde tatil yaparken sandığa da gitmiş olsun.

Seçimler yurttaşlar arasında ülkesine hizmet etme adına hayalleri/projeleri olanlar ile vatandaş statüsü kazanmış göçmenler bireysel taleblerini, kazanılmış hakları daha ileri boyuta taşımak amacıyla parlemantoyu aracı olarak kullanan göçmen vatandaşlar tarafından daha fazla ilgiyle takip ederler.

Vatandaşların büyük çoğunluğu seçimleri de ve seçilmişleri de çokta önemsemezler.Çünkü, kazanan ve seçilen kim olursa olsun, sistemin aynı minvalde devam edeceğine inanırlar.Sisteme ait tereddüt/endişe oluşmadığı sürece de seçmenler siyasete pek dahil olmak istemezler.

Mesela, yanılmıyorsam Belçika’da geçen dönemlerde yapılan seçimlerde “Irkçı” bir parti oyunu artırınca sistem hakkında tereddütler oluştu, dalbudak salmasına izin verilmeden parti derhal kapatıldı.

Genelde marjinal kalan “Irkçı partiler”e vatandaşı “Bölme ve ötekileştirmesine sebebiyet verebilir” endişesiyle daha işin başında bu kaygıları giderme ve barış ortamının bozulmasını önleme adına izin verilmez/vermezler.

Yani;Halkın büyük çoğunluğu seçilen siyasi kişiler hakkında bireysel olarak kaygı/endişe taşısalarda, rejimine ve sistemine büyük oranda güven duydukları, endişe taşımadıkları görülür. Bu nedenle sistemini tehlike altında görmüyorsa şayet, seçimi kim alırsa alsın çokta umrunda olmaz. Zaten, seçimler büyük oranda hizmete yönelik ve projeler üzerinden yürütülür.

Her seçmen şunu da bilirki seçimlerin sonucunda kim kazanırsa kazansın sistem;”Sosyal statüm, kazanılmış bireysel haklarım ile ilgili bir değişime ve hak kaybına izin vermez.” Buna inandığından seçimler  bizdeki gibi ölüm-kalım (Beka) sorunu olarak görülmez.

Ayrıca parlementerler ile çalışanlar arasında özlük hakları açısından da abartılı bir fark yoktur. Mesela; alınan ücretlerin GSMH’ya oranı Norveç’te % 7,6 Belçika’da % 10,6 İngiltere’de % 10  Litvanya’da % 5,4 Çek Cumhuriyeti’nde % 9 Ermenistanda % 5 Fransa’da % 10 Hollanda’da % 10 İspanya’da % 4 Almanya’da %14 iken, maalesef TÜRKİYE’de ise % 60,3’tür. Halbuki GSMH’ları bizden yüksek olup daha fazlasını da alabilirler.  Vekilllerimizin 2.020 TL.olan asgari ücrete inat, 2019’un ilk altı ayında alacakları maaş yaklaşık 23.000.TL.dir. (Yirmiüçbintürklirası)

Bir başka örnek;İngiltere’de Liman çalışanları “Sosyal hakları iyileştirme” gerekçesiyle yaptıkları büyük mitinge katılan iktidar milletvekillerine konuşma hakkı vermemişler, “Asiller burdayken siz konuşamazsınız, siz bizlerin vekili olarak ancak meclis kürsüsünden konuşursunuz.” diyebilmişlerdir. Keza, 1986 yılında sade bir vatandaş gibi eşi ile birlikte sinemadan çıkan İsveç başbakanı Olof PALME caddede vurularak öldürülmüştür. Yani, Avrupa’nın bazı ülkelerinde seçimlerle elde edilen ünvanlar/makamlar fazlaca özenilecek kadar cazip olmadığından, seçimişlerin çokta ayrıcalıklı olmadıklarını söylemek mümkündür.

Oysa bizde parlementer olmak demek;Sosyal statü olarak 1.sınıf vatandaş olma hakkı kazanma, devlet imkanlarına rahatlıkla ulaşabilme olanağı kazanma, dokunulmaz (Ayrıcalıklı Vatandaş) olma, halka tepeden bakma hakkı kazanma v.s.gibi… kısacası “Özel olmak” demek olduğundan her Türk Vatandaşının hayalidir vekil olmak.

Bizdeki seçimler bir yönüyle bu hayallere ulaşma, bu imkanlara sahip olma/elde etme vesilesi olacağından, bizde her seçim hayati öneme haizdir.Ayrıca, ilave olarak yaptırım gücü elde edilerek  belki de olmayan saygınlığınızı bile yeniden kazanma hakkı elde etmiş oluyorsunuz. 

Ayrıca, yamalı bir anayasayla ve zorlamalarla yürütülen rejimin kişiden kişiye farklılık göstermesi, kurumlar arasında sürekli yetki kargaşasının yaşanması, siyasi erkin mevki/makam tahsis etmede yetkili oluşu, kurumlar arası ve kurum içi görev değişiklikleri nedeniyle bürokratlarla yapılan güç/gövde gösterisinin sürekli yaşanması, yılların birikimine haiz olunsa dahi, personelin bir anda muhalif sayılarak görevinden alınabilmesi, tayin, terfi gibi yaptırımların da siyasetin ve siyasilerin yetkisi/tasarrufu dahilinde olması, çalışanların kaderinin bile siyasilerin iki dudağı arasında olması v.s.gibi….nedenlerden ötürü çalışanlar açısından bakıldığı zaman, her seçim dönemi bazı kimseler için korku ve endişe ile geçtiği, çalışanlar açısından hemen her seçimde bir “Beka” sorunu yaşadıklarını söyleyebiliriz.

Sanatına ve liyakatına güvenerek makamları hak ederek elde etmenin mümkün olmadığı, siyasi dayanağı olanların ehil olmasalarda yönetim kadrolarını işgal etmede avantajlı oldukları, tayin ve atamaların siyasilerin gölgesinde sürdürülmesi, yapılan bunca özelleştirmelere rağmen istihdamın halen devlet kurumları tarafından yapılması, özlük hakları bakımından da devlet kurumlarında çalışanların daha avantajlı olduğu ülkemizde elbette çalışan vatandaşlar ile iş bulma umudu taşıyanlar açısından seçimler, her zaman yeni bir ümit ve umudu doğurabilir beklentisi ile önemli bir yer tutar. Hatta önemli olmak zorundadır.

Bütün siyasi parti temcilcileri tarafından dillendirilen, toplumun arasında kin ve nefret duygularının körüklenmesine sebep olan, “Sosyal Devlet” ilkesiyle bağdaşmayan bu haksız uygulamaların son bulmasını temenni ediyorum.

Ama 31 Mart 2019’da ülkemiz de yapılacak mahalli seçimlerin bu beklentilerden hangisini gerçekleştirecek doğrusu merek ediyorum.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye