20 Ağustos 2019 Salı •

BEN ORUÇLUYUM

03.06.2018
Ahmet GÜRBÜZ

Bir hadis i şerif benim çok dikkatimi çeker.

“Oruç (sahibini koruyan) bir kalkandır. Oruçlu saygısızlık yapmasın, ahlaksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye, sövüşmeye kalkışırsa, iki defa ‘ben oruçluyum’ desin”.(Buhari)

Diyebiliyor muyuz, diyen var mı içinizde?

Zor olduğunu düşünüyorum. Ama hepimiz yüksek sıcağa rağmen, 18 saate varan, hatta sahura dahi kalkamasak da orucumuzu tutuyoruz, çok şükür.

Orucun vücubiyetine, farziyetine yakinen inanıyoruz. Çünkü kitab, sünnet ve icma ile sabittir. Bu konuda bir konsensüs var, hem fikiriz. Ancak muradına, faziletine, hedeflerine kavuşma konusuna gelince tembelliğimizden olsa gerek biraz sarsılıyoruz. Oysa asıl fayda o tarafta, o tarafa yoğunlaşmamız gerekiyor.

Peki, bunu nasıl sağlayacağız? Tek ve doğru adres, efendimiz (sav)in temiz sünneti ve yegâne mirası hadis i şeriflerde arayacağız.

“Allah’ın Rasulü (sav) kesin bir şekilde emretmeksizin insanları Ramazan geceleri namaz kılmaya teşvik eder ve şöyle buyururdu: İnanarak ve karşılığını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini namazla ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır”(Nesei)

Geçen akademisyen bir dostumla iftar öncesi toplantıda, önümüze servis açılmış beklerken; nefis terbiyesi için mi hazır sofranın başında toplantı diye takıldım. O da özetle, “Batı toplumları böyle bir eğitimleri yokken bile, bizden daha sabırlı, daha toleranslı, birbirlerine karşı daha saygılı, bunu trafikte, markette her zaman gözlemek mümkün” dedi.

Şimdi soru şu: Bu kadar derin bir iman varken, böyle muhteşem bir inanç sistemi ve ibadet rejimi varken, İslam toplumları neden bu vasatı sağlayamıyor, bu eğitimi veremiyor? İlahiyat fakülteleri artık varlık felsefesini aşıp, İslam’ın topal kalan sosyal yaşamıyla ilgili alanlarda çalışma yapması lazım. Öyle tahmin ediyorum ki, Türkiye de oruç tutmayanların içinde ciddi bir oran sırf İslami değerlerle uyuşamadığı için böyle bir yol tutmaktadır.

Ramazan, ruh terbiyemizle beraber, aile hayatımızda, sosyal yaşantımızda hatta ekonomik faaliyetlerimizde de değişim sağlaması lazım. İçerden dışa doğru bir iyileşme olması beklenir. Ama biz bunu da yönetmekte zorlanıyoruz galiba.

Bu ayda gündelik yaşamı rölantiye alıp, dünyalık telaşlara bir es vermek ve kendi iç yolculuğumuzu başlatmamız gerekirken, ayrıca bir Ramazan yoğunluğu yüklenerek daha fazla sosyalleşme, daha yoğun programlarla orucu ıskalıyoruz. Anlama ve idrak etmeye, ihya etmeye fırsat kalmıyor. İftarlarımız bir bürokratik teamüle dönüştü, soframızda fakirler yok. Sosyal yardımlarımız bir hedef gözetmekten ziyade görev savma refleksiyle ilerliyor. Her alanda olduğu gibi israf ve tüketim çılgınlığının önü alınamıyor.

“Nice oruçlu vardır ki onun orucu sadece açlık (ve susuzluktur).Nice gece ibadete kalkan vardır ki onun bu kalkışı sadece uykusuzluktur”.(İ.Mace)

İşte vedaya hazırlandığımız şu son on gün bütün bunların telafisi için önümüzde müthiş bir fırsat olarak duruyor. Hem bir sünnet i kifayenin ihyası, hem ömrün ve Ramazanın geçen kısmının muhasebesi, hem de iç yolculuğumuzu başlatma ve Orucu anlama/anlamlandırma gayreti için ‘İtikafa Niyet Ediniz’.

Müjdecim, Peygamberim (sav), hiçbir Ramazan yoktur ki İtikafsız geçirmiş olsun. Son on günün İtikâfı iki hac ve Umre gibidir buyurdu. Ve bize Kadir Gecesini bu günlerde aramamızı tembihledi. Selat ve selam, tahiyyat ü ikram onun, ehl i beytinin ve ashabının üzerine olsun.

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

1. Doğrusu biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesini(n fazîletini) sen nereden bileceksin?

3. (O) Kadir gecesi, (içinde Kadir gecesi olmayan) bin aydan daha hayırlıdır.

4. Melekler ve Rûh, onda Rablerinin izniyle (gelecek yıla kadar olacak hikmetli) her iş için iner de iner. 5. O (gece), tanyeri ağarıncaya kadar, (ibadet ehline) bir selam (rahmet ve esenlik)tir

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye