12 Aralık 2017 Salı

$ : 3.8401 • € : 4.5278 • A : 156.9300

Mustafa YILDIZ / Bilgi yeterli, Usul ve uslup da güzelse; yapılanlar da güzeldir..
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Bilgi yeterli, Usul ve uslup da güzelse; yapılanlar da güzeldir..

04.12.2017

Mustafa YILDIZ/Bilgi yeterli, Usul ve uslup da güzelse; yapılanlar da güzeldir.. Mustafa YILDIZ


Toplumu şuurlandırmayı kendisine dert edinenler, inancının gereği sayıp kendisini vazifeli görenler, bilgi hazineleri dolu olan, gerek yazılı ve gerekse sözlü olarak topluma söyleyecek sözü olanlar, bu hizmetlerini gerçekleştirirken, verim alma adına, söylediklerine ve yazdıklarına hassaten dikkat etmeleri gerekir.Bu nedenle de bazı hususlara/kurallara konumları gereği riayet etmelerinin de en azından söyledikleri kadar önemli olduğu da bilmemeleri zaten mümkün değildir.


Bu bir yasal zorunluluk değildir ama, madem ki hizmetten maksat verim almaktır, o zaman topluma karşı ahlaki bir sorumluluk taşıdıklarını unutmamaları icap eder..Hele hele bu hizmetler bir de “İslam dini” adına yapılıyorsa şayet, beklentiler iki katına çıkar.Genelde bu türden hizmetler “Ecir alma” gayesiyle yapıldıklarından (Makbul olanı da budur.) hizmeti sunan kişilerden daima “numune” olması beklenilir, Zaten örnek şahsiyetlerimiz olan bütün peygamberlerde bu minval üzere görev ifa etmişlerdir.“Sizden tebliğ karşılığında herhangi bir ücrette istemeyiz” demişlerdir.Enam:90, Yunus:72, Hud:29, Yusuf:104, Furkan:57, Şuara;109-127-145-164, Sebe:47, Sad:86, Şura:23…..demek ki; din hizmetler aslında gönüllülük esasına dayalı olarak yapılmalı ki, daha makul ve daha makbul olsun.Toplum nezdinde de daha fazla yararlı ve daha etkili olabilsin.Beklenti de hep bu yönde olmuştur.


Bunları kimse bilmiyor diye söylemiyoruz, bunlar bilinmesine rağmen, zülfiyare dokunulunca insanımız kendini kaybediyor.Bildiklerini unutuyor, kimlik ve kişiliği meydana saçılıyor, ağzından nahoş sözler çıkabiliyor, halk tarafından tasvip edilmeyen kaba davranışlar sergileyebiliyor ve binbir emekle yapılan hayırlı ve güzel hizmetleri yara alabiliyor, verimi düşüyor veya heba olabiliyor.Tabiki verilen emeklere yazık oluyor.Kamuoyu önünde cereyan etmişse eğer bu davranışlar, Bu sefer yapılanları durmadan “tamir etmek” ile uğraşmak zorunda kalıyor/kalabiliyor.


Bilindiği gibi 1.Dünya savaşı sonrası “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek, içe yönelen, dışa kapalı bir ülke görünümünde olan Ülke’miz;1948 de açılan İlahiyat Fakülte’lerinde dini eğitim verecek hoca ihtiyacını, yurt dışından getirilen hocalarla tamamlıyordu.Hem yetişmiş vasıflı elemanımızın olmayışı ve hemde ithal edilen hocalardan dolayı olsa gerek, dini bilgi kaynaklarımızın kahir ekseriyeti “Tercüme edilerek” basılan kitaplar vasıtasıyla yapılıyordu.Genellikle de Mısır, Pakistan, Süriye ve Suudi bölgelerinden gelen kitaplar ders kitabı olarak okunur/okutulurdu.Piyasada okunulan kitaplar da tercüme kitaplardı.Müslüman toplum bir nevi dinini öğrenirken, türkçe yazıp türkçe konuşuyor ama başka Ülke kültürüyle de düşünmeye çalışıyordu.Pakistan’lı, Mısır’lı, Suriye’li ve Suud’lu.v.s.gibi ilim adamlarının eserlerini okuduğu için, aynı zamanda düşüncelerinin de etkisi altında kalabiliyordu.Dolayısıyla zihin dünyası kendisi ile pekte barışık değildi.


Dini tedrisatımız, kısmen ezbere dayalı, taklitçi ve “kes yapıştır” şeklinde sürdürülüyordu.Ülke’ler arasındaki örf, gelenek, anane gibi kültürel farklılıklar nedeniyle, tabiatı gereği yorumların da farklı olması kaçınılmaz olunca, bol ihtilaflı görüşler ortaya çıkmaya başladı.Bu olumsuzluk ”Ümmetin ihtilafı rahmettir” denilerek, ve o günlerde yerine koyacak ta bir şeyimiz olmadığı için, ihtilaflar istenmeyerek te olsa, sempatik gösterilerek adeta meşru olmayan görüşlerede bir nevi hareket etme alanları açılıyordu.Halbuki dinimiz “Vahdet” diniydi.Halk bunu bilmemiş olabilir ama sanki birileri dini düşünce dünyamızda parçalanma ve bölünmelere adeta bilinçli bir şekilde zemin hazırlıyordu.


1984 te ikdidar olan Turgut ÖZAL hükümeti döneminde kaldırılan 141,142 ve 163 üncü maddeler ilahiyatçılarımıza tamamiyle olmamakla birlikte, kısmen de olsa bir hareket alanı ve ferahlık sağladı.O tarihlerden sonra İlahiyatçılarımızda yavaş yavaş görüş belirtip, ticari amaçla da olsa, kitaplar yazmaya başladılar.


Daha önceden okutulan tercüme kitapların, içeriklerinde bol miktarda “İsrailiyat” ve hatalı yorumlar olduğu halde, müfredatta yer alarak okutulmaları, insanımızın belleğinde uzun yıllar kalacak ve öğrenilen yanlış bilgilerin hafızalarında “Doğru bilgi” olarak kalmasına neden oldu.


İslam alimlerinin, yıllar öncesi sorunlara çözüm odaklı yaptıkları yorumların (İçtihatlar) ihtiyaca cevap vermede yetersiz kaldığını gören/fark eden, ancak sesini duyuramayan veya yalnız kalmış, ancak bu gün sesli düşünebilen, bize din diye dayatılanın aslında içinde büyük oranda “Şirk” kokan katkı maddelerin olduğunu tespit ederek, cesaretle söyleyebilen ilahiyatçılar ile dini konularla yakından ilgilenen gönüllü bazı kişilerin sesleri duyulmaya başlandı.Bunları görmek elbette Ülke’miz için hem kazançtır, hemde sevindiricidir.


Ancak yıllarca gerek doğru diye bilinen ve gerekse yanlış tercümeden kaynaklanan bilgiler ile yetişen insanımızda bu hal bir nevi alışkanlık haline gelmiş ve artık normalleşmiş, toplum tarafından da benimsenmiş iken birilerinin çıkıp, “bu zamana kadar öğrendiklerimizin çoğu eksik ve yanlıştır” deyip, anında herkes tarafından da tasdik edilmesini beklemesi gerçekçi olmasa gerek.Yılların alışkanlıklarını bir anda terk etmek çok zordur.Takdir edersiniz ki, yanlışı kabül etmek/ettirmekte o derece güç ve zordur.Böyle bir beklentinin oluşmasıda gerçekçi olmaz, hayalcilik olur.Çünkü; zaten toplumsal değişimlerde uzun zaman alırlar.Bu sebeplerle bu hizmetler uzun solukludur.Verim almak yıllar sürebilir.Dolayısıyla toplum mühendisliğine soyunanların son derece sabırlı olmaları gerekir.Fıtratı gereği aceleci olan insan davranışlarını sabırla kontrol etmesi gerekir.Zira “temsil”, tebliğden daha etkilidir.Tebliğ’de bilgi ve hitabet, temsilde ise sabır, azim ve metanetli olmak, olmazsa olmaz kurallardır.İşte şikayetimizde bu noktada başlıyor. 
Yanlışların üstü örtülsün diyemeyiz/demiyoruz da, ancak; öncelikli sıralamanın doğru tespit edilmesi gerekir.Yani evvela “burda bir hastalık var” diye, toplumun hasta olduğuna inandırmak/ikna etmek gerekir.Hasta olduğunu kabul etmiyorsa/etmemişse bir toplum, sizide, söylenenleri de önemsemez. Üsttelik sizi bölücü ilan eder.Bu sebepledir ki, bilgi, usül ve üslup çok büyük önem arz ederler.Her şeyin nasılki bir üsulu varsa, bilgi aktarmada da bir usulünün olması gerekir. 


Usul:Metod, Tarz, Yöntem, Asıllar, Kökler,Temeller, Prosedürler gibi anlamlara gelir.Bilgi: Malumat, ilgili konu hakkında yapılan araştırma, duyu ve görme organlarımızla elde edilen bilgiyle oluşan kanaatlerdir.Üslup ise;bir duyguyu, bir düşünceyi veya bir eylemi karşıya sözlü veya yazılı aktarırken takip edilmesi gerekli stil, tarzdır.Bir nevi bilgiyi karşıya aktarırken muhatabın hem gönlünü (Kullanılan dil) ve hemde gözüne (Temsil) hoş gelecek, bilgi seviyesi ve pozisyonuna uygun davranılması halidir.Buna kısaca “Edebi davranma” da diyebiliriz.”Edeb” kökünden gelen bu kelime kısacası; sözün terbiye edilerek dışa aktarılması/sunulmasıdır.


Düşüncelerinizln toplumda kabül görmesi için, sözlü ve yazılı beyanlarınızın olması lazım kabül, ancak davranış biçiminizin, insani ilişkilerinizin, (Güzel ahlak) etkisi hem kalıcı ve hem de daha inandırıcı olur. Mesela;Peygamber a.s.Hayatının her döneminde toplumda kabül görmesi, O’nun güzel ahlakı ile örnek insan olmasının birebir ilişkili olduğu da bir hakikattır..Bundan dolayı söyledikleri kısa zamanda kabül görmüştür.


“Eğer sen sert ve katı olsaydın etrafından dağılır giderlerdi” Al-i İmran:159.Bu “sert davranma” fiilen yapılacağı gibi, sözlü de yapılır.Mesela;her insanın kendine ait bir “Rab” tasavvuru vardır.Her insan bilgisi oranında hayal kurar ve “Rab” tasavvuru da böyle oluşur.Robotlar gibi herkese aynı format atılamayacağına göre tek tipleştirme mümkün değildir.Bu bilinmesine rağmen kendi gibi düşünmeyeni itham etme, küçümseme gibi tavırlar, insanı tiksindirir ve uzaklaştırır.Dışlama, ötekileştirme üsttelik aynı dinin mensupları oldukları halde, üsttelik kardeşler tarafından yapılıyor ise, bunun doğru kabül etmek elbette mümkün değildir.
Bir ve beraber olmanın her zaman önemli olduğu açıktır.

 

Öyleyse;Allah’ın ayetlerinde ki güzellik, zerafet ve letafete rağmen, bazen ayet söylerken bile, bırakın  ikna etmiş olmayı, aksine daha fazla kırıcı olmaya neden oluyorsak, burda hatayı bence haşa! ayetlerde arayacağımıza kendi hatalarımızda aramamızın daha doğru ve isabet bakımından daha makbül olacağını düşünüyorum. Şu da unutulmamalıdır ki, ”İnsanların sayısı kadar Allah’a giden yollar vardır.” yolları kapalı tutmak bize bir şey kazandırmaz.Vesselam.     

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kaya Giyim / Kalitede öncü giyim dünyası
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05